Kimsesizin kimsesi kim?

MAKALEYİ DİNLE

Bir vatandaş evinde odasında ölüyor.

Aradan iki ayı aşkın zaman geçiyor adamın öldüğünden kimsenin haberi yok.

Belki de yaşadığından da haberleri yoktur.

Alt kattaki işyeri sahibi tavandan kurtların dökülmesi üzerine bir gariplik olduğunu fark ediyor.

Eve giren polisler korkunç manzara ile karşılaşıyorlar.

Afyonkarahisar ’da yeni haber olan bir yalnızlık hikâyesinden bahsediyorum.

Trajik bir hikâyenin üç beş satırla haberleştirilip geçiştirilmesine ne demeli?

Bir hikâyenin üzerinden atlayıp geçmek değil elbette üzüntü veren şey sadece.

İnsanlık hallerimiz insan olma hallerimize galebe çalıyor.

Duyarsızlıklar kaşla göz arasında sıradanlaşıyor.

Komşuluk, akrabalık bağları meviza olmanın ötesine geçemiyor ne yazık ki.

Her Cuma namazında hutbede hatibin tekrarladığı yakın akrabaya gösterilmesi gereken hassasiyet camiden dışarıya çıkamıyor.

Komşuluk mu? Komşuluk yapmaya müsait bir yaşam şeklimiz mi kaldı?

Bu evlerle, bu sokaksız meydansız semtlerle mi?

Kimsenin kimseye sürünmeden geçtiği çok katlı binalarda insanlar hayat sürmüyorlar, sadece geceliyorlar.

Kapıları polis tarafından çilingirle ya da balyozla kırılarak açılır. Başka da kapılarını açan yoktur.

Mimarinin insani unsurları ne de çabuk unutuldu. Medeniyet güzellemesi yapıp duracağımıza, evimizi, sokağımızı, mahallemizi yeniden ihya etsek daha iyi olur.

Siz ahlakı ve kültürü mimariden, kılık kıyafetinizden, düğününüzden ve de cenazenizden yalıtırsanız geriye sadece betondan bir çaresizlik kalır.

Tabi bir de yalnızlığı kadavraya dönüştüren tavan arası.

Sahi sizin de içinize yukarılara bakıp bakıp hiç kurt düşmüyor mu?

BERHAYAT

Mustafa Akar’ın dördüncü şiir kitabını okuyorum birkaç gündür: Berhayat!

Ne kadar hayat bahşeden, ne denli şiiri canlı tutan bir isim.

Tıpkı daha öncekiler gibi. ‘Küçük Bir Gökada’, ‘Tenezzül’ ve ‘Tüm Nefesliler’ den sonra şiirin kılcal damarlarında dolaşan kan gibi sıcak, sıkı ve içten.

Zora talip bir şiir Akar’ın şiiri: “Sıkıntının bir şiiri varsa, ben onu yazmak isterim.” derken ‘sıkıntı’yı rahatça söyleyebilme hüneri gösterdiğini söylemeden geçmeyelim.

Yazdığı şiirin poetik yansıması da diyebileceğimiz ‘Peşrev’ şiirinde ‘edebiyatsız şiir’i işaret ediyor. Edebiyatsız şiir, hayatın kendisi, sahici ve gerçek olanı demektir.

Berhayat’taki şiirler tam da bu izlek üzere ilerleyen şiirler.

Şiiri bir hikayede aramak için yola çıkmamalı okuyucu, onu dizede aramalı ve aradığını bulduğuna okuyucuyu inandırmalı şiir.

Şu dizeye kulak verelim: ‘ Çay karıştırır gibi sevdin dünyayı’.

İşte bu dize kocaman bir şiirdir, peşine ardı arkası kesilmeyen onlarca dizeyi takan bir dize. Şimdi size kalkıp bunu anlatacak değilim elbet.

Dünyayı bir dize sıcaklığında kavrarsanız dünya kulağınıza şiirden anladığını sessizce fısıldayıverir.

Size ‘Tüm hayatı bir kediye dokunarak sevmenin’ ne demek olduğunu bilsem de anlatamam.

Ama ben size bunun yerine Mustafa Akar’ın “Dünyada Bir Aralık” şiirini birkaç kez okumayı tavsiye edebilirim.

“Kimse güzel ölmüyor diyor gazete /En güzel manşeti yüzün atar”. Ölüm ve dirim iç içe Akar’ın şiirinde; zira hayatın kendisi Akar’ın şiirindeki dizelere benziyor.

Sevgili okur, hayatı yüzünden okuyan bir şairden bahsettim sana.

Onun temize geçirilmiş şekli şu an masamda duruyor: Berhayat.

Oku derim sana. Oku dedikçe bir şairin bendeki şiiri çoğalır. Bir şairin okunan eski şiirleri okuyanın dilinde dua sayılsa yeridir. Yine ve yeni güzel şiirlere sevgili Mustafa kardeşim.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR