Kalitesiz siyaset

MAKALEYİ DİNLE

Ülke olarak, son 150-200 yıldan beri süregelen bir arayışın, bir çırpınışın içindeyiz. Osmanlı’nın son döneminden bugüne değin bu arayış, bu çırpınış sürüyor. Ayağa kalmak, toparlanmak istiyoruz, işlerimizi hale yola koymak, doğru düzgün bir şekilde yapabilmeye uğraşıyoruz güya. Geride kalmaktan dolayı içinde bulunduğumuz panik halini, işleyen ve verimli çalışacak bir sistemle giderip yine güçlü bir devlet olmak derdindeyiz 2 asırdan beri.

Nedir bu arayış, bu çırpınış? Kendi meselelerimize çözümler üretmek ve kendi dinamiklerimize, yapımıza uygun bir yol haritası çizebilmek. Başkalarının haritalarını gitmek istediğimiz yön için kullanmaya çalışıyoruz ama o haritalar başka bir yeri işaret ediyor aslında. Dolayısıyla gitmek istediğimiz yere varamıyoruz. Yani, emek harcamaktan, meşakkat çekmektense kolayına başvuruyoruz, kopyalıyoruz, bizim meselemizi başkası çözsün istiyoruz ve netice de alamıyoruz.

Aradaki fark açılıyor, daha da geride kalıyoruz. Böyle olunca da daha da fazla paniğe kapılıyor, adamakıllı işleyen bir sistem yerine “yaraya pansuman” tarzında çözümlerle sorunlarımızı geçiştiriyoruz. Aksayan, işlemeyen yönlerimizi tespit edip, bunları tedavi edecek ve daha iyi çalışmasını sağlayacak mekanizmalar kurmaktansa, bir yerlerden kopya çekmek kolayımıza geliyor. Falanca ülkenin eğitim , filanca ülkenin hukuk, öteki ülkenin ticaret beriki ülkenin sağlık sistemini alıp “kopyala-yapıştır” yapınca tüm dertlerimizin biteceğini düşünüyoruz.

Türkiye -AB ilişkileri ve bizim AB’ye üyelik maceramız da tamamen bu minvalde yürüyor. Tam üye olursak, birdenbire her şey düzelecek, işsizlik bitecek, gelirimiz yükselecek, eğitim sistemimiz iyi olacak, günlük hayat kalitemiz artacak, refah düzeyimiz yükselecek diye hayal kuruyoruz. “Bizim meselelerimiz nedir ve hangi çözümleri gerektirmektedir?”e kafa yormaktansa, bir başkasının çözümünü kendimize uydurmaya, daha doğrusu o çözüme uymaya çalışıyoruz. Beyhude çaba olduğunu hala anlayamıyoruz.

Toplumun eğitim ve bilinç seviyesini yükseltmenin bile bir yolunu bulamadık hala. Diploma vermekle bu iş olur zannediyoruz. Nitelik yerine her zamanki gibi niceliğe önem vererek hiçbir şeyi çözemiyoruz. İşin ilginci, ilçelere bile üniversite açıp, sonra da “plansız üniversite açılmış, işsizlik normal” diyen idareciler var bu ülkede. Herhangi bir konuda herhangi bir planımız, programımız, bunlara dair hesaplarımız ve bir sistemimiz yok maalesef. İşin daha da kötüsü, siyaset kurumu böyle bir planlamayı ve vizyonu ortaya koyacak kurumsal zekayı göstermiyor.

Siyaset önceden de çok kaliteli değildi. Şimdi ise nitelik ve zemin kaybı daha da belirgin ve siyasetteki aşınma, Türkiye’nin idareci profilini de giderek aşağı çekiyor. Öyle olunca da, meselelere çözüm üretme kapasitesi ve potansiyeli de giderek azalıyor. Kendi sorunlarını kendisi çözmek yerine, başka yerlerden medet umar hale geliyoruz. Veyahut başarısızlıklarımız üzerine bahaneler üretmeye girişiyoruz. Netice alamayıp sürekli konuşur haldeyiz.

İşte bu yüzden “işi ehline vermek” çok önemli. Siyaset tarihimiz adeta bunun aksini ispat etmeye çalışan uygulamalarla dolu. Söylemleriyle eylemleri birbirini tutmayan ve tutarsızlık arz eden idareciler, sorumluluk bilincine kavuşmadıkça ve toplum da, “hesap sorma” refleksine sahip olamadıkça, hatalarımızdan ders çıkaramayacağız, sorunlarımıza gerçek çözümler bulamayacağız.

Kendimizi, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” veya “tüm dünya bize karşı” aşağılık kompleksiyle aldatmak yerine, “biz yaparız” özgüvenine erişemedikçe, patinaj yapmayı sürdürürüz. Onun için de laf yerine iş üretmek ve amaca matuf çalışmak şart.

Ancak bu siyaset kalitesiyle, bu idareci profiliyle de şu anda bu mümkün görünmüyor maalesef.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

04

Ali̇ Kemal Aydin - Sevgili kardeşim Yorum ve muhakemelerine genel manada katılıyorum. Duygu ve düşünceni ifade edebilmen artısı ile eksi si ile bir ayrıcalık ve erdemliliktir. BİZİM VATAN ımızın MİLLET imizin ÜLKEM izin öncelikli olarak yapmış olduğun ve yapmaya çalıştığın bilgilendirme çalışmanı anlıya bilmesi anlaması için ne yapılması gerektiğini konusunda ÜLKEM in kendisini sorgulaması KALİTE ve TOPLAM KALİTE tanımını her konuda her manada algılamamız gerektiğini düşüncesindeyim. Şunun bir gerçek olduğunu yaşayarak algılaya bilecek kadar akıllı mıyız ??? DOĞRU doğrudur .Aynı şekilde YANLIŞ yanlıştır. Yoksa günün şartlarına göre SİYAH a beyaz BEYAZ a siyah demek mi doğrudur ???. Sonsuz SELAMLAR – SEVGİLER…..

Yanıtla . 0Beğen 04 Ocak 00:30
03

Ilhan - Simdiki politikacilarda ne olgunluk var ne sayginlik.... sokak cocuklari gibi hakaret ve asagilayarak üste çikmayi marifet zanneden anlayistakilerin...

cocuklarimiza ve genclere verecegi ne olabilir... zatide veremediklerinide itirafda ediyorlar...

Yanıtla . 0Beğen 04 Aralık 20:40
02

Dr. Abdullah - Ağzına sağlık burak bey.15-20 sene öncesinde faizli batıl sistemin devamından yana tavır alanlar,rüşvet yiyenler,torpille adamını kayırıp hak yiyenler,milletin parasını boş işlerde israf edenler din ve ahlak ile alakası olmayan fasıklar idi.BUGÜN BUNLARI NAMAZ KILANLAR YAPAR HALE GELDİ.YAZIK BİZLERE,ÇOK YAZIK.MÜSLÜMAN KELİMESİNİN İÇİNİ BOŞALTTILAR.

Yanıtla . 0Beğen 04 Aralık 16:31
Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR