Nerede ve nasıl?

MAKALEYİ DİNLE

Platon “İnsanın en büyük hikmeti şehir kurma hikmetidir” der. Bu bağlamda da insanların çevresini şekillendirme meşgalesi, çabası da mimariyi doğurur. Bu sadece bir şematik çizim değil, bir yaşam biçimini bütün yönleri ile ortaya çıkran bir düşünme ürünüdür hatta sosyal bir varlıktır. Bu canlılık ne ile anlamlandırılıyorsa şehrin boyutu, yapısı, biçimi ve ruhu da ona göre şekillenir. Ondan dolayıdır ki İslam irfanında “taşa, toprağa hürmet” vardır. Bu bakımdan atılan her adımı bir mesuliyet bilinci ile atmak en önemli ilke olmuştur. Bu mesuliyeti gereği de yeryüzünü imar ile mükellef kılınmıştır. Ve yeryüzünü bir mücadele alanı olarak değil geçici bir yurt olarak mamur hale getirmek için gayret etmesi istenmiştir. Bu gayret ne tabiat ile ne de diğer mahlûkatla mücadele ile değil, kendi fıtri çerçevesi içerisinde olmuştur. Bu balkımdan İslam Medeniyeti’nin ortaya çıkarttığı bütün büyük şehirlerin temelinde bu irfanı görebiliriz.

Bugün dünyanın her yerinde tabiatı hatta tanrıyı bile yenmeye kurgulu zihinlerin ürettiği kaotik bir dünyada yaşama mücadelesi veriliyor. Çünkü batılı zihin dünyasının egemenliği ile maddeyi ve gücü esas alan anlayışın çarpıklığından kaynaklanıyor. Bu zihinsel dönüşümün aksülamellerini hem insan doğasında hem de çevrede, yaşam alanlarında bizatihi yaşayarak müşahede ediyoruz. Hikmetten uzaklaşıldığı için kurmak yerine bozmaya daha çok meyilliyiz. Bugünün insanı için ortaya konulan yaşam alanları bir özgürlükten ziyade yaptırım gibidir. Çünkü insanın çevresini oluşturma, değiştirme şansı bulunmamaktadır. Yaşanılan alanların ruhi-akli düzeyleri çalkantılı hale sokacak bir karmaşa ile çevrilidir. Bu bakımdan belki maddi üstünlüğe sahip insan için manevi yok oluş beton kadar soğuk bir gerçek olarak çağdaş insanın korkulu rüyasıdır. Bu bakımdan ya şehirlerin bu korkulara teslim ederek tamamen kendimizden vazgeçeceğiz ya da kendimize doğru bir adım atacağız.

Bu adımı atarken, insanın seçme-karar verme sorumluluğunu zihnimize en belirgin şekilde nakşetmeliyiz. Çünkü bunu yaptığımız takdirde kendimizle ve çevremizle, yaşadığımız alanları paylaştığımız diğer canlılarla ve üzerinde durduğumuz toprakla barışacağız. Bu barışma bize adalet merkezli bir yaşam inşa etmenin imkânlarını verebilir. Öyle ki bu kaotik yapılaşma, açıkça gösteriyor ki bugünkü yaşam alanlarımız kurmaktan çok uzak bir zihnin ürünü olarak karşımızda duruyor. Bu derme, çatma özgünlüğü olmayan zihinler nasıl yeniden bir şehir kursun? Ancak kendi öz benliğini doğru tahlil edebilmiş zihinler; psikolojik ve sosyolojik, kültür ve medeniyet imkânları açısından yeni bir şehir anlayışı ortaya çıkartabilir. Şehirlerin yataylığı ya da dikeyliği değil nasıl bir dünya öngördüğünü sorgulayabilirsek, o vakit çözüm için çok katmanlı çalışmaları yapmaya koyulabiliriz. Bu çalışmalar yapılırken tarihsel bağlamdan teknolojiye, estetikten etiğe, kültürden irfana birçok temel meseleyi de yeniden ele almak gerekir.

Bu noktada birçok alt başlık çıkartılabilir. Her konu insanı bulmalıdır ki, insan da fıtri olana doğru yönelsin. İnsanı merkezine alan her çalışma özellikle bir şehri yeniden kurma noktasında yüksek ahlakla bütünleştiğinde çok önemli bir eşiği aşmış olacaktır. Kendimizi değiştirmeye karar verirsek, doğal olarak yaşadığımız alanlar da değişecektir. Kentsel dönüşüm gibi uyduruk bir değişim, dönüşüm değil bu. Şayet öyle olursa bugünkü gibi şehirler, insanı oluşturduğu dünya zindanında yaşamaya mahkûm eder. Elbette yaşam alanlarının kaderlerini sadece bir zümrenin eline bırakmak bu mahkûmiyeti perçinler. Ve unutmamak gerekir yaşadığımız hayatın her safhasından sadece yöneticiler sorumlu değildir. Nitekim bütün insanlar için kendine, temel olarak ‘nasıl bir şehir, nasıl bir yaşam alanı isteği’ sorusunu sormak elzemdir. Bu sorular soruldukça, gerçek katılımcılığın önü açılacak ve birlikte yaşadığı alanları tanzim etmede çok daha faydalı olacaktır. Bu noktada bir diğer önemli iş de sivil topluma düşüyor. Bir göz boyacılığından sıyrılarak “bilinç” oluşumuna katkı vererek, yeni bir şehir kurma, yaşanabilir bir şehir imar etme şuuru oluşturulabilir. İşte bu katkılar arttıkça şehirler tanınmaz olmaktan çıkarak tanınır hale gelecektir. Hoşça bakın zatınıza…

Taziye: Muhterem Ahmet Yılmaz ağabey’in kıymetli eşi, Mustafa, Arif ve Taha kardeşlerimin kıymetli Valideleri Düriye Yılmaz hanımefendi Hakk’ın rahmetine kavuşmuş. Merhumeye Cenabı Hak’tan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyorum. Allah makamını âli eylesin.

TAŞ GEMİ

Artık

“Kaybetmek yeni bir başlangıcın türküsü/

Kaybolmak yolda olmanın besmelesi/

Yine yenilebiliriz/

Ve yine kalkabiliriz düştüğümüz yerden/

Şarkılar gibi yeniden başlayabiliriz/

Yeniden” (Samet Aydın )

Notlar:

*Eser Gedik Aliye Akkılıç’dan, “Ela Gözlüm Ben Bu Elden Gidersem”i dinleyelim der. Gönül dolusu muhabbetle!

*Halil İbrahim Uzun, Alim Qasimov’un seslendirdiği “Küfr-i Zülfün” isimli gazeli dinleyelim der. Çok güzel bir icra…

Bize kadar

1-Aşık Paşa , “Bilmek, kendine gelmektir” der.

2-Konfüçyus, “Erdemli insanın üzerine titrediği şey karakteridir; bayağı insanın üzerine titrediği şey ise makam ve mevkisidir” der.

3-Celal Türer Hoca’nın “Ahlaktan Felsefeye Felsefeden Ahlaka” isimli kitabı Dergah’tan çıkmış. İlgilisine duyurulur!

4-Ali Haydar Haksal Ağabey’in “ADALETİ AYAKTA TUTMAK” isimli kitabı, MGV Yayınları’ndan çıkmış. Gecikmeyin, önemli…

5-Bu hafta “Good Time/Soygun” filmi var, merak unsuru ve ritmi düşmek bilmeyen bir koşu. Abi kardeş ilişkisinin naif kırılganlığı üzerine…

Dağarcık

Karaciğer tıkanıklığı için saparna, akciğerleri açmak için kükürt çiçeği kullanabilirsiniz. Gönlünüzdeki tıkanıklığı ise, üzüntünüzü, sevincinizi, korkunuzu, kuşkunuzu bir dosttan başka hiçbir şey iyileştiremez.” (F. Bacon’dan tadımlık)

TEKKE

Şu üç kişiyi istişare meclisinize sokmayın: Cimri, korkak, muhteris. Çünkü cimri, sizi sıkıntı ve darlığa düşmekle korkutup iyilikten vazgeçirmek ister. Korkak büyük işlere karşı azminizi gevşetir. Muhteris ise, zulme saparak size ihtirası iyi göstermeye çalışır. (Hz. Ali’den tadımlık)

Bir lahza:

“Bana öyle geliyor ki, herkes yaşamını, bir başkasının yaşantısını mahvetmek için kullanıyor.” (Guguk Kuşu’ndan)

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Cihan - Kim diyebilir ki artik sadece eski Turk filmlerde gorebildigimiz "mahhalle tarzi yapilasma" insana, cevresine ve topluma huzur vermez? Keske tarihi geri sarabilsek de o devirlerde yasayabilsem. Dar sokaklar, cumbali evler, mahalle camiinden gelen hoparlorsuz ezan sesi...

Yanıtla . 0Beğen 03 Aralık 12:36
Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR