Toplum duyarsızlaştı mı?

MAKALEYİ DİNLE

Dünya iki kutulu iken ülkelerde de bu iki kutba benzer kutuplar oluşmuştu. Özellikle gençlerin bir kısmı Sovyetler Birliği’nden esen, diğer kesimi de ABD ’den esen rüzgârın etkisindeydi. Buna göre de hassasiyetleri vardı. Böyle olunca sokaklarda her gün gösteri ve yürüyüşler olur, zaman zaman da iş çatışmaya kadar varırdı. Bir taraf, “Komünistler Moskova’ya” diye slogan atarken diğer taraf da, “Go home” (Git, defol) diyerek ülkemizdeki ABD varlığına karşı tepkilerini gösterirlerdi. Bu iş giderek karşılıklı çatışmaya varırken, bu çatışmalar aynı zamanda ülkemizde darbelere zemin hazırlamış olurdu. Bir başka ifadeyle gençlerin bu hassasiyeti bir takım çevreler tarafından kullanılırdı. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 müdahaleleri bu sürtüşme ve çatışmaya son vermek gerekçesiyle yapıldı ama neticede eski hava devam etti. Böylece 12 Eylül 1980 darbesi geldi. Denebilir ki gençlerimizin hassasiyeti bazı çevrelerce kullanıldı. Hemen belirteyim ki, gençlerimizin sürekli olarak birbirleri ile çatışmasını, birbirlerini öldürmesini tasvip ediyor değilim. Kullanılmaya açık da olsa gençlerimiz bir hassasiyete sahiptiler, buna dikkat çekemeye çalışıyorum. 12 Eylül 1980 darbesi ülkede öyle bir sonuç verdi ki, toplumun tüm hassasiyetlerinde kayıp yaşandı. Bir bakıma idealizm zayıfladı. Bugün gelinen noktada hassasiyetlerini yitirmiş bir toplum ortaya çıktı. Hemen belirteyim ki, hassasiyetleri göstermenin tek yolu elbette insanların birbiriyle çatışması, birbirini katletmesi değildir. Ancak, bir takım olumsuzluklar, özelikle de dış tehlike ve tehditler karşısında insanlar birbirlerini boğazlamadan ortak söz konusu tehlikeye karşı bir tavır koyabilmelidir. Söz gelimi 15 Temmuz 2016 gecesi sergilenen tavır tekrarlanabilir. Kaldı ki bu defa sergilenecek ortak tavırda bir çatışmaya da gerek yoktur. Kendi aramızda ne kadar farklı düşünüyor olursak olalım dış tehdit karşısında ortak hareket edebilmeliyiz. Eğer bunu yapamıyor, dış tehditler karşısında bile ortak bir noktada buluşamıyorsak sanıyorum bu durum sağlıklı değildir.

Günlerden beri ABD’nin ülkemize karşı terör örgütlerini silahlandırıyor oluşu üzerinde duruyor, bunun müttefiklikle bağdaşmayacağına dikkat çekiyoruz. Bu tavrın ülkemizi bölmeyi parçalamayı hedef aldığını vurgulamaya çalıyoruz. Dikkat çekmenin de ötesinde ABD’nin sergilediği samimiyetsiz, ikiyüzlü tavır karşısında her geçen gün öfkemiz biraz daha artıyor. Öfkemizin artışı ister istemez gençlik yıllarımı aklıma getiriyor. Gençlik yıllarındaki gençlerin iki safa ayrılmış olması birbirlerini peşin olarak düşman ilan etmiş olmalarındandı. Hâlbuki dış tehdit karşısında birbirleri ile boğuşmak yerine birlikte hareket edebilselerdi onca kan akmayacaktı. Geçmiş üzerinde duruşum geçmişe duyduğum bir özlemin sonucu değil. Bugün tek kutuplu dünyada ABD’nin ülkemizi ve İslam dünyasını tek başına yönetme arzusu karşısında ortak bir tavır belirlemek gerektiğini düşünüyorum. Dünyanın tek kutuplu hale gelmesi düşmanımızın düşmanlığının farkına varamamak anlamına gelmemelidir.

Sadece ülkemizin değil, gelişmekte olan ülkelerin tümünde birkaç istisna hariç ABD emperyalizmine karşı ortaya çıkan tepkisizlik kovboyu daha da küstahlaştırıyor, cüretkâr hale getiriyor. Hemen belirteyim ki, ülkelerin dış tehditlere karşı tavrını öncelikli olarak o ülkelerin yönetimleri belirler. Benim ortaya konulması gerektiğini düşündüğüm tepki, yönetimlerin alacağı kararları belirlemek değil, onlara toplumsal destek sağlamak anlamına geliyor. Çünkü dış tehdit karşısında iktidarda kimlerin bulunduğu önemli değildir. Mesele ülke çıkarı ise iktidarda kimlerin bulunduğu üzerinde durulmaz, durulmamalı. Bu arada toplumsal hassasiyetlerimizin zayıflaması yanında bir de dış tehditler iç politikada malzeme haline getiriliyorsa o zaman işler daha da kötü bir noktaya gidiyor demektir. Dış tehdit karşısında birlik oluşturmanın, iktidarlardan yaptıkları yanlışların hesabını sormamak anlamına gelmeyeceğini söylemeye gerek yok sanıyorum.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Abdurrahman Serdar - C Niteliksiz (bilgi,dini terbiye, Ariflik bulunmıyan, boş ) Müslümanlardan ne köy olur, ne kasaba. Her hadis ve tecavüz karşısında hÖDÜK gibi susar, tepkisiz kalır. Zira, öğrenebildiği ne bir ideal vardır, ne de bir kutsal. Sürüdeki koyunlrdan biridir. YONCAyı hangi yöne tutarsan, kuzu gibi o yöne koşar. 12 Eylül ve FETO'nun bıraktığı en kötü miras bu. Şuurlu Müslüman geçinenler çocuklarını VASIFLI ve İSLAMBİLİR ve yaşar olarak yetiştirmeli. Az kalınan DÜNYA yerine, EBEDİ kalacağımız UHRA HESABIna çalıştırmalı

Yanıtla . 2Beğen 02 Aralık 12:30
Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR