Minnetsizlik

MAKALEYİ DİNLE

Yayalara ayrılmış dar, girintili çıkıntılı, inişli çıkışlı ve iki kişinin birbirine çarpmaması için bi hayli çaba sarf etmeyi gerekli kılacak denli dar yolun insanlara göre sol, geri kalan her şeye göre sağ tarafında, araçların E-5 karayoluna dahil olduğu yerde kesif bir trafik … Çerçi sergisini andıran bu hengame içinde bir araçtan, lüks bir araçtan (markalarından hiç anlamıyorum ) bilindik bir türkü duyuluyor; Har içinde biten gonca güle minnet eylemem / Arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem…

Camları indirmiş, sesleri koyvermiş abimiz. Gam ve duman içinde trafiğe iştirak ediyor. Bilinmez meselenin gonca gülünde midir, harında mı, harnamesinde mi… Yalnız fena halde minnetsiz abimiz, nitekim altında ederini kestiremediğimiz gıcır gıcır aracı; hemen yanında tıkış tıkış geçmekte olan, daha doğrusu kursakta kalmış ekmek gibi dizilen metrobüs, müzik son ses, bangır bangır… Bir yandan birbirine girgin, bunaltıcı, senkronize olamamış korna sesleri… Dönüp bakıldığında aracının koltuğunda kendini türkünün ritmine kaptırmış minnetsiz abimiz görülebiliyor. Biz görmekle, duymakla, duyumsamakla, anlar gibi olmakla mutlu olabilen varlıklar onun hali pür melalinden ne anlarız. O bir kere minnetsiz.

Minnet, gördüğü bir iyilik karşısında kendini borçlu duyumsama, gönül borcu, gördüğü bir iyiliğe karşı teşekkür etme anlamına gelirken minnet etmek; birine bir şey için boyun eğip yalvarmak olarak kabul görür. Doğrusu kelime, eyleme döküldüğünde nasıl bu kadar dönüşebilir bilinmez. Bahsi geçen türden abilerin minnetsizliği, değil kula, Tanrı’ya dahi minnet duyma ihtiyacı hissetmemeleri anlaşılabilir bir şey. Çok bilinmezli bir denklem kurmak adına arabi, farisi bilmemeleri, sanki dile hakimmişçesine minnet de eylememeleri çok da anlaşılabilir olmasa gerek. Bilmemekten kaynaklanan bir cahil kibri mi dersiniz artık, sahip olduğunu zannettikleri şeyler karşısında herhangi bir değer tanımama mı dersiniz, ne takdir ederseniz… Bir yandan tek lisan tek insan, çok lisan çok insan teşviki makes bulurken, diğer taraftan biri yaşamsal biri niteliksel öneme sahip iki dilin bilinmemesiyle ilgili minnetsizlik fena halde anlamsız görünüyor. Doğrusu arapça ve farsça için hakkıyla bilmek iddiasında bulunamayız da dil hususunda elimizde olanla iktifa edecek kadar gamsız olamamışızdır. (Hem de İngilizce sebebine üniversite kadrosuna dahil olamazken böyle artistliklere soyunmak bizim için hayli gülünç olur.) Gerek şairinin, gerek sanatçısının ve gerekse bu arabalı , işli güçlü ve sarışın abilerimizin gamsızlığına gıpta ile bakmamak elde değil!

Tuzu kuru olan zevatın minnetsizliği kazanılmış bir minnetsizlik olsa gerektir. Kimlerin karşısında eğilip büküldüğünü bilmediğimiz, ama tahmin ettiğimiz bu türün insanı, altında lüks aracı, jeepi ve daha biraz evvel çıktığı rayında yürüyen işleri dolayısıyla minnetsizlik görüntüsü vermeye bayılır. Üstelik o türkü Ahmet Aslan ’dan ve nedense araç içinde dinlendiğinde anlamlı gelir bunlara. Meymenetsizdirler bu abiler, aman, minnetsizdirler. Bizler yani yürüyebilme imkanına sahip olduğu için yüce yaratıcıya karşı minnet duyup şükredenler, bir yandan yürümeye devam ederken, diğer yandan abimizin aracından imbik imbik süzülen türkü nağmelerinden istifade ediyoruz; Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi / İblisin talim ettiği yola minnet eylemem… Hele hele. Otobanı sırat-ı müstakim mi zannediyor acaba bu abiler diye düşünmeden edemiyor insan. Yahut sırat-ı müstakimin kendilerine beş şeritli otoban olarak tahsis edileceğini falan mı sanıyorlar? Yok eğer öyleyse iblisin talim ettiği yol yayalara ayrılmış (arasıra motosikletlerin de tırmanıp sollama yaptığı) bir metrelik yamuk yumuk yol mu oluyor? Bir yandan tabi rahimi gözetmek nasıl bir şey diye takılıyor kafaya. Biz esasen Rahim olanın bizi gözettiğini sanırdık. Gözetmenin karşılıkları gözden geçirildiğinde ‘özen göstererek koruyup kollamak, bakmak’.gibi anlamlarla karşılaşılıyor. Demek güçlerin üstünde de güç varmış demeden yürüyoruz.

Aslında bir örneğin ötesinde kimsenin minnetine sardırdığımız yok. Sadece bu kadar minnetsizlik insan için biraz fazla gibi görünüyor. Hem de minnet hissi için biz garipler en fazla ‘Minnet etmem kasaba, keser, elimin etini yerim’ diyebiliyorken yükünü tutmuşların varlık içinde minnet eylememe söylemine sarılmaları garipseniyor. Bütün bu anekdot ne sözlerin sahibini, ne dile getireni ne de bir misal olarak gösterilen dinleyeni hedef alıyor. Hedef sanırım bizzat kendimiz oluyoruz. Zira insanın insandan gayrı nesi var? Yine Nesimi’ye yahut sözlerine yönelik laf etmek elbette haddimiz değil. Zaten kendisi Arapçaya da Farsçaya da ziyadesiyle hakimdir. Lakin sözlerini duyan, sözlerini şarkı – türkü sözü olarak dinleyen zevatın minnetsizliği tekerlerine taş deyinceye kadardır. Nihayet bir kazada yardım dilenmek, kaza söz konusu değilse hala yaşayabiliyor olmak minnetten başka bir şey olmasa gerektir. İnsan yaratıcısına da insanlara da muhtaçtır. Artistlik garibana kadar gardaş…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR