İslâmî edebiyat ya da edebiyatın İslâmcası

MAKALEYİ DİNLE

İnancı en beliğ şekilde anlatma sanatı olarak, medeniyetin temel taşı ve ruhu olarak edebiyatın ve bu edebiyatı yaparken İslâmî bir tahassüsle söylenen sözün sözün adıdır İslâmî Edebiyat. İslami duygu, heyacan ve hassasiyetle yapılan edebiyat.

Medeniyetin en temel unsurları, “inanç, hukuk, ahlak, sanat ve edebiyat” tır . Bu unsurlar, aynı zamanda beşeri tekâmülün ve insanların refaha ermesinin olmazsa olmazıdır. Bir toplumda “inanç, hukuk, ahlak, sanat ve edebiyat” etkinliğini yitirir ve çökerse, o toplum maddi olarak ne kadar güçlü de olsa yıkılmaya, yok olmaya mahkûmdur. İşte medeniyetin inşasında edebiyatın önemi neyse, İslâm medeniyetinin inşasında da İslâmî Edebiyat’ın rolü öyledir.

İslâmî Edebiyat’ın başlangıç noktası Kur’an-ı Kerim’in söz mucizesidir. Bu büyük mucizenin kalplere çarptığı an uyandırdığı histir, duygu yoğunluğudur. Beşeri yeteneklere meydan okuyan, dengi bir harfin ortaya konulamadığı fesahat ve belâğatıyla insanlığa yön veren Kur’an Edebiyatı, İslâmî Edebiyat’ın ilham kaynağıdır.

Kur’an Edebiyat’ını, Sahabe efendilerimiz vasıtasıyla bize ulaştıran Nebevi Edebiyat ikinci kaynağıdır İslâmî Edebiyat’ın. Ümmü’lKurâ’nın ( Mekke -i Mükerreme’nin) yani şehirlerin efendisinin içinden çıkan o büyük efendinin, resul-ü kibriyanın, hatemü’n-nebiyyin’in mübarek dudaklarından dökülen sözlerdir Nebevi Edebiyat ve İslâmî Edebiyat’a can suyu olan.

Ümmü’lKurâ’nın içinden çıkan ve tüm âleme efendi olan sevgili Peygamberimiz şöyle bahseder sözün gücünden: “Allah’ın bana verdiği bilg ve beni vazifelendirdiği dünya görüşü, boy yağmura benzer. Onu cins toprak alır, ekinleri ve meyveleri çıkarır. Sert arazi de biriktirir. Allah böylece de onunla insanları faydalandırır; ekin ve hayvanlarını sular, kendileri içer insanlar. Aynı yağmur bir araziye düşer ki, kaybolup gider, ot ekin de bitirmez… İşte bu, şunu anlatır: Allah’ın dininde kavrayışlı olan, benim sunduğum bilgi ve nizamdan faydalanır ve başkalarını da faydalandırır. Ama buna kulak vermeyen ve akıl erdiremeyenler, anlamadığı için de benim getirdiğimi kabullenmezler.”

Hassân b. Sâbit ve Abdullah bin Revâha’yla savaş meydanlarında düşmana korku verendir, Kâ’b b. Züheyr’le “Kaside-i Bürde”dir, İmam-ı Busayri’yle “Kaside-i Bür’e”, Yusuf Has Hacib’le “Kutadgu Bilig”, Edip Ahmed’le “Atabetü’l-Hakayık”, AhmedYesevi’yle “Divan-ı Hikmet”, Mevlânâ’yla “Mesnevi”, Yunus Emre’yle “Risalet-ün Nushiyye”, Fuzuli’yle “Su Kasidesi”, Şeyh Galib’le “Müseddes Na’t-ı Şerif-i Nebevî”, Nâbi’yle “Sakın Terk-i Edepten”, Ebu’l-Hasen en-Nedvi’ye diriliş, Mehmed Akif’le “ Çanakkale Şehitleri”, Sultânüşşuarâ Necip Fazıl’la “ Sakarya Türküsü”, Ali Nar Hocayla “Yeni İslam Gençliği’neMesaj”dır İslâmî Edebiyat.

“İslâmî Edebiyat’ın hedefi İslâm’ı telkindir. Bu telkin nüvesini taşımayan İslâmî Edebiyat olamayacağı gibi, taşıdığı bir ciddi mesaj olmayan söz ve eser de edebî olamaz” der Şeyh Nedvi ve şöyle devam eder: “İslâmî Edebiyat, insanı, hayatı ve dünyayı İslâmî tasavvura göre yorumlar. İslâm’ın doğuşundan bu yana İslâmî Edebiyat bir vakıadır, özünü vahiy ve nübüvvet nurundan alır. Ümmetin kılavuzudur ve bu Allah huzurunda sorumluluktur. İslâmî Edebiyat, tamamlayıcı bir edebiyattır. Mefhum ve şekil bütünlüğü olmadığı takdirde mükemmelliğe ulaşamaz. İslâmî edebiyatçılar ümmetin duygu ve düşüncelerinin güvencesidir. Yeterli İslâm ilimleri ve doğru inancı taşımayanlar bu emaneti taşımaya güç yetiremezler. İslâmî edebiyatçılar İslâmî değerlere ve ilkelerine bağlıdır.” Ali Nar Hoca ise “İslâmî Edebiyat, İslâm duygu ve düşünceyle yapılan bir söz sanatıdır. İslâm’dan ve onun kutsallarından direk söz etmeseniz de onun ruhuna uygun olarak Müslüman ediplerin yaptığı edebî faaliyetlerin tümü İslâmî Edebiyat kavramının içine girer” der ve bize ufuk çizer.

Yolunuz yolumuzdur Şeyheyn.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder


Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR