Ekonomik krizin neresindeyiz?

MAKALEYİ DİNLE

Türkiye, krizler ülkesi. Demokrasiye geçiş diye tarif ettiğimiz 50 yıllık süreç içinde, demokrasiye bir türlü geçiş yapamayarak bu hususta bir dünya rekoru kırdığımız da kesin. Üstüne üstlük, bu süreç içinde, darbe, muhtıra, e-muhtıra, post modern darbe, FETÖ kalkışması vb. türde, siyaseti dizayn etmek için türlü türlü manevralar yapılmış.

Her darbede, ülke ekonomisi 20-30 yıl geriye gitmiş. Göstergeler sapmış, ekonomik parametreler mahvolmuş.

Bu süreç içinde, belki de binlerce esnafımız mağdur oldu, binlerce sanayicimiz kapısına kilit vurdu. Binlerce işsiz piyasalara döküldü, binlerce yuva yıkıldı. İşin ekonomik boyutunu bir kenara koyun , insani ve vicdani sorumluluğu bile dağlar kadar ağır bir süreç bu yaşadıklarımız. Türk sanayicisi, yatırımcısı krizlere karşı şerbetli durumda. 2001 krizinde bir esnaf dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in önüne yazar kasayı, Cumhurbaşkanı da Anayasa kitapçığını masaya fırlatınca psikolojik eşik aşılmış ve bir anda tüm ekonomik parametreler dip yapmıştı. Hele dövizle borçlu olanlar, bir gecede mahvolmuştu.

Bu süreç içinde sözde bankalara çeki düzen verildi, sağlıksız finans sistemine müdahale edildi. O dönemin batak bankaları, bu milletin sırtına neredeyse 50 milyar dolarlık bir kambur bindirdi. Mevcut hükümet yetkilileri her şeyi güzel yaptıklarını iddia ediyorlar ama görünen o ki, değişen bir şey yok… Kriz dönemindeyiz ama bankalar yine bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Küresel kriz tüm ağırlığıyla piyasaları kasıp kavururken, bankalar verdikleri üç kuruş kredilerde bile esnafın, sanayicinin boğazını sıkmaya çalışıyorlar.

Prof. Dr. Osman Altuğ’un ifadesiyle, dünyayı 20-30 senedir finans ve enerji sektörünün getirdiği sermaye birikimi yönetiyordu. Bankacılık sistemi, üretim ekonomisini desteklemesi için varolan bir sistemdir. Üretimin çoğalması, esnafın rahatlaması, sanayicinin tıkandığı noktada yatırımlarına devam etmesi için vardır. Ama bankacılık sistemi, tüm mantalitesini “karlılık” nosyonuna göre ayarlamaya kalkışırsa, bu sistemin çarklarında bir terslik vardır.

15 Temmuz hain darbesinden bu yana, piyasalarda müthiş bir durgunluk hâkim. Birçok küçük esnaf kapısına kilit vurup, iflaslarını istediler. Büyükler de ayakta durabilmek için bin dereden su getirmeye çalışıyorlar. Piyasalar dönmüyor, karşılıksız çıkan çeklerin ve senetlerin yerini protestolar alıyor.

Bendeniz gazetemizin ilaveler editörlüğünü yapmaktayım. Bu nedenle reklâm servisimizin acar elemanlarının aldığı müşteri randevularına da katılıyorum.

Kendisiyle röportaj yaptığımız bir inşaatçı firmanın yönetim kurulu başkan yardımcısı “15 Temmuz’a kadar, Bağdat caddesindeki yatırımlarımızda ayda 15-20 müşteri bulabiliyorduk. Ama 15 Temmuz’dan bu yana sadece 3 satış gerçekleştirebildik” diye dert yakınıyordu.

Küresel durgunluk hala devam ediyor.

Bu süreç içinde Başbakanlığı dönemimde Tayyip Erdoğan, “Kriz bizi teğet geçecek” açıklamasını yapmıştı.

Kriz maalesef bizi teğet geçmedi. Deldi geçti…

İşsizlik sayısı 3 milyon civarında… Gelinen noktada dolar 4 lira barajına doğru koşuyor. Bir çeyrek altının fiyatı 260 lirayı bile geçmiş durumda. Benzine ve mazota yapılan zamlar dolayısıyla enflasyon hedefi de tutturulamaz düzeye erişmiş durumda.

Bekliyoruz… Türk ekonomisini cilalayan, pohpohlayan yandaş medyaya inat, bir esnafın yazar kasasını Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da önüne fırlatacağı günü merakla bekliyoruz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Nedim Odabaş - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR