Algı Operasyonu Başarılı Oldu mu?

MAKALEYİ DİNLE

Geçen yazımızda “Zindan Adası” filminden bahsetmiştik. Bazıları filmin konusu için, “Aldırma yahu, bu bir film” diyebilir. Ancak ben böyle demeyenlerdenim. Ülkelere hâkim olmak üzerine hesabı olanlar, o filmde işlenen projeyi değişik metotlarla bütün dünyada uygulamaya kalkıştılar. Dünyamızı âdeta bir film platosuna dönüştürdüler. Söz sanatını sihir gibi kullandılar. Filmlerle, dizi filmleriyle, operayla, tiyatroyla, müzikle, dansla “algı operasyonu” yaptılar. İnsanların beynine, kalbine tesir ettiler. Onları istedikleri gibi düşünmeye, davranmaya yönlendirdiler. Peki, bu operasyonda başarılı oldular mı? Bu sorunun sonundaki soru işaretini şimdilik kocaman büyüterek gözümüzün önüne koyalım ve yurdumuza gelelim: Ülkemizde “Yeşilçam” denilen sinema sektöründe ve daha sonra o sektörün uzantılarının ürünü olan TV’lerdeki dizi filmlerde çokça “hacı, hoca, sofu Müslüman” tiplemesi ve kültürüne bağlı Müslüman hanım figürü işlendi. O tipler ekseriyetle, itici, bayağı tipler olarak takdim edildi. Filmlerde rol alan o tiplerin başındaki takke , yüzündeki sakal, ayağındaki şalvar zihinlere “itici objeler” olarak kazındı. Başörtülüler, filmlerde “hizmetçi” rollerinde gösterildi. Bu devran bir sene, iki sene değil, neredeyse altmış sene böyle döndü. Yakın tarihte, civarımızda “yazlık sinema platoları” kuruldu. DEAŞ (İŞİD, ya da her ne ise) diye bir örgüt sahneye çıktı. Onların yaptıkları yüzünden, tıpkı Yeşilçam filmlerindekiler gibi, sakallı, şalvarlı, tesettürlü, çarşaflı kimseler zihinlere negatif figürler olarak kazınmak istendi. Kobanili kadının çarşafı çıkarıp yere fırlatması da o filmin bir parçasıydı. Hâkeza birçok Avrupa ülkesinde ferace, peçe ve burkanın yasaklanması da… Bazıları için, o örgütü sırf bu algı operasyonu için kurmaya değerdi. Elde edecekleri neticeyi görünce harcadıkları paralara acımadılar. “Eserlerinden” memnun oldular.

Yeşilçam filmlerinde ve daha sonraki TV dizilerinde ve DEAŞ gibi örgütlerler vasıtasıyla açık hava platosunda uygulanan “algı operasyonu” başarılı olacaktı. Bizim şehirde birkaç cami yaptırmış Hacı Ağa bile fabrikalarındaki sakallı, şalvarlı işçileri çıkarıyor. Kirli sakala bile izin vermiyor. Kulağı küpeli, üzerinde yırtık pırtık kot pantolon olanlara ses çıkarmıyor, ama sakalıyla çalışan işçilerin iş akdi feshediliyor.

O filmlerde, dizi filmlerde ve DEAŞ’ın yaptıkları yüzünden nice kimsenin bu ülkenin bin yıllık kültürünün temel parçası olan çarşafa, peçeye bakış açısı değişebiliyor. Şu bir temel gerçektir ki, Selçuklu ve Osmanlı devrinde hanımların dış giysisi âyet-i kerimede belirtildiği üzere peçeli çarşaf idi. Diriliş Ertuğrul, Payitaht Abdülhamid gibi dizi filmlerin tarih ve kültür danışmanları her kim ise yanlış yönlendirmişlerdir. Sultan Abdülhamid devrinde bile hanımlar o dizideki gibi kıyafetlerle sokağa çıkmıyorlardı. (Hele Selim Paşa gibi bir Osmanlı paşasının kızı Theodor Herzl gibi bir Yahudi ile saçının bir kısmı gözükür vaziyette, çarşafsız peçesiz asla görüşmezdi. Bu sahneler bile o devrin hanımlarına hakârettir. Her ne ise bu ayrı bir konudur. Şimdilik kapatalım…) Üzerlerinde çarşaf vardı ve yüzleri peçeli idi. Hıristiyan ve Yahudi hanımları da öyleydi, yalnız onların çarşaflarının rengi değişikti. Ni’metü’l İslâm Müellifi Mehmed Zihni Efendi, eserinde, kendilerinin de bütün hanımların çarşaflı olduğu devreye yetiştiklerini söyler. Gaziantep’teki kurtuluş savaşı, iki Fransız askerinin bir çarşaflı hanımın peçesine el atmaları üzerine patlak vermiştir. Hanımın oğlu Kâmil, yerden kaptığı bir taşı Fransız keferesinin başına yapıştırmış, diğer kefere de Kâmil’in kalbine süngüsünü saplayarak şehit etmiştir. Fransız kumandan başlarına geleceği anlayarak Kâmil’in babasına kan bedeli olarak ağırlığınca altın vermeyi teklif etmiş, ancak bu yiğit Müslüman, “Bu iş artık namus meselesidir. Sizinle görülecek hesabımız var!” Diyerek teklifi şiddetle reddetmiştir. Kahramanmaraş ’ta da benzer hâdise olmuş, Sütçü İmam, çarşafa el uzatan işgalci Fransız keferesinin alnının ortasına kurşunu sıkmış ve ondan sonra kurtuluş mücadelesi başlamıştır. Ama o filmlerle, algı operasyonu ile iş o hale geldi ki, kayınvalide çarşaflı gelinini evine kabul etmemektedir. Okul kitaplarında çarşaflı hanımların üzerine çarpı işareti konulmaktadır. Peki, “Zindan Adası” filminde işlenen projenin bir benzeri, filmlerle ilaçsız beyin yıkama ve algı operasyonu başarılı oldu mu? Cevabını siz verin…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR