“Eğitim bölgesi ve sınavsız mahalli yerleştirme sistemi”ne dair değerlendirmeler

MAKALEYİ DİNLE

TEOG sınavı kaldırıldı yerine kısa adı MYS olan “ Eğitim Bölgesi ve Sınavsız Mahalli Yerleştirme Sistemi” getirildi. Ülkemize, milletimize ve çocuklarımıza hayırlı olsun.  

Şimdi bu yeni sistemi zihnimizde oluşturduğu sorularla birlikte ele alalım:

Sisteme göre öğrenciler ikamet ettikleri adrese en yakın okula yerleştirilecekler. Bunun için öğrencilere mahallesindeki veya ikamet ettiği yakın çevresindeki beş okulu tercih etme hakkı verilecek. Öğrenci bu beş okuldan birine yerleştirilecek.

Sistemin omurgasını bu madde oluşturuyor. Esasında hiç de fena değil. Hatta olması gerekenin bu olduğu üzerine akl-ı selim sahibi herkes mutabık da kalabilir. Her defasında örnek ve model olarak lanse edilen Finlandiya eğitim sistemi de bu esasa göre düzenlenmiştir. Ancak mesele Türkiye olunca bu adrese dayalı sistemin çok da adil olmayacağı görülecektir. Çünkü Türkiye’de bırakın iki şehir arasındaki okulların başarı sıralamasının birbirinden çok farklı olduğunu aynı şehrin iki yakın mahallesi arasında bile başarı sıralamasında çok ciddi aralıklar söz konusudur. Hatta aynı mahalledeki okullar arasında dahi başarı seviyesinde farklılıklardan söz edilebilir. Bu hususta ilgili istatistiklere bakmak yeterlidir. Durum böyle olunca bu sistem aileleri endişelendirecek ve onları yasal veya yasal olmayan birtakım yeni kararlar almaya sevk edecektir. 

İki günden beri medyada söylendiği üzere başarısı hakkında mutabık kanılan okulların bulunduğu semtlere ve mahallere göç hareketi başlayacaktır. Bu durum belli bölgelerde emlak piyasasını canlandırmakla birlikte kira ve ev fiyatlarında şişirme bir maliyeti de beraberinde getirecektir. Diğer taraftan bu türden göç hareketlilikleri sosyo-ekonomik birtakım sonuçlar da doğurmaya açıktır.

Adrese dayalı sistemin iyi taraflarını da görmek gerekir. Her şeyden önce gençlerin zamanı özellikle büyük şehirlerde servislerde veya ulaşım araçlarında heba olup gitmeyecek. Gençlere kalan bu vaktin çok daha verimli biçimde kullanılması sağlanabilir. Servis ücretleri esasında aile bütçesine çok önemli maliyetler yüklemektedir. Bu sistem sayesinde aileler maliyeti yüksek servis ücretleri ödemekten kurtulmuş olurlar.

 Yeni sisteme göre öğrenci, istemediği okul türüne yerleştirilmeyecek. Öğrencilere beş okul tercihi verilmesi onlara aynı zamanda okul seçme hakkı da tanımış olacaktır.

Öğrencilerin istemedikleri okul türüne yerleştirilmeyecek olması kamuoyunda özellikle olumsuz algılara sebebiyet verecek şekilde dolandırılan imam hatip okullarının önünün açılması ve öğrencilerin bu okullara icbar edilmesi söylemlerini boşa çıkartmaktadır. Bununla birlikte bahsi geçen beş okul tercihi arasında öğrencinin istediği okul türü bulunmadığı takdirde hangi tedbirler alınacağı hususu belirli değildir.

Öğrencilerin büyük bir kısmı (%90’ı veya %92’si) yukarıda ifade olunduğu üzere kendi mahallesindeki okula kayıt yaptıracak. Kalan %8 veya %10 öğrenci ise yapılacak merkezi sınav sonucunda başarı ve tercih sıralamasına göre sınavla öğrenci kabul eden belirli sayıdaki okullara yerleştirilecektir. Takribi 600 civarında olan bu liselerin proje okulları, bir kısım sosyal bilimler liseleri ve fen liseleri olacağı ifade edilmiştir.

Bahsi geçen okullara giriş için Bakanlık 60 sorudan oluşan 90 dakikalık merkezî bir sınav yapacak ve bu sınavda 6 ve 7. sınıflarla birlikte ağırlıklı olarak 8. sınıf müfredatından sorular sorulacaktır. Sayın Bakan , sınava girmenin mecburi olmadığını, bu sistemle birlikte öğrencilerin üzerinde ağır bir yük ve stres kaynağı olan sınav baskısını kaldırdıklarını ifade ettiler. 

Şu bir hakikattir ki her bir aile, haklı olarak çocuğunun en iyi okullarda öğrenim görmesini arzu eder. Eğer Türkiye’de Sayın Bakan’ın da kendi ağzından ifade ettiği üzere nitelikli okul ayırımı söz konusu ise bu okul sayısı da aşağı yukarı diğer okullara göre %10 civarında ise ve bu okullara girmek sınavla olabilecekse aileler ve çocukların üzerinden sınav stresinin ve baskısının kaldırıldığı söylemi hakikati yansıtmamaktadır. Aksine bu okullara yerleşebilmek için sınav baskısının artacağı söylenebilir.

%8 veya %10 diliminde olan bu okullara girebilmek için 6,7 ve 8. sınıfların müfredatını içeren 60 soruluk çoktan seçmeli bir sınavın kapsam geçerliliği ve güvenilirliği tartışmaya açıktır. Ailelerden en azından %80’inin çocuklarını bu okullara yerleştirebilmek için sınava sokacağı düşünüldüğünde 60 soruluk bir sınav sonucuna göre yerleştirmenin yapılabilmesi de kolay olamayacaktır.

Bakan Beyin açıklamasında soruların hangi derslerden olacağı gibi hususlara yer verilmemesi belirsizlikle birlikte kaygı, stres ve güvensizlik ortamını beslemektedir.

Temel eğitimin; öğrencilerin okuma-yazma becerileri ile sözlü iletişim becerilerini, matematiksel zekâsını geliştirmek ve aynı zamanda onları sosyal ve kültürel yönden sağlıklı biçimde hayata hazırlamak gibi amaçları vardır.  Öğrencileri sayılı okullara yerleştirmek için sekizinci sınıfta yapılacak sınav, eğitim öğretim sürecini ilkokulun birinci sınıfından itibaren sınav odaklı yapıya büründürecektir. Bu sistemin ayrıca velileri dershane benzeri merdiven altı oluşumlara itme riski taşıdığı söylenebilir. 

Türkiye’de eğitim sistemi maalesef sadece akademik başarı üzerine inşa edilmiştir. Bu mesele eğitimin temel sorunlarının başında gelir. Yeni sistemin bu çarpık anlayışı ortadan kaldırmayacağı aksine onu hormonlu biçimde besleyeceği riski vardır. Şöyle ki okullar, -idare ve öğretmenler- başarı skalasını yükseltmek için birtakım çare ve tedbirlere başvuracaklardır. Bunlardan biri de sekizinci sınıf öğrenci sınıflarını Akademik Seviyesi Yüksek Sınıflar (ASYS) veya Akademik Seviyesi Düşük Sınıflar (ASDS) şeklinde tasnif edip ayırma şeklinde tezahür edebilir. Öğrencilerin böyle bir ayırıma tabi tutulmalarının okul ortamını ve iklimini olumsuz biçimde etkileyeceği aşikârdır. Bununla birlikte bu türden sentetik ayırımlar ergenlik çağına henüz girmiş bu gençlerde tamiri imkânsız psikolojik travmalara sebebiyet verebilecektir. 

 Bu sisteme göre çok zeki öğrenciler yüzde onluk dilime girerek nitelikli kabul edilen okullara kayıtlarını yaptırabilecekler, zengin aileler çocuklarını özel okullarda okutma imkânlarından yararlanabileceklerdir. Bunların dışında kalanlar ise ikamet etikleri mahallelerde kalacaklardır. Kendiliğinden oluşan bu ayırımın sosyolojik kırılmalara sebebiyet verme ihtimali düşünülmüş müdür? Yüzde onun yüzde doksana bakışı ile yüzde doksanın yüzde ona bakışı hususunda oluşabilecek kırılmaların toplumsal barışa ne türlü zararlar verebileceği hesap edilmiş midir?

Eğitimin en temel sorunlarından birisi mesleki eğitim ayağıdır. Bu sistemin mesleki eğitime olumsuz etkisi ise başka bir yazının konusu olabilir.

 Sayın Bakan “Esas gayemiz liselere sınavsız geçişi sağlayabilmektir. Bunun için bizim bütün liselerimizi fen lisesi, sosyal bilimler lisesi ve proje okullar ayarına çıkarmamız lazım. Diğer okulların kalitesini artırdığımız zaman sınavsız geçişi sağlayacağız.” dedi. Sayın Bakan ve Millî Eğitim Bakanlığı bürokratları elbette iyi niyetli bir çabanın sonucunda TEOG sonrası bu aşamaya gelmişlerdir. Başka türlü düşünmek bardağın sadece boş tarafını görmek anlamına gelir ki bu da doğru bir yaklaşım olmaz. Sayın Bakanın açıklamalarından hareketle nihai amacın liselere sınavsız geçişi sağlamak ve bunun için de Türkiye sath-ı mailinde liselerin tamamını proje okullar ve fen liseleri ayarına çıkarmak olduğunu söylemesi, üzerinde önemle durulması gereken husus olarak değerlendirilebilir.

Bir veli olarak ifade edeyim ki hâlihazırda ikinci sınıfa devam eden çocuğumun böyle bir eğitim sistemi içinde yer almasından rahatsızlık duyuyorum. Çünkü devamlı değişmeye maruz kalan ve sınav odaklı olmaktan bir türlü kendini kurtaramayan bu sistem okul yönetimlerinin, öğretmenlerin ve velilerin sadece kafasını karıştırıyor. Bu kafa karışıklığı da öğrencilere ve ailelere kaygı, stres ve belirsizlik olarak dönüyor.

Toplum adına karar alıcılar da dâhil olmak üzere hiç kimse çocuklarımızın sağlıksız yetişmesini istemez. Millî Eğitim Bakanlığının soruna iyi niyetle çözüm arayışı içinde olduğu konusunda şüphe duymuyoruz. Lakin Bakanlıktan şu isteğimizi yerine getirmesini talep ediyoruz. Sayın Bakanın açıkladığı üzere nihai hedef sınavsız liseye geçişi sağlamak olduğuna göre bu amacı gerçekleştirmeye matuf sürecin, yapılacak iş ve işlemlerin, bu husustaki yol haritasının behemehal kamuoyuyla paylaşılması lazımdır. Böyle olduğu takdirde hükümetin attığı adımlar güvenle karşılanacaktır bunun tersi durumlar ise güvensizlik ortamını tetikleyecek olup toplumun bütün katmanları bu olumsuz ortamdan etkilenecektir. 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Doç. Dr. İbrahim Gültekin - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Huseyin Kiroglu - Kalemine saglik hocam.

Yanıtla . 1Beğen 20 Kasım 19:58
Anket Belediye başkanlarının istifa süreçleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR