Bir şair denemeyle

MAKALEYİ DİNLE

“Deneme sadece ve basitçe bir edebî biçim değil. Yazarın görüşlerini nispeten serbest bir üslupla aktarmasından ibaret değil yani. Denemenin tarihi onun, geleneksel insan algısından, kutsal – merkezli bir evren telakkisinden bir kopuşla bağlantılı olduğunu bize derinden duyuruyor. Daha türün mucidi olan Montaigne’in, kitabının girişindeki lakaydî takdiminden itibaren, denemenin “özgür düşünceli” birey idealine bağlı olduğunu anlıyoruz.” (s. 140)

Yukarıda iktibas ettiğimiz satırlar Ahmet Murat’ın Ekim 2017’de çıkan kitabı Belki de Üzülmeliyiz adlı deneme türündeki ilk kitabından. Yazdığımız türün fıtratını kaçımız idrak eder ve izaha yelteniriz ki? Yazdığımız türün aslında bizimle pek irtibatlı olmadığını, inandığımız değerlerin dışında olduğunu, hasbelkader bizim de bir şekilde o alana kaydığımızı kaçımız kabul ederiz? Şair Ahmet Murat, son çıkan deneme eseriyle bu itirafı ve cesareti okuyucusuna gösteriyor. Aynı cesaret, kitabın tamamında görülen fakat korkutmayan, gardımızı aldırmayan; kulak vermemizi sağlayan bir güzel cesaret.

Kitabın birkaç yazısında ve de arka kapağında tekrar edilen bir söz var, her şeyin bir şeyle bir şeyin her şeyle ilgili olduğu. Yazılar arasında ilerledikçe bu ilginin farkına varıyoruz. Hutbelerden okullara, aşktan esnaflığa, Kudüs ’ten boş arsalara değin süren bereketli bir yolculuğa çıkıyoruz.

En başta yazarın da ifade ettiği serbestlik, alıp başını gitmenin ve sorumsuzluğun ve serbestliği değil. Her yazıda farklı bir mesuliyet duygusuyla kuşanmak mümkün. Yazıların da genellikle iki tema üzerinde toplandığını görüyoruz: özlem ve ümit.

Kadîm hayat tarzımızın kaybolan değerleri kitabın hüznüne katkı sağlarken ânımızın kıymetlerini bir sonraki âna taşıma ümidi huzuru artırıyor. Anlatılan ile yaşanılan birbirinden farksız neredeyse. Karaman ’da görülen bir durum İstanbul ’da yeniden yaşanıyor, böylece bir şey her şeyle bağlanabiliyor.

Belki de Üzülmeliyiz’in, değindiği en mühim meselelerden birisi de eğitim meselesi. Kitabın ilk yazısı “yazarak düşünmeyi” öneriyor. Bu öneri en başta gençlere yapılıyor. “Okullar Açılsın mı?” başlıklı deneme ise ideal bir okul ortamı oluşturmaktan bahsediyor.

Kitaba başlık olan deneme ise bir aşktan bahsediyor. Sevdiği için kollarını kaybeden Emin Abi anlatılıyor. Nihayetinde sevdiği ile evlenen, işinde gücünde bir ağabey. Yazının sonunda Emin Abi’nin kollarına dikkat kesilip ah vah eden bakışları(mızı)n hâl-i pür-melalini özetliyor. “Aşk canavarının alevinin aramızdan seçip götürdüğü kurbanı ağırbaşlılıkla uğurlayıp, bu ateşin bize değmemiş olmasına nerdeyse içten içe seviniyoruz. Seçilmemiş olduğumuza, aşk seçkinlerinden olmadığımıza seviniyoruz.

Ama belki de üzülmeliyiz.” (s. 69)

Hayatımızı daha anlamlı kılacak belki de bizi anlamlı üzüntülere sevk edecek bir eser Belki de Üzülmeliyiz. Yazarın samimi üslubu ne okuyanı ne de dinleyeni yoruyor. Daha öncesinde bazı dergilerde yer alan bu kıymetli denemeler de unutulmaktan kurtuluyor. Kalbimize ve üslubumuza dair ne zaman bir ağrı hissetsek, ilaç niyetine okuyabileceğimiz yazılar Ahmet Murat’ın yazıları. Üstelik sorumsuz özgürlük değil; mesuliyet sahibi bir idrak kazanmak da cabası.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Fazıl Cem - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR