Saadet Partisi ve diğer partilerin farkları üzerine I

MAKALEYİ DİNLE

Siyaset olan değil yapılan bir şeydir. İnsanın yaptığı bir şey olan siyasetin, varlığı da insanla kaimdir. İnsanın kendisinin ilahi olanla kaim olduğu dikkate alındığında; insanla kaim olan siyasetin değeri ilk kaim kılıcıya göre anlam ifade eder. Bu bağlamda insanın yapıp etmeleri üst bir iradeye hem değer hem de varlıksal olarak bağlıdır. İlahi olan birincil anlam kabul edildiğinde; siyaset ikincil bir anlamı, bazı yönlerden de üçüncül anlamı ifade etmektedir. Siyasetin ikincil anlamı ifade etmesi, birincil hakikat olan Tanrı’nın varlığa getirdiği insanın bir şekilde oluşturduğu şeyin adının siyaset olmasıdır. Siyasetin üçüncül anlam ifade etmesi ise; insanın üretmiş olduğu ekonomi ve mülk kavramları gibi ikincil anlamların siyaset eli ile tanzim edilmesidir.

Elbette bir siyasi hareketin metafizik yapması beklenemez. Bir kişinin yahut bir yapının metafizik olarak adlandırılması bin yılda bir olabilen bir sürece işaret eder. Ancak siyaset yapılarının metafizik kabulleri olmak zorundadır. Bu kabuller doğrultusunda hareket etmek ve toplumun yeniden inşasını bu kabuller üzerinden yapmak zorunlulukları vardır. Bu kabullere sadık kalınmadığı sürece siyasi yapının ahlakından söz edilmez.

Bu bağlamda siyasetin herhangi bir tezahürü olan, hareket, parti , STK, devlet gibi oluşumların temel kabullerinin sorgulanması bize farklarını ifşa edecektir. Siyasetin temel ilkelerini siyasi çıkarlar değil birincil varlık alanına işaret eden öncelikler belirler. Bir siyasi hareketin metafiziğe dair bir cümlesi var ise bütün siyasi çalışmaların yönlerini bu cümlenin belirlemesi gerekir. Yani siyaseti yapan ortak aklın Allah, İnsan ve Âlem hakkındaki düşünceleri siyasi çalışmaların gelen eğilimlerini belirler.

Herhangi bir yapıya soracağımız ilk soru Tanrı inancıdır. Tanrı inancındaki ana itikatlar siyaset kurumlarının kimliklerini şekillendirecektir. Teist bir inanca sahip ortak akıl ile deist bir inanca sahip bir aklın siyasetteki tavırları aynı olamaz. (Ateizmi bir sapma olarak kabul ettiğimiz için değerlendirmeye almıyoruz.)

Teist bir inançta yapılacak siyasi hamlelerin neticesi kesin olarak öngörülemez. Başarı insanın çabası artı ilahi iradenin vereceği nihai karar ile ortaya çıkar. Ancak Teist bir inançta insanın halifeliğinden bahsedilebilir. Bu inançta kişinin kendisi dâhil mülk ilahi olana aittir. Bu yüzden her adımda ilahi olanın dikkate alınması gerekir. Aksi durumda zihni olarak teist bir yaklaşım söz konusu olsa da eylemsel temelde bir deist yaklaşım var demektir. Deist bir inanç teist bir inancın aksine yapıp etmelerinden emin olur. Siyasi hamlelerin eksikliklerini kendisinde arar ve yapılan hamlelerin neticesine güveni tamdır. Bu noktada insanı mutlak halife olarak tanımlayamayız. Ancak insan ilahi olandan bir şekilde varlığa gelerek hilafeti almış ve artık ilahi olanın müdahalesine kendisini kapatmış demektir.

Herhangi bir yapıya sorulması gereken ikinci soru; insan tasavvurunun ne olduğudur. İnsanın kendinde ne olduğu sorusuna esaslı bir cevap vermeksizin insanın ürünü olan siyasetin farklılıklarının iz düşümleri yakalanamaz. İnsanın hem varlık hem de değer düzleminde yerinin belirlenmesi en azından bu konuda bir kabulün oluşması siyasi yapılardaki temel farklılıkların belirginleşmesini sağlayacaktır.

İnsanı yaratılmış kabul eden, insanı yaratılmışlar arasında en üstün varlık dolayısı ile saygı duyulması gereken varlık olarak kabul eden yapılar insanı ve insana dair değerlerin korunmasını savunması kaçınılmazdır. İnsanı doğal akışın bir parçası olarak gören, insanın değerini üçüncül anlamlar olan soy, maddi durum, statü gibi şeyler üzerinden ifade eden yapıların ise insanı koruması ve insana gerekli saygıyı göstermesi mümkün değildir.

Herhangi bir yapıya sorulması gereken üçüncü soru; yapının âlem tasavvuru ile alakasıdır. Âlemin alem olma özelliği ile bir mutlak varlığa işaret ettiğini, âlemin ve âlem üzerinden ortaya çıkan, mülk edinme kavramının itibari olduğunu düşünen bir yapı ile, âlemin her metre karesini kontrol atına almak isteyen, âlem üzerinde söz ve hak sahibi olduğunu ifade eden bu hakkın tahakkuku için her yolu meşru gören yapıların siyaset yaklaşımların bir olması mümkün değildir.

Siyaset tabiatı gereği insanı mesele edinir. Siyasi bir çalışma insan olmaksızın var olamaz. Siyaset bir yönü ile yönetme arzusunun meşru mecrası iken, başka bir yönü ile hizmet etmenin en doğal gereksinimidir. “Siyaset olmasa ne olur?” diye bir soruya verilebilecek tek cevap bu sorunun da siyasi olduğudur. İnsan ırkının toplum olması, birlikte yaşaması fıtri bir gereksinimdir. Bu gereksinimin en güzel ve en az zararla idaresinin bir diğer adı siyasettir.

Herhangi iki siyasi oluşumu birbirinden ayıran temel noktalar varlık alanı ile irtibat kurmuş oldukları cümlelerde aranmalıdır. Neticelerin aynı yahut neticelerin farklı olması iki siyasi oluşumun aynı yâda farklı olduğu anlamına gelmez. Bir düşüncenin oluşumunda, bir siyasi fikrin hayata geçiminde ortaya çıkan aksamalar bazen iki farklı düşünceyi aynı paydaya düşürebilir. Herhangi bir hareket başka bir siyasi oluşumdan farkını bu üç mesele etrafından vazetmediği sürece varlık alanı bulamaz. Bu üç mesele bir hareketin siyasi aklı tarafından iyice belirginleştirilmeli ve bütün yapının bu üç soruya verilecek cevaplar üzerinden yeniden yapılandırılması gerekir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR