Kural ve hayat

MAKALEYİ DİNLE

“Hayat” olarak nitelendirdiğimiz olgu (ki olgu da bir nitelendirmedir sonuçta), birçok olgular gibi ancak birtakım kalıplara dönüştürülmek suretiyle algılama ve kavrama düzeyine çekilebilmektedir. İnsan, kendi varlığından başlayarak içinde yaşadığı dünyayı, evreni algılamak ve kavramak çabası içinde olagelmiştir ve bunu da ancak belli kalıplara dökmek suretiyle gerçekleştirebilmektedir. Maddi ve manevi ayrımına başvurarak algılama ve kavrama bütünlüğünü sağlamaya çalıştığımız ve “hayat” olarak nitelendirdiğimiz olguya da aynı şekilde yaklaşmak durumundayız. Maddi ve manevi ayrımı hayat olgusunun içeriğine mi aittir, yoksa insanın onu bütünlüğe kavuşturmak suretiyle anlama çabasının mı bir gereğidir? İnsan ve hayat bağlamında yapılagelen tartışmaları bile ancak belli alanlara inhisar ettirmek suretiyle belirginleştirebiliriz. Dini bakımdan, ahlaki bakımdan, felsefi veya bilimsel bakımdan vb. ele alabiliriz. Tabii olarak bu alanlarda bile, ortaya konulan yaklaşımların, düşüncelerin veya görüşlerin öncelik verdiği birtakım unsurlar dolayısıyla ortaya çıkan farklılıkların göz önünde tutulması gerekmektedir.

Göreceli olarak hayat olgusunu pratik yönüyle ele almak, onun hakkında oluşacak algılama ve kavrama verisinin temellendirilmesinde kolaylık sağlayacağı düşünülebilir. Metaforik olarak havayı algılamamız ve kavramamız bazı etkiler ve sonuçları itibariyle imkân düzeyinde gerçekleşir. Soğuk veya sıcak , soluk alıp vermedeki rahatlık veya zorluk gibi. Ama bunlar, nihayetinde birer değişkenlerdir, havanın içeriğini tam olarak algılama ve kavrama şeklinde değerlendirilemez. Onun içeriğini tam olarak algı ve kavrama düzeyinde kurabilmek için başka yollara başvurulması gerekmektedir. Mesela fizik veya kimya ya da tıp bilimlerinin verilerine ve değerlendirmelerine yönelmemiz bir zorunluluk olarak kendini gösterebilir.

Ne var ki, hayat dediğimiz olgu bu gibi durumları da içeren ve mahiyet itibariyle bütünüyle farklı olan bir mahiyeti içermektedir. Bu farklılık, kısaca insanın zihni donanımından kaynaklanmaktadır. İşte insan, zihni donanımının bir gereği olarak hayatı , “kural” olarak tanımladığımız birtakım ölçüler alanı sayesinde algılama ve kavrama düzeyine taşımaktadır. Bilinegeldiği ve yapılageldiği üzere bu alanlar dini, ahlaki, hukuki, felsefi, bilimsel veya geleneksel kalıplar şeklinde adlandırılmaktadır. Bu alanlar ile yapılan ve gerçekleşen etkinlikler mutlaka belli kurallar ölçeğinde işler hale gelmektedirler. Onun için dini hayat, ahlaki hayat, hukuki, felsefi veya geleneksel hayat nitelendirmelerinde bulunabilmekteyiz. Ancak her halükarda, bu nitelendirmeleri yaparken aslında onların dayandığı belli bir kuralı işaret etmekteyiz. Bu kuralların açık bilgisine sahip olup olmamak, tam bilincine erip ermemek, meselenin ikincil yönüdür. Açık bilgisine sahip olunan veya tam bilincine erişilmiş olunan kurala göre faaliyette bulunulması, dini hayatın, ahlaki hayatın veya hukuki ya da diğerlerinin özünü iyice algılama ve kavramaya ulaştırır. Bu da, o hayatların saflığı ve tamlığı niteliğini belirler.

Demek oluyor ki, biz hayat olgusuna yönelip onun mahiyetini gerçekleştirmek istediğimizde ve bütün bunları algılama ve kavrama düzeyine aktarmaya çalıştığımızda, aslında onun mahiyetini içkin birtakım kurallara göre davranmaktayız. Algılama ve kavrama düzeyinde gerçekliğe kavuşturulamayan davranışlar, eylemler, çabalar vb. ne kadar önemli ve değerli sanılırlarsa sanılsınlar, hayat olgusunun kurulmasında etkin, verimli ve anlamlı olamazlar.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR