Hayattan kopuk eğitim olamaz

MAKALEYİ DİNLE

Bismillahirrahmanirrahim

Eğitimde sistem tartışması bitmek bilmiyor. Herkes bir yerlerde eksikliğin olduğunun farkında! Millet olarak köklü bir geçmişimiz var. Bizi biz yapan değerler belli. Asırlara damgamızı vurmuşuz.  Değerlerimiz ışığında “kalıcı bir eğitim sistemi” oluşturmak o kadar zor mu?

Son aylarda eğitimle ilgili epey dergi, kitap, gazete yazısı okudum; ÖĞ-DER’in konferansına katıldım. Doğru düşünen, sağlam bir eğitim sisteminin nasıl olacağını bilen insan sayısı az değil. Konu üzerinde kafa yoranların olması ümit verici! Eğitim sorununun “gelecek sorunu” olduğunda herkes hemfikir.

Eğitime yabancı etkisinin topluma yansıması sorgulanmaya başlandı. Birikim Okulları Genel Müdürü Yusuf Yalçın; “Fulbright Eğitim Komisyonu’nun incelemeye alınmasını, bütün yönleriyle değerlendirilerek Milli Eğitim Politikalarımız ve Eğitim Felsefemizin şekillenmesindeki rolünün ortaya çıkarılması”nı teklif ediyor. (Anadolu Gençlik Dergisi, Sayı 213, Sh. 34)

Cumhuriyet’in ilk yıllarında eğitimimize yön vermesi için Türkiye ’ye davet edilen ABD ’li John Dewey’in raporunda belirttiği, “Bu program 40 yıl uygulanırsa Türkiye kökünü kaybeder” sözü ne anlama geliyor?

Eğitimimiz sömürge tipi olamaz. Yerli, bize göre ve milli olmak zorunda. Eğitimin bu derece hayattan kopuk, değerlerimizden uzak olması düşündürürcü! 12 yıllık “zorunlu eğitim”in bu zihniyetle hazırlanıp hazırlanmadığı araştırılması lazım. Çünkü geleneksel üretim yöntemimiz olan çıraklık, kalfalık, ustalık sistemini rafa kaldıran; yetenek ve mizaçları dikkate almayan; genci “zorunlu” diyerek tek tipleşmeye zorlayan sistem sosyal dengeyi dikkate almıyor demektir.

 

BİZDE OLAN BİZE YETER

EĞİTİMİMİZİN kaliteli olmasını sağlayacak alt yapımız mevcut. Gençlerimizi heyecanlandıracak şerefli bir geçmişe sahibiz. Büyük zaferler kazanmış, insanlığa ışık tutan ilim adamları yetiştirmişiz. Zengin devlet tecrübesiyle yoğrulmuşuz. Anadolu; kültürel yapısıyla, tarihiyle, tabiatıyla, yer altı kaynaklarıyla tam bir laboratuar. İş, ayağı bu topraklara basan milli ve yerli eğitim sistemimizi kurmakta.

Eğitim adına ortaya konulan çalışmalar düşünen, problemleri bilen insanların da olduğunun göstergesi. Eğitimciler de olup bitenin farkında.

Yılların eğitimcisi İlhan Kurt’un “Eğitim Çıkmazı” başlıklı yazısını okudum. Yapıyı iyi biliyor. Sorunları örnekleriyle ortaya koymuş. Öğretmen unsuru ve müfredatla ilgili olarak, sistemin niteliğine vurgu yapıyor; bakışımızı değiştirmeyi öneriyor: “Çocuğa hakikat denklemini çözen bir matematik; vahyin ışığına koşturan fen; adalet arayan sosyal bilgiler; doğrunun peşinde koşan tarih; ihlâs kazandıran din dersi verecek bakışa ihtiyacımız var. Bilgi aktaran değil, bilgi üreten; teknolojiyi kullanan değil, onu icat eden; kültürü tüketen değil, geliştiren bir yaklaşıma ihtiyaç var.” (A.g.d., Sayı 213, Sh. 44)

ÖĞ-DER Genel Başkanı Hamdi Sürücü de Batı’yı rehber edinen eğitimden yakınıyor. İnancımız, tarihimiz, ahlâk ve kültürel değerlerimizden güç alarak geleceğimizi kurmaktan yana: “Eğitim sistemimiz Avrupa ve Amerika ’dan davet edilen uzmanlar tarafından düzenlenmiş, nihayetinde Fulbright Eğitim Anlaşması’yla tamamen Batı’ya teslim edilmiştir.” (ÖĞ-DER Toplantısı, 4. 11. 2017)

 

İNSAN MERKEZE ALINMALI

EĞİTİM geleceğimizdir. Uygulanan sistemin karşımıza acı faturalar çıkardığı ortada. Uyuşturucu kullanma yaşının 10’a indiğini, hiçbir şeyi umursamaz gençler yetişmeye başladığını görmeliyiz. Batıcı eğitimin “darbeci” yetiştirdiğini de.

Eğitimin muhatabı insandır. İnsan faktörünü tanımadan eğitim yapamazsınız. İnsanın mizacını, yeteneklerini, duygularını, temayüllerini, tepkilerini dikkate almak zorundasınız. Dahası, eğitim hayatın içinde ve uygulanabilir olmalıdır.

Okulunu bitirip hayata atılan gençler hayal kırıklığına uğruyor. Çünkü öğrendikleriyle hayatın gerçekleri çok farklı! Eğitim sistemi hayatla ilgili her şeyi dikkate almalı; öğrencinin mizaç ve yeteneklerini de. Bilgi, araştırma, okullar sevdirilmeli; bu alanlara temayülü olmayanlar ilgi duydukları mesleklere yönlendirilmeli. Hayatın bir bütün olduğu unutulmamalı. “Zorunlu”luk eğitimin mantığına aykırıdır.

15 senede 6 bakan ; 6 ayrı “sistem”le eğitim yapılmasını nasıl açıklarsınız? Üstelik bu bakanlar uygulamalı eğitimin içinden gelmiyorlar. Yanlış uygulamaların faturasını öğrencilerle halkımız ödemektedir.

Öğretim yılı başında “sistem değişikliği”ne gidildi. Yaz sezonunda TEOG sınavlarına hazırlanan öğrencilerin emekleri boşa gitti. Eski sisteme göre basılan 100 milyon kitap çöpe atıldı.

Eğitim, “yap boz tahtası” olmaktan çıkarılmalıdır. Uzmanların görüşü alınmadan tek kişinin kararıyla sistem değiştirmenin faturası ağır olmuştur. Eğitim konusundaki şikâyetleri artırmıştır.

Eğitim öğrenciyi hayata hazırlamalı; davranış ve beceri kazandırmalıdır. “Üretken bir insan” olmanın yolunu açmalıdır. Okulunu bitiren gencin alanı belli olmalıdır. İş beğenmeyen “diplomalılar ordusu” oluşmakta olduğunu görmeliyiz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


Anket Belediye başkanlarının istifa süreçleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR