Ucuz etin Yahnisi yavan olur!

MAKALEYİ DİNLE

Yavan değilse neden yavan olmadığını, niçin lezzetli geldiğini sorgulamak gerekir. Öyle ya yağlı mıdır, katkılı mıdır, domuzlu mudur?..  Ki bugüne değin bu topraklarda ucuz et tüketilebilmiş değildir. Bildiğimiz sığır eti ederinden rayicinden pahalıya satıla gelmiştir. Böyleyken et birden nasıl ucuzlar falan… Belki de yavan değildir. Bunu deneyimlemedik, tatmadık, yemedik, bilmiyoruz. Yemeyi de düşünmüyoruz. Zaten lezzetliyse üstündeki şüphe de büyüyecektir. İşte tam da o şüphelere binaen sayın bakan açıklama yapıyor: “Yemediğim eti başkasına yedirmem.” Bak sen! Bunun garantisi bizzat benim diyor yani sayın bakan. Zahiri anlamda bugüne kadar hangi yediğinizi halka yedirdiniz diye kimse sormuyor nasılsa. Halkın önüne gelen üç beş kara zeytinin ağacını dahi kazımaya kalktınız diyen de yok. Haramlık helallik testi falan yaptırmıyorsa sayın bakanın et yemesinin, yememesinin ölçütü ne onu da bilmiyoruz.

Yeme içme hususunda halk bir ürüne çekingen yaklaştığında sayın bakanın söylediği cinsten atraksiyonlara sığınmak bakanlığın şiarındandır. Çernobil olayından sonra çayda radyasyon olduğu hipotezlerine karşı “Çayda radyasyon olsa bardağı elime alır mıydım” önermesiyle gazeteciler önünde poz verip çay höpürdeten, yudumladığı İngiliz çayını Karadeniz ürünü diye reklam eden Özal’ın Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın yaptığı gibi. Ki o bununla da kalmamış; “Türkiye’de radyasyon var diyenler dinsizdir” demek suretiyle radyasyondan dem vuran kahir ekseriyeti tekfir edebilmiş, yegane dinli olma ayrıcalığını hükümeti ve bakanlığı adına saklı tutmuştu. Yıllar sonra aynı oyuncu;  “Özal, iç de millet rahatlasın dedi, ben de yaptım”  ve “Radyasyonlu çay daha lezzetli…”ifadeleriyle pişkinliğini; “Halktan özür diliyorum, biz radyasyonun o boyutlarda olduğunu bilmiyorduk” falan demek suretiyle de asrın mazeretini dile getirmiş oluyordu. Pekala bu söylemler “Aldatıldık, kandırıldık; ne istediniz de vermedik; her yer beton, ruh yok; İstanbul ’a ihanet ettik, ediyoruz,  ben de bundan sorumluyum vb. “ ifadelerin Türkçesiydi, şimdikiler sanırım İbranice ifade etmekte.

Et meselesinin aslı şöyle olsa gerektir: Sayın Cumhurbaşkanı caniler ve hain suikastçılar yurdu Sırbistan ’a gider, orada çok güzel; resmi törenle ve sevgiyle karşılanır. Resmi ağızlar kendisine ‘fetöye inanıyoruz, onbeş temmuz, kahramanlık, direniş, destan ve benzeri’ şeyler söyleyince hoşuna gitmiş olmalı ki ‘tiz bunlarla ticaret anlaşmaları yapıla!’ diye ferman buyurunca, oralarda bir yerde takılmakta olan Tarım Bakanı atılganlıkla ileri fırlamış şartları konuşmuş, şak anlaşmayı imzalamış, et ithalatına kara verilmiş olup… Neyse. Umarız böyle olmamıştır. Ancak görünen şu ki; tarım ürünlerinin, hayvancılığın can çekişmesinden ve yakın tarihlerde dar-ı bekaya irtihalinden bihaber olan sayın bakanın, yok millete et yedirmek, insanların açlığını düşünmek, yok etin helalini haramını, domuzunu danasını, güldürmeyin insanları…

Çoğu kez dile getirildiği ve dilde kaldığı, yetkililer tarafından asla ve kat’akaale alınmadığı gibi -pekala tüm şaibeler, şüpheler, iddialar derdest edilsin diye- eti ithal edilen hayvanlar canlı getirilip burada kesilebilir, hatta besicilik için yeni bir soluk olarak kullanılabilirdi. Ama tarımda olduğu gibi hayvancılıkta da insanların kursağından geçecek olan yiyeceği ne idiü belirsiz ecnebilere bağlamak temel amaç olarak alınınca işin zoru kolay eylenebiliyor; kolayı hatırdan kovuluveriyor. Polonya Müftüsü TomaszMiskiewicz’in  beyanına göre ithalatçıların çoğu Polonya’dan alınan etler hususunda hassas davranmamış. 1170 kesimhane var ama bunlardan 17 tanesi İslami kesim şartlarını haiz, diye de raporlanmış. Hal böyle seyredince insan daha başka bit yenikleri de olabilir mi diye düşünmeden edemiyor. Ki birçok hususta zihniyet olmasa da fetva serbestisi taşıyabilen bu arkadaşlar, ‘vatandaş et yesin canım, haram-helal, dana- domuz ne fark eder; burada kesilenler, kasapta satılanlar daha mı güvenli’ şeklinde hezeyanlara yatabiliyorlar. Hem sonuçta ithalatçı da A ve B marketleri de tüketici de kazanmış oluyor.

Tüm bunların karşısında ve çaprazında 2011 Fransa- Gazze yapımı, SylvainEstibal’in yönettiği WhenPigsHaveWings / Domuzlar Kanatlandığında filmini radikal gözle yeniden bir izlemenizi tavsiye edebiliyoruz. Bir yandan da diyoruz ki köfte, ızgara, döner, kebap, güveç nasıldır bilmem de ucuz etin yahnisi yavan olur. Şunun şurasında kurbana ne kaldı; taze etten yahni ederiz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


Anket Belediye başkanlarının istifa süreçleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR