İlahi Vahyin Anlaşılması Üzerine

MAKALEYİ DİNLE

Her cümlenin bir bağlamı vardır. Bağlam yahut eski ifade ile sıyak ve sebak dikkate alınmadığında cümlelerin ne anlama geldiği tam olarak anlaşılamaz. Ayrıca cümlelerin söyleniş biçimleri, söyleyenin tonlamaları hesaba katıldığında cümlelere hayat verenin; cümlelerin içerisine giydirilmiş duygular olduğu ortaya çıkmaktadır. En basit cümleden en felsefi cümleye kadar söylenenin anlamının ne olduğu; zaman, mekan, sosyal olgular, siyasi süreçler ve iktidarın baskıları dikkate alınmadığı sürece anlaşılamaz.

İlahi metin okumalarında yalın bir okumanın ne gibi sorunlara sebep olacağı aşikardır. Yalın okumalar bir çok ayeti anlamsız yada anlaşılamaz kılmaktadır. Bu yüzdendir ki “bize Kuran yeter” diyen biz zihnin varacağı nokta yakın gelecekte anlamsızlıktır. Ayrıca ahlaki olarak, bize Kur’an yeter mantığına sahip kişilerin yapması gereken tek şeyin Kur’an matbaası açmak ve sürekli Kur’an basmak olduğunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Kur’an’ın yeterliliği bu tür bakış açısına sahip kişilerin kendi akademik çalışmalarını dahi boşa çıkarmaktadır. Bu durum kendi içerisinde döngüsel bir krize neden oluyor sanırım.

Ancak yapılacak okumada, tarihi; gerçekliği anlamaya yardımcı bir unsur olarak değil de anlamın kendisi olarak aldığımızda sorunun türü ilmi olmaktan itikadi olmaya dönecektir. Tarihselcilik olarak literatüre giren itikadi açıdan sorunlu kutsal metin okuma girişimleri son dönemde daha çok ayyuka çıkmaya başladı. İncil okumalarında metinde ortaya çıkan tutarsızlıkları aşabilmenin bir yolu olan tarihselcilik akımı bugün ne yazık ki Kur’an içinde uygulanmaya başlayan bir metoda dönüştü.

İlahi vahyin ne kadarı tarihseldir? Ne kadarı güncelliği korur? Gibi sorular ilahi vahyin metafizik arka planını ve Allah ile olan irtibatını anlamamayı ifade eder. İlahi vahyin sıfat oluşu tarih üstü oluşunun zeminini oluştur. Bu durumda sıfat olanın mevsuf ile ilişkisini anlamak mevsufun Tanrı olduğu dikkate alındığında mesele itikadi bir meseleyi anlamaya dönmektedir.

Kur’an’ın yaratılmışlığı tartışması yeni bir surette Kur’an’da bulunan hükümlerin yerelliği ve tarihselliği tartışmasına dönmektedir. Bu tartışmalar zamanında İslam uleması tarafından yapılmış varılabilinecek son noktaya taşınmıştır. Buna rağmen tartışmalara yapılan tarihi atıfların bağlamlarından bağımsız olarak değerlendirilmesi yanılgının birinci sebebidir. İkici sebebi ise; tarihsel süreçlerin ve ilahi olanın zaman ve mekân ile irtibatının ortaya çıkardığı felsefi tartışmaların araştırmacılar tarafından düzgün bir şekilde anlaşılamamasıdır.

Bu durum sünneti anlamakta daha da büyük bir müşküle dönüşmektedir. Sünnet yani Hz. Peygamber ilahi metni ve dini anlamada bir imkânı ifade eder. Bu imkân dinin getiricisi tarafından nasıl anlaşıldığının tabileri tarafından tekrar edilebilirliğinde yatmaktadır. Bu cihetle sünnet insanlık için bir lütuf ve nimettir. Çünkü Yaratıcının muradının ne olduğu ancak bir kişi tarafından bir yönü ile bilinebilir ki bu kişi de Hz. Peygamber (as) Efendimizdir. Daha öz bir ifade ile Hz. Peygamberin varlığı hem varlık hem de bilgi ve ahlak cihetinden tartışmasız olarak bir nimeti ifa eder.

Ayrıca Hz. Peygamberin ilahi vahyi anlamada bir lütuf oluşu Peygamberin terbiyesi altında yetişmeleri yönü ile sahabe efendilerimiz için de ifade edilebilir. Özellikle Hz. Peygamberin yakın arkadaşlarının vahyi doğru anlama ve uygulamada şahitlikleri çok önemlidir.. Bu yüzdendendir ki bir geleneği takip etmek sizin dinin doğru anlaşılması imkân dahilinde olsa bile büyük riskler taşımaktadır.

Modern olanın tamamını bidat ilan edersek haddimizi aşmış olur muyuz bilmem. Ancak dini anlamada modern olanın tamamı bidattır. Bu bidatın içerisine giren bütün yaklaşımlar gelenekten kopuşu ifade eder ve bu kopuş hakikati anlama yolunda büyük risklere sebep olur.

Yazımızın burasında İslam ulemasının cehaletlerinden dolayı bir türlü girmek istemediği yahut giremediği bir alana dikkat çekmek gerekiyor sanırım. İslam dinin kendi içerisinde var olan tartışmalarda geleneğin söyleminden daha makul bir söylemin ortaya çıkmasını sıfıra yakın bir ihtilam olarak görüyoruz. Ancak mesele İslam dininden çıkıp bir bütün olarak dinin tarihselliği ve yerelliği meselesine gelince şimdiden büyük bir fırtına ile karşı karşıya kalacağımıza benziyor. Hz. İsa’dan binlerce yıl önce yazılan tabletlerde otaya çıkan Hz. İsa hikayeleri, dünyanın dört bir yanında ortaya çıkan Yedi Uyurlar hikayeleri, Hz. Musa’nın hayat hikayesine benze bir hikayenin binlerce yıl önce yazılmış tabletlerde bulunması gibi konular henüz islam uleması tarafından tartışılamıyor. Zira dil ve felsefi arka planları bu tartışmalar için yeterli değil.

Batıda uzun yıllardır yapılan bu tartışmalar öyle yada böyle bizim topraklarımıza gelecek. Bu sefer mesele İslam dinin tarihsel oluşundan çıkacak ve dinin bir bütün olarak tarihsel olup olmadığına dönecektir. Her vakit ümit var olmamız varlıksal bir durumdur. Her vakit umut varız zira Rabbimiz kendi nefisine rahmeti yani ümidi yazmıştır. Bu cihetle Allah nurunu tamamlayacaktır. Ancak bu tartışmalar nice taze dimağları hakikatten koparacağa benziyor. Şimdiden bu alana yönelmek en azından bu alanı belirgin kılmaya çalışmak çok önemli olsa gerek.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Belediye başkanlarının istifa süreçleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR