Siz kaç eylül çocuğusunuz, kaç ihtilal?

MAKALEYİ DİNLE

SİZ kaç ihtilal gördünüz?

Ben üç ihtilal çocuğuyum.

Bir ihtilal girişimine ve birkaç muhtıraya tanık oldum.

Fetö kalkışması henüz sıcaklığını koruyor.

Kimi zaman sıkıyönetim, kimi zaman olağanüstü hal, çokça kaotik günler yaşayarak geçti ömrüm.

Bizim kuşak (Yaşı elliye dayanmış) hep böyledir. Konuşurken bile kavga ederiz.

Kavgada sebep aramamayı bize 12 Eylül’e giden süreç öğretti.

Anlayacağınız, bizimkisi öğrenilmiş şuursuzluk ve bedbinlik sınıfına dahil edilebilir cinsten şeylerdi. 12 Eylül öncesi yolun sağından yürüyenlerle solundan yürüyenlerin insafsız kavgaları arasında kaldık.

Ergenliğimiz tam da bu yıllara denk düşüyordu. ‘Kahrolsun’la ‘yaşasın’ arasında ne güneşin batışını yaşayabildik ne de sabahın serinliğini. Yolumuzu çizen kitaplar vardı, kimlik kartı gibi. Mecburi istikameti gösteren, içine nüfuz etmediğimiz, ama karşıt bildiklerimize silah gibi doğrulttuğumuz kitaplar.

Şucu bucu olmaktan kendimiz olamadık.

Ta ki bir sabah tanklar kapımızın önüne dayanıncaya kadar.

O kadar uzun bir sabahtı ki 12 Eylül sabahı, bütün vakitlerden zor kullanarak bir şeyler çalmış gibiydi. Bizi birbirimize düşürenler, kahraman edasıyla bu kanlı kavgayı sona erdiriyordu. Şimdi tüm memleket olay yeri inceleme alanıydı. Jandarmalar eşliğinde okul koridorlarında yürüdüğüm günleri hatırlıyorum. Ancak cezaevlerinde olabilecek bu manzarayı öylesine kanıksamıştık ki olması gereken sanki bu imiş gibi gelmişti bize.

Sivil hayat ile sıkıyönetime dayalı hayat arasındaki farkı nice sonra kavradık.

Milli Güvenlik hocası üniformasıyla dikkat komutu verdirerek her hafta dersimize güvenliğimizi sağlamak için giriyordu zahir.

Beden eğitimi derslerindeki “yanaşık düzen” eğitimi bir yerlere yanaşmak için olmalıydı. İmam Hatip Lisesi 1.sınıfta idim 12 Eylül İhtilalinde. Okul müdürümüz kendini ihtilal havasına öyle kaptırmıştı ki sınıf kapılarına gözetleme penceresini ilk uygulayan idareci olmuştu. Derse öğretmen girerken ‘dikkaaat!’ komutunu da ilk başlatan ve ihtilal havası geçmesine rağmen uzun süre sürdüren de yine bizim müdür olmuştu.

Sıkıyönetim hiç peşimizi bırakmadı.

Sokaklar çamur, kaldırımlar kan, caddeler tutulmuş. Yoksulluk devlet tarafından üretilen bir şey gibiydi.

Kur’an kursunda dayak, İmam Hatipte tekdir, evde sürekli ‘olaylara karışma’ ikazıyla karışık teyakkuz.

İmam Hatip öğrencisine yakışır olmanın kuralları ile Milli Güvenlik Konseyinin direktifleri birleşerek resmen kişiliğimize ve ergenlik çağımıza sokağa çıkma yasağı koyuyordu.

Bu sisli havayı şiir yazarak dağıtmaya çalışıyordum. Kalınca bir şiir defterim vardı. Sokağımızda her gün bir evi asker basıyor ve arama yapıyordu. Sudan bahanelerle evin okul çağındaki gençlerini alıp götürüyorlardı. Her an sıra bizim eve de gelir ve şiir defterimi ele geçirirler diye tam dört yıl boyunca defterimi bir naylon torbanın içerisinde kuma gömerek sakladım. Sel gider kum kalır misali 12 Eylül bitmiş kum kalmıştı geriye. Bir de kuma yazılan yazılar misali bir dönemin nabzını tutan acemi işi şiirler.

Hep sorulan soruyu bir daha soralım: Gençler niçin okumuyor ve neden yazmıyorlar? Meselesi yok ki gençlerin, olağan yaşıyorlar, ‘üstü kalsın’ diyorlar.

İhtilali ihtimal sanıyorlar.

12 Eylül’de can yakanların, 28 Şubat’ta yuva yıkanların hesabı görülmedi ki?

Ya bir de 15 Temmuz kalkışması gerçekleşseydi? İyisi mi hiç düşünmeyin.

Her ihtilal bütün bir millete vurulmuş bir darbe, her kalkışma tüm halka karşı sıkılmış bir yumruktur.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Belediye başkanlarının istifa süreçleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR