Zafere Ulaşacak Taife

Doğulusuyla, batılısıyla bütün emperyalist kâfirler aç kurtların sürüye saldırmaları gibi İslam ümmeti üzerine saldırmaktadırlar. Müslüman halkları bölmek, parçalamak, ahlaken çökertmek, ırzlarını ve namuslarını lekelemek için seferber olmuş durumdadırlar ve bunda da çok büyük oranda emellerine ulaşmış gibidirler. Tabi ki kâfir üzerine düşeni yapmaktadır. Dolayısıyla da burada asıl suçlu cihadı terk ederek Allah’ın davasına sahip çıkmayan Müslümanlardır.

Müslümanların uzun tarihleri boyunca ne denli büyük felaketlerin, fitnelerin altından kalktıkları asla unutulmamalı ve bu gün yaşamakta olduğumuz bu çok ağır buhranların altından da ümmet olarak mutlaka kalkacağımızı asla hatırımızdan çıkarmamalıyız. Kâfirlerin zelil, Müslümanların da aziz olduğu günler Allah’ın inayetiyle yakındır. Biz, bize düşen görevleri yapmaya gayret edelim. İyi bir kul, samimi bir cihad eri olalım. “Zalimler nasıl bir inkılapla devrileceklerini yakında öğrenecekler” (Şuara, 227)

Bunun için tek bir şey lazım. Vahdet. Evet, İslam ümmeti belde, belde ve ülke, ülke bir araya gelip birbirleriyle olan kardeşlik bağlarını güçlendirip tek bir safta toplandıklarında kâfirlerin işi bitmiş demektir. “Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saff, 4)

Müslümanların bu vahdeti, bu birliği sağlamaları üzerlerine farzdır. Evet, Müslümanların mutlaka birbirleriyle tanışmaları, yardımlaşmaları, İslam davetini kendileriyle birlikte kimlerle üstlenecekse öncelikle onlarla fikir birliğine varmaları gerekir. Zira fikir birliği olmadan hareket birliği olmaz. Yapılan işler mutlaka İslam’ın ruhuna uygun olmalıdır. Kitap ve sünnetten delillerle de mutlaka desteklenmelidir.

Her bir Müslüman nerede yaşarsa yaşasın kendisini asla yalnız ve güçsüz hissetmemeli, yaşadığı beldenin, ülkenin dar ve sınırlı şartlarıyla kendisin ölçmemeli, ümmet coğrafyasının her tarafında kendisine yardım elini uzatacak iki milyar kardeşinin olduğunu asla unutmamalıdır.

Müslümanlar arasında güç birliği oluşur, sıkıntılara, zorluklara ve şiddetlere birlikte karşı durma ahlak ve anlayışı yerleşirse işte o zaman emperyalist kâfirlere karşı dayanma gücü olur. Zira böyle bir güç birliğinde her bir grup üzerine düşeni yapar ve bu konuda nöbetleşe görev üstlenirler. Bunun sunucunda da elbette düşman güçleri bu kuvvetlerin önünde duramaz. Zira bu durumda olan mü’minlerin içinden onları sahili selamete çıkaracak lideri Allah Teala gönderir. “Sabredip ayetlerimize kesin olarak inandıkları zaman, içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık.” (Secde, 24)

Evet, gökten zembille bir kurtarıcı bekleyenler boşuna beklemesinler. Zira sünnetullah’ta yani Allah Teâlâ’nın koyduğu yasalarda böyle bir şey yoktur. Herkse önce sebeplere sarılacak, üzerine düşeni yapacak, sonra da Allah’ın yardım ve zaferi gelecek. Allah Resulü zafere ulaşacak bu nesli şöyle övmektedir:

“Onları yalanlayanlar, onlara zarar veremezler, onlara karşı çıkanlara da, onlara bir zarar veremezler.” (Buhari)

“Onları ezmek, seslerini kısmak isteyenler, bunu yapamazlar, başaramazlar.” (Müslim)

İşte bu nebevi ifadeler, bildikleriyle amel eden, hedeflerini bilen ve o yolda yürüyen zafere ulaşacak kimseleri göstermektedir.

Düşman zorlu, yol ise uzundur. Bunun için bu yolda ayrışmaya değil kaynaşmaya çok ihtiyaç vardır. En küçük bir güç kaybı dahi zaferin gelmesini erteler.

“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin.” (Hac, 78) ayetindeki “Hakkıyla cihad” görevi, İslam ve Müslümanlarla savaşan, İslam davetine engel olan her düşman güç ile onu, engelleyecek, ona fırsat verilmeyecek tarzda cihad etmeyi ifade etmektedir. Cihadın her çeşidini ve her yolunu devreye sokmak, Müslümanların her kesim ve her grubundan yararlanmak demektir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


Anket

Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?


YÜKLENİYOR