Fransa'nın Afrika'yı sömürmesi ve Müslüman şahsiyeti üzerindeki etkisi - 1

MAKALEYİ DİNLE

Bir süredir Afrika/Çad’da bulunuyorum. Burada sömürgeciliğin etkilerini çok daha yakından görme fırsatını elde ettim. Burada dikkatimi çeken bazı eserler oldu. Bu eserleri sizlerle paylaşmak istedim.

Fransa’nın Afrika’yı (özellikle Çad’ı) sömürmesi, Afrika’da Avrupalıların sömürgeciliğinin başlaması ve buradaki Müslüman şahsiyet üzerindeki etkisi konulu Dr. Muhammed Zinnur Muhammed tarafından yazılmış olan “el-İsti’marul Fransi” isimli eserin giriş kısmını siz değerli okuyucular için Türkçeye çevirmeyi faydalı gördüm. Özellikle sömürüyü yaşayan insanların bakış açısıyla sömürgeciliği ve bölgedeki yol açtığı sorunları daha iyi anlaşılmasını sağlayacağını umuyorum.

SÖMÜRGECİLİK

Sömürgecilik; Bir devletin başka bir devleti zorla ele geçirip idare etmesi ve kaynaklarından yararlanmasıdır.

Sömürgecilik kelimesi tarih içerisinde çeşitli değişimlere uğramıştır. Latinler, bir yeri bir bölgeyi bir miktar bedel karşılığında ekmeye Colonns demişlerdir. Fakat Roma İmparatorluğu bu kelimeyi Koloni yani sömürge olarak değiştirmiştir.

Fransa Haçlı Seferleri sırasında bölgede sömürgecilik faaliyetlerine başlamıştır. Fransa’nın böyle davranmasının nedeni, komutanların alınan yerlerin topraklarını askerlerine işletilmesi için dağıtmasıdır. Bütün bu tarla olarak işletilmesi için verilen yeni alınan bölgelere koloni denilmiştir. İşte bu uygulamadan sömürgecilik çıkmıştır. Çünkü alınan yerlerin işletilmesi ve faydalanmasının temel amacı anavatana katkı sağlamaktır.

Fakat sömürgecilik kelimesi 1876 yılından itibaren kullanılmaya başlandı. Buna göre sömürge kelimesi dil açısından sömürgecilerin kurduğu / tesis ettiği eylem ve vakıadır. 1886 yılından itibaren Fransızcada sömürge kelimesi yerleşmeye başladı. Tüm yakın ve uzak topraklara sömürge denilmiştir. Böylece bir yeri ele geçirme ve orayı yönetme anlamına dönüşmüştür. 1839’dan itibaren sömürgecilik herhangi bir gizleme gereği duymadan açık bir şekilde yapılmaya başlandı. 19. Yüzyıldan itibaren Sömürgecilik bir yere hâkim olma, kontrol etme ve nüfuz altına alma anlamına dönüşmeye başladı.

Sömürge kelimesinin birçok tarifi yapılmıştır. Bunlardan bazıları;

1- Sömürgeciler, yani yabancılar başka ülkelere güç ve kuvvet ile hükmetmektedir. Onlar, bu devletlere askeri, siyasi, fikri veya ekonomik anlamada egemen olmaktadırlar.

Bir ülkenin başka bir ülkeyi sömürmesi oraya egemen olmasıdır.

Bir ülkeyi siyasi ve ekonomik açıdan itaat altına almaktır. Avrupalı Devletler Afrika’yı bu şekilde uzun yıllar sömürmüşlerdir.

Bir ülkenin tümünü veya bir kısmını kendi mülkü haline getirmektir.

Komi Nekruma ise sömürgeciliği şöyle tarif etmektedir: Bir devletin başka bir devleti egemenliği altına almasıdır. Bu sömürgeci devlet, ülkenin tüm kaynaklarını ve ekonomilerini sömürmektedirler.

Ayrıca, Nekruma emperyalist devletlerin sömürgeleriyle güçlü bir bağ kurarak ekonomilerini güçlendirmeye çalıştıklarını söylemektedir.

Dr. Muhammed Avde Muhammed de bu konuda şöyle demektedir. Emperyal devletler, hâkimiyetleri altına aldıkları yerlerdeki bazı insan veya cemaatler aracılığıyla nüfuzlarını genişletmekte ve kendilerine hizmet ettirmektedirler.


Bu tanım, bize sömürgeciliğin tanımındaki eksik noktayı göstermektedir. Çünkü biz şimdiye kadar sömürgeciliğin tanımında toprak ve insanın ekonomik anlamda sömürülmesini anlatırken onların dini ve kültürel anlamdaki sömürüsünü görmüyorduk. Hâlbuki bu konu toplumların hayatında belki de ekonomik sömürüden daha önemlidir ve özellikle de Müslüman içini daha da önemlidir.

Bütün bu tanımların değindikleri ana temaları da şöyle özetleyebiliriz: Emperyalistlerin güç ve kuvvet kullanarak toprak elde etmesidir ki bu zaten emperyalizmin en önemli özelliğidir. Ayrıca toprakları satın alma da ayrı bir emperyalizmdir.

Emperyalist devletlerin bir yere hâkimiyetlerini kurmaları ve burada nüfuzlarını yaymaları, bütün ülke topraklarını elde etmeleri ve buralara hâkim olmaları ile değil siyasi nüfuzları ile birlikte olmaktadır. Bu siyasi nüfuz sayesinde tüm topraklarına hâkim olmaktadır. Bu ülkelerin bağımsızlıkları da bu nüfuzu yok etmeleriyle mümkün olmaktadır.

Buna örnek olarak İtalya’nın 1939 yılına kadar Arnavutluk üzerindeki siyasi nüfuzunu gösterebiliriz. Önceleri siyasi bir nüfuz olarak başlayan bu ilişki daha sonra ağır bir sömürgeye dönüşmüştür.

Günümüzde başka bir sömürü biçimi daha ortaya çıkmıştır ki o da şirketler aracılığıyla toplumların sömürülmesidir. Bu acımasız ve katı bir sömürü şekline dönüşmüştür. Bu şirketler, sömürülerini devletsiz yapmakta olup tek ihtiyaç duydukları şey izindir. Bu şirketler aracığıyla ülkenin tüm kollarına sömürü yayılmıştır.

Bazı yerlerde ise toprağı değil üzerinde yaşayanlara yönelik bir egemenlik söz konusudur. Buralarda toprak, üzerinde yaşayanlara bırakılmış, böylece toprakları gasp edilmemiş olsa da asıl egemenlik altına alınan bu kişilerin kendileri olmuştur.

Batı Afrika’da ise Doğu Afrika’da olanların aksi meydana gelmiştir. Doğu Afrika’da ise topraklar sömürülmüş, gasp edilmiş üzerinde yaşayanlar değil. Bunun nedeni de Doğu Afrika’nın toprakları yüksekte olup topraklarının ıslah edilmesine ihtiyacı vardı. Fakat Batı Afrika toprağı alçakta olup, iklimi de çok sıcaktır. Fakat gerçekte emperyalistler hem toprağı ve hem de insanları sömürmekte, onlara egemen olmaktadır.

Daha önce de geçtiği gibi sömürgecilik, bir bölgeye egemen olma işi, başka bir devlet veya cemaate (toprak veya insan olması fark etmez) nüfuzunu yayma işidir. Her durumda da sömürgecilik toprak ve üzerinde yaşayanları kapsamaktadır.

Askeri veya fikri sömürünün amacı da burada yaşayan insanları kimliklerinden veya şahsiyetlerinden soyutlayarak onların dini ve ahlaki değerlerini değiştirip yeni egemenlerin istediği yöne yönlendirmektir.

Gerçekte askeri ve ekonomik alanda uygulanan sömürge politikası, tarihin derinliklerinden beri bulunan eski bir uygulamadır. Tarihte sömürgeciliği bir politika olarak uygulayan İmparatorluklar bulunmaktadır. Bunlardan en tanınmışları Roma ve İran İmparatorluklarıdır.

Sömürgeci devlet ile sömürge devlet arasında askeri bir harekâttan önceki ilişki çeşit çeşit olmuştur. Bunlar; sömürgelerinde daimi kalmak veya oranın ekonomik ve kültürel hayatını ele geçirmek şeklindedir.

Tarih kitapları günümüz sömürgeciliği Avrupalı veya başka sömürgeci devletlerin İslam ülkelerini sömürmek olarak tanımlamasına rağmen aslında bu eksik bir tanımdır. Bu kelime yerine Emperyalist Devletlerin bu ülkelerde yaptıklarını ifade eden daha kapsamlı bir kelimenin kullanılması gerekmektedir. Bizim bu konuda önerdiğimiz ise Avrupa’nın İslam dünyasını sömürmesi değil, İslam ülkelerinin topraklarını gasp ettiğidir. Bu nedenle Sömürgecilik kelimesi yerine Gasıp (yani zorla ele geçiren) kelimesi kullanılması daha uygundur. Buna göre Fransa’nın Çad’ı gasp etmesi, Fransa’nın Kamerun’u gasp etmesi şeklinde kullanılmalıdır.

Sözün özü olarak şöyle diyebiliriz: Biz sömürge kelimesini sözlük ve terim manası ile uygulama arasında bir ilişki görmemekteyiz. Biz sömürgecilik kelimesinin Latin dilindeki karşılığı olan (emperyalizm) ile Arapçadaki karşılığı olan (el-müste’mere) arasında anlam bakımından bir bütünlük görmekteyiz. İkisi de sömürge devlet ile anavatan arasında bir egemen olma ve faydalanma şeklinde bir ilişki anlamına gelmektedir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İbrahim Halil Er - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Belediye başkanlarının istifa süreçleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR