Düşmanlık kelimesi

MAKALEYİ DİNLE

Kelimelerin anlamını kökenine bakarak idrak etme ihtiyacımız vardır. Düşman kelimesi kökence “kötü düşünmek” anlamından geliyormuş. Peki bir insan yekdiğeri hakkında niçin kötü düşünür?

İnsanları sürekli kategorize etmeye çalışıyoruz. İnancına, görüşüne, yazdığı mecralara göre birtakım gruplaştırmalar yapılıyor. Önyargı ve böylece kötü düşünce tohumları atılmış oluyor. Peki aralarında kan bağı bulunan insanların birbirlerine düşmanlık etmesi ya da bir diğerini düşman görmesi ardındaki sebep nedir?

Düşmanlık yani kötü düşünme konumca farklı yerlerde bulunanlara karşı olur sanıyordum. Fakat gözlemlerim sonucu bununla da ilgisi olmadığını anladım. İnsanların yalnızca kötülük için birlik olabilmeleri ne kadar ürkütücü. Herkes ayrı ayrı birbiri için felaket dilerken ortak bir düşman belirleyip ona karşı kötülükte birlik olabiliyorlar.

Bunlarda sosyal medyanın da etkisi yok değil. Sosyal medya sayesinde halkın monolog yeteneği gelişti. Bu ise bencillik ve içe kapanıklığı beraberinde getiriyor. Kendi sözcükleri ile kendi kendisini anlatmaya ve aslında dinlemeye başlayan insanoğlu, yekdiğerine kolayca sağırlaşırken kendi öz menfaati için yapamayacağı şeyin olmadığını düşünebiliyor. Bu bazen belli gruplaşmalara dönüşerek birbirini övme sanatı haline gelebiliyor. Böylece her kesim kendisine açık, başkasına sağır oluyor. Farklı olan kişi bir gruplaşma ile yüz yüze gelince iletişim kurmakta sıkıntı çekiyor. Örneğin bir panelde oturduğu koltuktan kaldırılarak grubun dışında kalacağı bir yere itilebiliyor. Diyalog yalnız kendi grubu olanların içinde yürütülürken farklı görüşte olanları diyaloğa dahil etmek istemiyorlar. Farklı olanın sözlerine ne olduğunu bile anlamadan yersiz muhalefetlerde bulunurken tek amaçları kendi öz seslerini baskın tutabilmek. Peki ne oldu da toplum böyle düşmanlıklarda mayalanır hale geldi? Bir kardeş kendi öz kardeşini çuvala koyup sokağa nasıl atabilir? Bir ebeveyn öz çocuğunu nasıl yetimhaneye götürür nasıl çöpe atar?

Toplumca duyarsızlaşıyoruz ve kendi gayreti ile bir yerlere gelebilenlere düşmanlık besliyoruz. Ezdikleri böceklerin kanatlanıp uçuşuna hayret ederlerken içlerinde korkunç bir hazımsızlığı saklamaya çalışıyorlar. Ağızlarını yüzlerini eğip “hıı” diye aşağılarken bir bakıyorlar ki olan olmuş yükselen yükselmiş, çiçekler açmış, ağaçlar yeşermiş. Oysa ne de uğraşmışlardı soldurmak için, kurutmak için, nefessiz soluksuz bırakmak için.

Kim ne derse desin toplumca içine düştüğümüz düşmanlıkların esas sebebi dünyayı kalıcı sanmamızdır. Miras için birbirini mahkemeye veren kardeşler, akrabalar aslında bir hiç uğruna çabalayıp durduklarının farkında değiller. Ölümü unutanlar şöhrete değer biçiyor ve sen yoksun ben varım savaşına tutuşuyor. Bu da ancak dünyaya kıymet biçenlerin bir uğraşıdır. Her şeyin geçici olduğunu bilen insan ekmek kavgasına tutuşmaz. Ekmeği elinden gitti diye masum insanların ölümüne sevinmez. İntikam ve ihtirasa sahip olmaz.

Şimdi öyle bir çağdayız ki hem suçlu hem düşmanlar var karşımızda. Peki onlara haddini kim bildirecek? Bir masumun kanının hesabını kim soracak? İftiraların, ihtirasların, kaprislerin yersizliğini bu can çekişmekte olan insanlara kim gösterecek?

Şüphesiz Allah pek sabırlıdır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hatice Çay - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Belediye başkanlarının istifa süreçleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR