Ehli Sünnet’e sahip çıkılmadan sapık anlayışlar ve terör önlenemez

Ehli Sünnet demek, peygamber (s.a.v.) ve sahabenin yolundan gitmek, ayet-i kerime ve hadis-i şerifleri mesnedsiz ve delilsiz olarak kendi şahsi kanaatlerine göre te’vil etmemek, yorumlamamak demektir.

Ehl-i Sünnet demek, ümmetin birliğini ve bütünlüğünü korumaya çalışmak, tefrikaya ve kargaşaya karşı çıkmak, kendi dışındaki fırkalara ve gruplara azami müsamahakâr davranmak demektir.

Ehli Sünnet demek, “Ben Müslümanım” diyen ve zarurat-ı diniyyeden her hangi bir şeyi alenen inkâr etmeyen herkesi Müslüman saymak ve ehli kıbleyi tekfir etmemektir.

Bu dinin ismi olan “İslam” kelimesi dahi barış anlamında olmasına rağmen her Müslüman birbirleriyle karşılaştığında selam verince “benden emin ol, güvende ol” demiş olmalarına rağmen maalesef Ehli Sünnet ve’l Cemaat yolundan saparak ortaya çıkan çeşitli fırka ve gruplar zaman, zaman bu eman ve emniyeti hiçe saymışlar, Müslümanın kanını dökmeyi ve haçlılarla ittifak kurmayı kendileri için bir hak olarak görmüşlerdir.

İslam dünyası eğer bugün içine düştüğü kargaşadan kurtulmak istiyorsa mutlaka fitne ve terör hareketlerini reddeden mutedil İslam anlayışı olan Ehli Sünnet inancına kuvvetli bir şekilde sahip çıkmak, bu düşünceyi hedef alan, zayıflatan ve etrafında şüphe oluşturmaya çalışanlara karşı mutlaka tedbir almak zorundadır. Tıpkı zamanında Selçuklular, Zengiler, Eyyubiler ve Osmanlıların yaptığı gibi.

Ehli Sünnet dışı cereyanların ne zaman ve hangi kılıfla ortaya çıkacaklarını kestirmek mümkün değildir. Gün olur harici olarak, gün olur mu’tezili olarak, gün olur, tarihselci olarak, gün olur DAİŞ olarak, gün olur hadis inkârcısı olarak, her şeyi mubah sayan ibahiye ve FETÖ olarak ortaya çıkar. Siz bunlardan bir tanesini tesbit edip onu yok etmek için bütün çabanızı oraya hasr etmişken beri tarafta bir başka sapkın anlayış maya tutmaya ve tehlikeli fikirleriyle masum halkı zehirlemeye başlar. İşin doğrusu halka öğretilmeden bu sapkın anlayışlardan kurtulmanın imkânı yoktur.

Bugün on binlerce insanı zehirlediği anlaşılan Fetö’nün din anlayışına karşı kırk yıldır başta Diyanet ve ilahiyat camiası olmak üzere din adına söz söyleme hakkı olanlar sessiz kalmasalardı bugün bu kadar kandırılmış insan olmayacaktı. Fetö’nün sapkın din anlayışını ilk olarak kamuoyu önünde dillendirildiği Abant toplantılarına katılan akademisyenler o gün o fikirlere destek olmasalar, onlarla aynı karede buluşmasalar bu millet bu kadar kandırılamazdı. Bizim durumumuz tıpkı kendisini kesen baltaya “eğer sapın benden olamasaydı bana zarar veremezdin” diyen ağaca benzemektedir. Evet değerli Yusuf Kaplan abimizin sürekli gündeme getirdiği gibi eğer Ehli Sünnet dışı akımlara bir dur denmezse buradan bir çıkış yolu bulmamız mümkün değildir. Zira bugün Fetö İslam dinini tağyir ve tahrif ettiği için değil siyasete müdahale etmeye çalıştığı için cezalandırılmaktadır. Hükümetin bu yapıyı hedef almasına kadar da bu yapıya karşı Milli Görüş camiası hariç ciddi bir şekilde alenen karşı çıkan bir söylem olmamıştır. Şu hakkı herkes teslim etmek zorundadır. Milli Görüş, özellikle “dinler arası diyalog” ve “İbrahimi Dinler” söylemlerine karşı gerek siyasi temsilcileri ve gerekse sivil toplum kuruluşları aracılığıyla açıkça mücadele vermiştir. Hem de hemen, hemen bütün hocaların iltifat görmenin ve yükselmenin yolu olarak Fetö’ye şirin görünmek lazım geldiğine inandıkları bir dönemde. Bin bir saygı ifadeleriyle F.G’yi yücelten mektuplar da işin cabası. F.G.’nin özellikle ordu-yargı ve polis teşkilatındaki adamlarına namaz kılmamaları, oruç tutmamaları, içki içmeleri, hanımlarının başlarını açmaları ve benzeri konularda haramları mubah sayan sapkın fetvaları karşısında en azından on yıl önce hocalar susmasaydı ve net bir tavır alınsaydı bu iş o gün biterdi. Bugün bu örgüt çökertilmeye çalışılıyor ama dine ondan daha az zararlı olamayacak hadis inkârcıları, tarihselci söylem sahipleri ve mezhepsizler ulusal kanallarda zehir kusmaya devam ediyorlar. Mü’min bir delikten iki kere ısırılmaması gerekir.

Bu arada F. Gülen’in en kudretli olduğu ve kimsenin karşı çıkmaya cesaret edemediği dönemlerde bu fitneye karşı basın yoluyla mücadele eden bir iki kişinin en başında yer alan muhterem Ali Nar hocamızın vefatının ikinci sene-i devriyesi. Ne tevafuk ki Ali Nar Hocamız 16 Temmuz 2015’de vafat etmişti. Allah Teâlâ’nın rahmet ve mağfireti üzerine olsun. O, vefat ettiğinde Fetö gücünün zirvesindeydi. Ama tam bir yıl sonra yani 16 Temmuz 2016 günü çok şükür yerin dibine battı.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


Anket

Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?


YÜKLENİYOR