Ekmek fakirin umududur…

MAKALEYİ DİNLE

Ramazan... Bir tatlı mevsimdi, geldi geçti. Bir dahakine erişebilmek adına umudumuzu doldurduk mu cebimize? Rabbim, sen ulaştır bizi tekrar ve tekrar ve tekrar inşallah.

Aynı olmasın hayatımız diye bu satırlar. Ramazan elbisesini üzerimizden çıkarmayalım diye. Rahmeti ve merhameti bir silah gibi kuşanabilelim diye. Açların halinden anlamamız pek mümkün olmadı bu Ramazan. İftarda bizi neyin beklediğini biliyorduk zira. Susuzluğu tadamadık. Hoşafın tadı hiç gitmedi ağzımızdan. Kalbimizin varlığından şüphe duymadık hiç. Elimizi koyduğumuzda göğsümüze tepki alabiliyorduk. Yorulmadan kalbimizin bize verdiği tepkinin benzerini vicdanımızla kardeş için verebilmeliydik. Olmadı. Bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bugünde o bilgiyle ne yapacağımızı öğretmedi bize abiler. Kitap yüklü merkep denklemini gözden geçirmeye zorladı beni bu hal. Bir saat elektriklerimiz kesilse nasıl umutsuzluğa düştüğümüzü, yemeği nasıl yapacağımız, kombiyi nasıl çalıştıracağımız, en önemlisi de telefonu nasıl şarj edeceğimizle alakalı nasıl karabasanlar çöktüğünü hatırlayınca Gazze’deki kesintiler bizi yaralar diye düşünmüştüm. Yine yanılmışım!

Çok hızlı değişiyor gündem. Bir konu ile alakalı en fazla 6 tweet’lik gayret hasıl olabiliyor. Sonra birden başka bir konu çıkıyor ve önceliklerimiz değişiyor. Hayat bu diyebilirsiniz. Devam ettiğini bilmiyormuşum gibi bana telkinlerde de bulunabilirsiniz. Ama bünye işte bu. Düşünmeden edemiyor. İçinden çıkamadığı ne varsa dökmek istiyor. Yazarsam sonsuza kadar kalacak ve hatırlanacak. Yazmazsam ben de unutacağım. Yarınlarda bu keşmekeşin içinde kaybolmaya yüz tutmuş bir zihin belki denk gelecek bu satırlara. Yalnız olmadığını hatırlayacak. Ümide meftunum ben. Vazgeçemem.

Daha önce de bahsettiğimi hatırlıyorum. İki tür insan işgal ediyor bu dünyayı. Biri yaşayanlar, biri de hayatta kalanlar. Hayatta kalanların hikâyesi sürekli gündemde. Daha doğrusu, kalamayanların. Bir bebek elektrik yokluğu ve ilaç eksiğinden ölüyor Gazze’de. Afrika’da açlıktan. Başka sebeple başka bir yerde başka çocuk. Çocuklara yakıştıramıyoruz hiç. Takdir Allah’ın elbet. İnsan olarak üzüyor bizi. Onun cansız bedenini avuçlarında tutan anne ile ünsiyet kurmaya çalışmıyoruz hiç. Dişlerini sıkmaktan damağında yaralar açılmış babaların cennet yolcusunun ardından ettiği dualara amin demeye cesaretimiz olabilir mi bilmiyorum. Bu acı, bu ateş düşmesin inşallah hiç kimsenin ciğerine. Düşmesin diye bir şey yapalım o zaman. Sonuca ulaşır ya da ulaşamayız. Mücadele ettiğimizi söyleyin bana sadece. Kendimi teskin edebilirim belki o zaman. Umut, fakirin ekmeği değildir. Ekmek, fakirin umududur! Doğru kullanalım kelimeleri.

Bir araya gelebilmek için istesek çok bahane bulabiliriz aslında. Niye istemiyoruz? Bir araya geldiğimizde niye hep farklılıklarımız gündem oluyor. Uzlaşılabilir hiç mi ortak derdimiz yok? Yoksa kasıtlı mı yürütülen politikalar? Biz de gönüllü alet mi oluyoruz bu döngüye?

Sıradanlaşmak istemiyorum. Her bayram başka bir kardeşin yarasını sarmak istemiyorum! Tashih yok cümlede, yanlış okumadınız. Yara almasın hiçbir yanımız istiyorum. Kolay değil biliyorum. Fakat olmaması için sayabileceğiniz sebeplerin hepsini ortadan kaldırmak için verilecek mücadeleye talibim. Ya sen? Bahanelerin sevimliliğine mi kaptıracaksın kendini? Romantizmi ile idare mi edeceksin? Minare kılıfı konusunda uzmanlığını mı pekiştireceksin? Yoksa cesaretini kuşanıp adanabilecek misin?

Kendimi şu sıralar bu sorularla meşgul ediyorum. Tavsiye edebilirim. Umut her zaman var. Çünkü hâlâ nefes alıyorum…

Kalbinizin sahibine emanet olun…

Eyvallah!!!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Habeşli Bilal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR