Küresel ekonomik krizi yaşayan ve bunun bedelini de yüksek oranda işsizlik, kapanan işyerleri, şirketler olarak ödeyen (öte tarafta ise yüksek kârlar yazan bankalar ve paradan para kazananlar, sayıları artan dolar milyonerleri, yeni dönem zenginleri yer alıyor) Türkiye, o dönemki durumu adeta göstermemek, gündemi başka meselelerle meşgul etmek anlayışıyla "teğet geçti" ifadesinin ardına sığınmaya çalışmıştı. Propaganda bombardımanı ve saçma sapan tartışmalarla, konuşmalarla oyalandıkça oyalanan toplum, kendi sorunu üzerine kafa yormak yerine tali meselelere, popülaritesi ve reytingi yüksek, faydası ise sıfır olan konu başlıklarıyla meşgul edildi. Cumhuriyet tarihinin rekorunu kıran işsizlik oranı bile fazla büyütülmeden (en azından sözümona rekor kıran ihracat kadar yer bulsaydı bari), araya başka şeyler karıştırılarak "kamufle" edildi, unutturulmaya çalışıldı. 10 senede 500 milyar faiz ödeyen, üretmeden tüketmeye alıştırılan ve mecbur edilen, sanayi kuruluşları ve sanayileşme beklentisi yabancılara devredilen bu güzel ve yalnız ülkenin zavallı halkı da, istikrar, büyüme, 10.000 dolar milli gelir gibi lakırdılara saplandı kaldı.
Gerçekten de, düşündüğünüzde, çok daha az şiddetteki çalkantılarda bile toplumun verdiği tepkiler ve zihinlerin meşguliyeti çok daha fazla oluyordu önceden. İnsanlar, geniş çaplı medya ağının da yardımıyla mümkün mertebe "işler iyi, sıkıntı yok" masalına inandırılmaya çalışıldı ve bir anlamda da başarılı oldu bu çaba. Yoksa, başarılı olmasa, cebinde para olmayan bir vatandaşın borsanın artmasına sevinmesi, kendisi işsizken veya borçluyken ekonomide "istikrar" olduğunu düşünebilmesi normal şartlarda pek de mümkün olmamalıydı.
Bu yoğun propagandaya ve seçim sonuçlarının da gösterdiği şekliyle vatandaşı ikna konusunda sağlanan muvaffakiyete rağmen, artık güneş balçıkla sıvanmayacak bir noktaya gelmiş durumda anlaşılan o ki. Küresel kriz döneminde, hiçbir kanıta ve gerekçeye dayanmayan "teğet geçecek" ifadesinin bugün kullanılamaması ve yaşanması muhtemel bir ekonomik krize insanları önceden alıştırma çabaları, istikrarlı bir yola girdiği söylenen (ancak sadece kriz üretmeyen) ekonominin ve uygulanan IMF-Kemal Derviş politikalarının duvara dayandığını gösteriyor. İstihdama sebep olmayan ve borçlanmaya dayalı bir büyüme modelini, sanki çok ideal bir modelmiş gibi bir övünç kaynağına dönüştürüp başarı hikayeleri çıkaran siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler ve en nihayetinde de kredi kartlarının, kredilerin sağladığı imkanlarla zenginleştiğini sanan halk kitlesi, bazı kimselerin devamlı yaptığı uyarıların (Allah korusun) gerçek olduğunu gördüklerinde acaba ne diyecekler?
Arap ülkelerinden gelen fonlar, yüksek faize koşup gelen spekülatif sıcak para, Avrupa'dan göreceli ucuza bulunan borçlar derken cari açığı kapatacak yeni kaynakların bulunamaması, yere göğe konulamayan, dünya rekoru kırdığı söylenen Türk ekonomisinin halini duman edebilir. Bütün korku ve buzdağını önceden görüp uyarma telaşesi de bundan zaten. İhracattaki rekorlara takılıp kalanlar, ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 50 seviyelerine inmesinin açığın daha da büyümesi demek olduğunu bilmezler mi sanki? Bir siyasi partiyi öveceğiz, yere göğe koyamayacağız diye aleni ve acı gerçekleri örtbas etmeye çalışıp, tünelin ucundaki aydınlığı "çıkış" diye kakalamaya çalışanlar için "yaklaşan trenin ışığı" nihayet ciddiye alınması gerekli bir risk teşkil ediyor demek. "Kötü şeyler olabilir" diyenlere "günaydın" da denebilir, "başka bir şey mi bekliyordunuz yani?" de. Her şeyden memnun bir kitle var ya, hiçbir şeye toz kondurmayan, acaba onlar ne düşünüyorlar bu durumda? "Daha birkaç hafta önce ekonomik büyüme anlamında "dünya şampiyonu" iken şimdi nasıl krizle aynı cümle içinde geçiyor ismimiz?" diye akıllarından geçiyordur muhakkak.
Gözler ve kulaklar her şeye kapalı, zihinler de tek bir şeye ayarlı olduğu müddetçe daha çok "şok"larla karşı karşıya kalırız maalesef. Doğruları söylemeyenler kadar gerçek olmayan şeylere inananlar (veya inanmaya meyilli olanlar da) kabahatlidir. Belli gerçekliklere dayalı eleştirileri bile ilk fırsatta "hükümeti yıpratmaya" veya "kaos çıkarmaya" yönelik diye yaftalayanların kötü bir senaryo durumunda söyleyecek bir şeyleri de olmayacaktır. Çünkü, kendileri bizzat kefil oldular her şeyin çok iyi ve yolunda olduğuna. Krizin en civcivli zamanında bile "teğet geçecek" diyenlerin, şimdi bir nevi "türbülans"tan bahsetmeleri de durumun vahametini gösteriyor. Allah krizden ve her türlü sıkıntılı süreçlerden korusun bizi. İşlerine gelince uluslar arası finans kuruluşlarının adlarını dillerinden düşürmeyenler, işler tersine döner gibi olunca "kriz lobisi ile finans kuruluşlarının ortak komplosu" gibi absürd şeyler söylemiyorlar mı, "teğet" bile mantıklı kalıyor yanında.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



