Daha dün, Libya'daki gelişmeler sırasında NATO'nun bu ülkeye müdahalesinde Fransa-Türkiye ittifakı önemli rol oynadı malum. Fransa'nın Ermeni soykırım aşkı yeniden depreşince, iki müttefik (!) ülke bugün yeniden kanlı bıçaklı oldu.
Fransa'dan gelen küstahça açıklamalar iktidarımızı oldukça sinirlendirdi. CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın eşiyle birlikte Başbakan Tayyip Erdoğan'ı ziyaretinden Baykal'ın ağzından basına yansıyan açıklama hepinizin dikkatini çekmiştir: "Başbakan Sarkozy'e çok kızgın".
Bir kişiye kızgınlık, o kişiden beklenilmeyecek tavır ve hareketleri ya da iyi niyetli olarak düşündüğünüz birinin art niyeti görülünce olur. Yoksa tiyneti bilinen birine kızgınlık mümkün olabilir mi? Birinin size asla dost olmayacağı biliniyorsa, ona karşı kızgınlık abesle iştigal olur. Düşmana karşı üzerimize düşen sadece onun düşmanlığını bilip onunla ona göre ilişki kurmak değil midir? Sayın Başbakan'a atalarımızın tecrübesini yeniden hatırlatmak gerek:
"Gavurdan dost, domuzdan post olmaz".
Gavurdan dost olursa, işte ancak Fransa kadar dost olur!
"Küfrün tek millet" olduğunu nasıl unutabiliriz ki!
Neyin modelisiniz Allah aşkına!
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da süreçte Fransa'ya haddini bildiren (!) açıklamalarda bulundu. Hatırlayalım ne buyurdu Dışişleri Bakanı:
"Eğer Fransa bu tasarıyı yasalaştırırsa biz de gittiğimiz her yerde Fransa'nın sömürgeciliğini ve sömürgecilik sırasında yapılan insanlık dışı uygulamaları anlatırız" .
Bana göre, "Vah vah!" dedirtecek bir açıklama bu. Ne yani; "Aman Fransa'yı kızdırmayalım" deyip bu gerçekler sümen altı mı ediliyor? Sahi lider bir ülke böyle davranabilir mi! Emperyalizmi konuşmadan, sömürüyü anlatmadan, Müslümanlara ve ezilmiş Afrika halklarına sahip çıkmadan Lider' olunabilir mi?
Neyin modelisiniz Allah aşkına!
Emperyalizme karşı suskunluğun modeli mi!
Batıya kızmayın düsturunun modeli mi!
Fransa Ermeni tasarısını gündeme almasa hep susacağız ve susturacağız yani öyle mi!
Vah vah!
Ne işimiz var bizim bu kulüpte?
Bir ayrıntı daha! Sayın Dışişleri Bakanı'nın Fransa ve sözde ermeni soykırım tasarısıyla ilgili bir açıklamasının mekanı da oldukça garibime gitti. AB Dönem Başkanı Polonya Ankara Büyükelçisi Marcin Wilczek'in Davutoğlu'nun onuruna verdiği yemekten bahsediyorum. Ev sahibi Polonya. Ne var bunda demeyin! Böyle bir açıklamanın Polonya Ankara Büyükelçisi'nin yemeğinde yapılması tuhaf.
Malum, Polonya Parlamentosu da 2005 yılında Ermeni soykırım iddialarını kabul eden bir karar almıştı. Sözde soykırımı kabul eden bir ülkenin Büyükelçisi'nin davetinde, Fransa'ya haddini bildirmeye kalkışmak tuhaf değil mi sizce de!
Dahası da var. Aynı yemekli toplantıda AB ülkelerinin Ankara büyükelçileri de aynı pilava kaşık sallıyor. Garabetin boyutu daha da vahim anlayacağınız. Neden mi? Belçika (1998), İtalya (2000), Almanya (2005), Hollanda (2004), Polonya (2005), Fransa (2001), Yunanistan (1996), Kıbrıs Rum Kesimi (1982), Slovakya (2004) gibi AB üyesi ülkeler sözde soykırım iddialarını kabul etti. AB'ye girmemeyi yeğleyen ama AB'nin fiilen bir parçası olan İsviçre hem soykırımı kabul etti hem de inkarı suç saydı. Yani uğruna AB Bakanlığı' kurduğumuz AB'nin üçte biri zaten Türkiye'ye karşı hasmane tutumunu ilanı etmiş. Lağvedin bu bakanlığı' manşetimizi hatırlayacaksınız. Yaptırımdan bahsediliyor, AB Bakanlığı lağvedilmeden Fransa'ya ne denebilir ki!
Erbakan Hocamız haykırmadı mı:
"Ne işimiz var bizim bu Hıristiyan kulübünde!' diye.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



