Önce bir okuyucumuz tarafından yazımıza gönderilen bir yorumu aktaralım:
"İnsanlar hep iyi yönleri ile anılmalıdır. Allah kendisine gani rahmet etsin. Ama Akif'in gençlik yıllarında içki içen biri olduğunu 40 yaşımdan sonra öğrendiğimde yıkılmıştım. Çünkü anlatılanların etkisiyle onu adeta mürşidleştirmiştim. Onu yeni tanıyacak olan neslin de hayal kırıklığı yaşamaması için lütfen bazı yönlerini örterek değil açıkça ortaya koyunuz, unutmayalım o bir mürşid değildir, Müslüman ve milliyetperver bir insandır, günahları, hatta tövbe ettiği kebairi de olabilir."
Bu yoruma hiç değinmeyecek, görmezden gelecektim. Fakat yorumun internet sayfasında yazımızınn sonuna ilave edilmesi konu edinmeyi zorunlu hale getirdi.
Öncelikle söyleyelim: Okuyucumuzun "İnsanlar hep iyi yönleri ile anılmalıdır. Allah kendisine gani rahmet etsin... Müslüman ve milliyetperver bir insandır, günahları, hatta tövbe ettiği kebairi de olabilir." şeklindeki düşüncelerini paylaşsam da, Âkif'in mürşid olmadığına ve onun günah-ı kebair noktasındaki kanaatlerine katılmıyorum. Hatta bunun düpedüz Kur'an Şairi'ne kara çalmaktan başka bir şey olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki, okuyucumuz da zaten bu noktada başlangıç ve sonuç ifadeleri arasında çelişkiye düşüyor. Hem iyi yönleriyle anılmalıdır, diyor. Sonra da isnadları yan yana sıralıyor.
Âkif'in mürşid olup-olmadığına gelince: Âkif mürşiddi, hem de kâmil-i mürşid. Çünkü o Türk milletini irşad etmişti. Hâlâ da eserleriyle irşad etmeye devam ediyor. Dolayısıyla Kur'an Şairi Âkif'in mürşid olmadığına dair kanaatler mübarek Âkif'e yapılacak büyük bir bühtandır.
Üstad Âkif'in mürşidliğine dair şu ifadeler oldukça anlamlıdır:
"Ne yapsam, neyle kurtarsam şu imdad isteyen halkı?
Deyip, hattâ hayalen, şöyle hiç gezdin mi Şark'ı?
Benim beynim sağır, yahud gözüm körmüş... Peki... Lâkin.
Senin görgün yolundaymış, mükemmelmiş de idrakin;
Ne gördün? Söyle evladım, ne duydun? Haydi, izah et!..
Hayır, izaha pek hâcet yok, meydanda mâhiyyet!..
O mâhiyyet, fakat korkunç, o mahiyyet fakat çirkin!...
"Niçin?" dersen, sıkılmak hiss-i insanîsi yok ilkin!..
Evet, beynim sağırdır, Kâinatın çünki hep feryad!..
İşitmem başka bir ses, milletim eylerken istimdad!..
Gözüm görmez evet, zira muhitim kapkaranlıktır.
Fakat göğsümde imanım müebbed fecr-i sadıktır.
Geçilmez kahkahandan memleket matemle inlerken
Yanan bir sinedir, lâkin ne istersin? Nedir idrâkin?..
Beraber ağlamazsın, sonra kör dersin, sağır dersin...
Bu hissizlikten insanlar değil, sırtlanlar iğrensin!..
Ne ibret yokmuş bir bilsen kızarmak bilmeyen çehrende?..
Bırak tahsili evlâdım, sen ilkin bir hayâ öğren!..."
Âkif'in ruh ve düşünce dünyasını kavramak için Kur'ân ve Sünnetin derin ve anlamlı fikir okyanusundan haberdar olmak gerekir. Çünkü Âkif'in şiirleri İslâm fikir ve düşüncesinin mahsulleridir. Özellikle de 1913 yılında kaleme aldığı "Ya Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı?" başlıklı şiirinde Üstad Âkif, sanki bugünleri, Müslümanların içinde bulundukları korkunç ahvali şöyle anlatır:
"Ey Allah'ım, bu uğursuz gece bitmeyecek mi? Görmeyecek miyiz bu kapkara gecenin sabahını? Yoksa zavallı Müslümanların aydınlığa çıkması mahşere mi kaldı! Rabbim, bunalınca Sana dönüp nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun! "Yandık!" diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun! "Ey Rabbim, eğer Senin yüce katından yakınlarda bir esinti olmazsa, İslâm âlemi o cehennemle bu tufan arasında kalıp toprak kesilecek, kum kesilecek... O zaman yerlerin altındaki putlar fışkırıp yeryüzüne çıkacaklar!
"Ey Allah'ım, yanmakta olan şu vahdet meşalesi sönsün de, bütün dünya, Hıristiyanlığın üç ilah inancıyla zindana mı dönsün? milyon insana ruh veren iman, beş on serserinin dinsizliğine kurban mı olsun? Beş on alçak ruhlu insanın pis nefesiyle, hikmetler kaynağı Kur'ân'ın nurlu yüzü solsun mu? "Câni dipdiri geziyor... Can veren hep suçsuz kimseler! Suçu işleyen başkası olduğu halde, niçin bir başkası cezalandırılıyor? Ey Rabbim, biliyoruz hikmetinden sual olunmaz... Senin yüce hikmetine binlerce sual kurban olsun... Ama, insan, akıl erdiremediği bu sırlar karşısında adeta donup kalmaktadır!
"Eyvahlar olsun bize! Beş on kâfirin bizi uyutmak için Müslüman görünmelerine kandık... Onların ninnileriyle öyle bir uykuya daldık ki, cehennemde uyandık. Ey adl-i ilâhî, mademki yakacaktın, o ikiyüzlü mel'unları yaksaydın a... Tuttun bizi yaktın!
"Küfrün o alçak elleri, İslâm'ın simgesi olan bütün ayetlerini sildi. Binlerce cami yıktırılıp yerle bir edildi! Bir iki tanesi ayakta kalmışsa, onlar da dinden çıkmış durumdadır. Dinsizliklerinin en belirgin delili, göğüslerindeki haçtır!
Kocaları şehit düşen milyonlarca kadın dul kaldı. Çocukları babasız kaldılar. Gözyaşlarının her damlasında bin ailenin matemi çoğalmaktadır! En kanlı vahşetlerle vatanından kovulan milyonlarca insanın, yüreğinden kan gitmektedir.
İslâm'ın elinden tutup kaldıracak güçte mü'minler maalesef yoktur... İslâm içinde gözyaşı döken acizler ise boş yere feryad ediyorlar. Çünkü acizlere hiç kimse hak tanımaz! Ey adl-i ilâhî, yetmez mi başımıza gelen bunca belâlar? Sen elbette ki varsın ve adaletlerin en büyüğüsün... ".
-
"Âkif, zulmü alkışlamaz, zalimi asla sevmez. Mazlumu da yüzüstü bırakıp geçmez. Çiğner, çiğnenir ve hakkı tutar kaldırır...
"Âkif imanlı, sağlam bir Müslümandır ama onun iyilik istemesi yalnız Müslümanlar için değildir. Âkif geniş bir vicdan ve sonsuz bir ümidi gufran ile Allah'tan şöyle rahmet ve merhamet niyaz ediyor:
"Mü'minlere imdada yetiş merhametinle, Mülhidlere lâkin daha çok merhamet eyle."
Son bir not: Biz, okuyucumuzun isnadlarının aksine mürşidimiz Âkif'in bazı yönlerini örtmek bir yana, yazılarımızda örtülü yönlerini açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Âkif'in giderek anlaşılması ise ülkemizde ham yobazları ve kaba softaları çok rahatsız ediyor... Dahası, Âkif gençliğimizin kendine örnek alacağı sembol bir isim, örnek bir şahsiyettir...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



