İslam aleminin müftüleri de bir alem. Tunus Müftüsü Osman Battih bunlardan birisi. İsmiyle müsemma. Batılı kaynaklara baktığımda Müftü'nün adının watermelon (Sheikh, Usman watermelon, economic,http://sh22y.com/vb/t105555.html?language=en) olarak verildiğini ve anıldığını gördüm. Şaştım kaldım ve gerçeğine ulaşmak istedim. Karpuz Müftü nasıl olur diye merak ettim, Arapçasına da baktım, Battih yani karpuzdu. İngilizce'de battih yerine anlamının yazılması hakaret maksadı mı taşıyor, bilmiyorum. Lakin bu tarz müftüler çok da saygı ve hürmet telkin etmiyorlar. Mısır eski Müftüsü ve Ezher Şeyhi Seyyid Muhammed Tantavi, Sarkozy soytarısına ısmarlama fetvalar verebiliyordu. Suriye Baş Müftüsü Şeyh Ahmed Bedreddin Hassun, "Peçenin İslam diniyle alakası yok" derken İslam medeniyeti diye bir medeniyetin olmadığını da savunmuştur. Peçe hususunda Sarkozy, Seyyid Muhammed Tantavi ve Hassun ile aynı yasak zemininde buluşabiliyordu. Tunus Müftüsü de bu kervana katılmıştır. Tahir Bin Aşur'un makamında bugün Karpuz adındaki cüceler oturmaktadır. Ve son olarak 'Kapruz Müftü', Bin Ali'nin mezalimi karşısında kendisini yakan ve bu kıvılcımla birlikte Bin Ali rejimini sarsan ve deviren Muhammed Buazizi'nin eylemini onaylamadığını ve bunun doğru olmadığını ve İslam'a göre yasak olduğunu savunuyor. Düzinelerce Arap vatandaşının kendisini yaktığı ve bu eylemleriyle mevcut rejimlere ve iktidarlara kral çıplak dediği bir ortamda bu fetvalarıyla birazcık olsun Arap rejimlerinin arını ve utancını siliyor, gönüllerine soğuk su serpiyor. Ayıplarını örtbas etmeye çalışıyor. Ezher de kendilerini yakanlar karşısında midesinden bağlı olduğu rejimden yana tavrını koymuş ve bu eylemlerin meşruiyetine gölge düşürmeye çalışmıştır.
Buna mukabil, Yusuf Karadavi gibi alimler Muhammed Buazizi'nin eylemini anladıklarını ve bu eylemin bir çaresizlik sonucu geliştiğini ve dolayısıyla mazeret kapısının açık olduğunu ifade etmişlerdir. Muhammed Buazizi'nin akibeti için dua ettiklerini ve Allah'dan taksiratını affetmesi için yakardıklarını söylemiştir. Muhammed Buazizi'yi affetmesi için Allah'a yakardığını ve Buazizi'nin katilinin kendisi değil müstebit rejimler ve onların yandaşları ve yardakçıları olduğunu ve Karpuz Müftü ve benzerlerinin de bu kapsama dahil olduğunu ifade etmiştir. Asıl katiller bu intiharın sebeplerini hazırlayanlardır. Bununla birlikte, Karadavi hayatın kutsal olduğunu ve tepkiyi başka kanallarla dışa vurmanın daha isabetli olacağını ifade etmiştir. Cemal Sultan gibi yazarlar da Buazizi'nin katillerinin bu fetvaları verenlerin olduğunu ifade etmiştir. Buazizi bu eylemiyle birlikte Tunus'un Hırsızlar çetesi, iktidar mafyası tarafından idare edilmesine tepkisini ortaya koymuştur. Saltanat ve iktidar müftüleri yönetimlerin tuğyanı ve azgınlığı hususunda çenelerini kapatırken bir mazlumu arkasından hançerleyebilmeyi içlerine sindirebilmişlerdir. Zalimleri gemleyecek yerde mazlumları gemlemektedirler.
Karadavi, Buazizi'nin kendisini yakmasını ızdırari bir fiil yani çaresiz bir davranış olarak nitelendirmiş ve meseleyi iğlak talakına (la talake fi iğlak) benzetmiştir. Karadavi, açıkça Buazizi'nin eylemine mazeret aramıştır ve bazı usul kaideleriyle de bunu gerçekleştirmiştir. Usul-i fıkıh umdelerinden birisi şudur: İnne'l hükme ba'de'l ibtilai bi'l fi'l; gayre'l hükmi kable' ibtilai bihi... Yani fiile bulaşmaktan sonraki hüküm fiile bulaşmaktan önceki hükümden ayrılır. Mesela, Buazizi durumundaki birisi eylemi kalkışma konusunda ve hazırlık safhasında bir alime danışsa ve fetva istese ona caydırıcı bir fetva verilirdi. Lakin Buazizi'nin eyleminden sonraki hüküm değişmiştir ve bu yaptığıyla -yöntemi yanlış bile olsa- büyük bir hizmet ifa etmiştir. Çanlar müstebit ve despot idareler için çalıyor.
Sözümüzü Karadavi'nin sözleriyle bitirelim: Ve inne gaden linazirihi lekaribun. Bizdeki mealiyle şöyledir: Likülli atin karip. M. Akif Ersoy'un ifadesiyle de, belki bugün belki yarın belki de yarından da yakın...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



