Terörle mücadelede bir dönüm noktasındayız artık.
Düne kadar farklı umutlar taşıyor, karşılıklı yeni tezlerin geliştirilebileceğini, kangren olmuş yaranın iyileşmeye yüz tutabileceğini düşünüyorduk. Adına 'milli birlik ve kardeşlik' projesi denilen ve daha çok 'açılım' olarak dillendirilen çalışma çok gecikmiş bir adımdı. Toplumsal güven noktasında iki farklı uca savrulmuş acılarıyla yaşamak zorunda kalanlar için her şey 'zorluk' içeriyordu.
Meselenin devlet kısmında çok ciddi sorunların 'oluşturulduğunu' biliyoruz. Feodal bir yapıyla birlikte anılan Güneydoğu bölgesinde son çeyrek asırda en büyük ağanın PKK olması şaşırtıcı değil. Diyarbakır cezaevinde yapılan işkenceler, devletin dışlayıcı politikaları 'eli kanlı bir örgüt'ü bölge insanıyla baş başa bıraktı. Sonraki yıllarda köy boşaltmalarla, ev yakmalarla, kamuflajlı 'özel' çalışmalarla bölge insanını yerinden eden bir taktik izlendi. Köyler apar topar boşaltılmış, Diyarbakır'ın varoşları işsiz ve geleceğini oluşturamayan insanlarla doldurulmuştu.
Bölgeye hakim olan duygu 'öfke' olurken, Batı'da da 'şiddet'in dili kutsanıyor, karşılıklı 'cehennem azabı' adeta normalleştiriliyordu. Uzaktan bakıldığında terörle mücadele adına hukuksuz cinayetler işleniyor, bölgeye korku salınıyor, uyuşturucu trafiğinde ortak çıkarlar oluşturuluyor, her şey kamuoyuna 'terörle mücadelede kararlı adımlar' olarak yansıtılıyordu. Bölgenin iş adamlarının isim listeleri MGK'larda oluşturuluyor, Başbakanlar eliyle suikastlara zemin hazırlanıyor, kimi isimler pazarlıklarla kendilerini ipten aldırıyordu. Kirli tezgahları fark eden bürokratların 'temizlenmesi' ise bir cinayet şebekesine bırakılıyordu.
Merhum Erbakan'ın gayreti
Türk siyasetinde bu çözümsüzlüğe dur diyenler oldu. Refahyol döneminde merhum Necmettin Erbakan oluşturulan kirli oyunu deşifre edecek adımlar atmıştı. PKK'nın elindeki askerleri kurtarmak için bölgenin sevilen vekili Fethullah Erbaş'ı göndermiş, çözümü oluşturabilecek kararlılık sergilemişti. Çekiç Güç adına bölgede oyun oynayan ABD ve İsrail'in gizli planlarını fark etmişti Erbakan. Uzun yıllar mühendis olarak çalışan Recai Kutan ve arkadaşları arı gibi hizmet götürmeye çalıştıkları bölgede nasıl bir oyun tezgahlandığını görüyorlardı. Daha sonra Abdullah Öcalan'ın açıklamasına göre bu adımlar devletin içindeki kliklerce hoş karşılanmamış, Erbakan'ın siyasi hayatının bitirilmesinde rol oynamıştı. Çünkü 'kürt sorunu' özel alanda oluşturulmuş, çözümü istenmeyen bir mesele haline de getirilmişti. Meselenin dış boyutları da olduğu oldukça açıktı.
Karanlığa bırakılmış yıllarda meydana getirilen nefret bölge insanını PKK'nın yanına itti. Bugüne gelindiğinde bölge insanı dışındakileri şaşırtan bir tablo ortaya çıktı.
Meclis'ten yaka paça atılan dört milletvekilini hapse koyarak bölgenin gücünü kırdığını zannedenler, nasıl bir öfke biriktirdiklerine dönüp bakmıyorlardı bile. Bölge insanının sorunlarını öne çıkaran partiler art arda kapatılıyor, siyasi alanda birikmişlikler 'terör' hanesine yazılıyordu.
Günümüzde bölge halkı adına mazbata alıp Meclis'e giden 'bağımsız' vekillerin partisinin adı BDP. PKK'nın dönem dönem silah bıraktığını, dönem dönem de devletle pazarlığa oturmak için hamleler yaptığını biliyoruz. ABD ve MOSSAD işbirliğiyle Türkiye'ye teslim edilen Abdullah Öcalan'ın 'İmralı sakini' olmasıyla rahat bir nefes alacağını zanneden devletin yeni sorunu vardı. Kandil hâlâ hareketliydi ve terörü birilerinin bitirmeye niyetleri yoktu.
BDP 'derin çeteler'in yanında
BDP'nin geliştireceği siyasetin bir ucu 'silahlı güç'ten uzak değildi. Çünkü temsil ettiği halkın sorunlarından kaçabilme şansı yoktu. Bölgede 'devlet eliyle' oluşturulan 'nefret söylemi' etkili olmuş, insanların umudu PKK'ya yönelmişti. Oysa bölgede en fazla halka zarar veren örgüttü PKK. BDP'nin çözüm için atacağı adımlar hem bölge için hem de Türkiye için bir 'umut' oluşturabilirdi. Bu, yeni dönemde otoriter yüzü iyice karartılan devlet anlayışını topluma da yakınlaştırıyordu. Bölgede iktidar partisi gücünü korurken, BDP'nin sert bir çizgi izlediği görülüyor. Son seçimler öncesinde özellikle yeni anayasa konusunda gerçekleştirilen referandumda kötü bir sınav veren BDP, 'hayır' cephesinde adeta 'celladına gülümsercesine' bölgede 'zulümleriyle' anılan isimlerle yan yana düşüvermişti.
Devletin bağırsak temizliği yaptığı yeni dönemde 'Ergenekoncu yapı'ların devlet adına ne tezgahlar kurduğu açığa çıkıyor, hukuk haklarında verilecek ceza için 'sabıka kaydı'nı alıyordu derin çetelerin. Güneydoğuda kirli savaşın görünmeyen yüzünde yer alanlar tek taraflı değildi. Derin çeteler her iki tarafta da vardı. Cumhurbaşkanlığı seçimine karşı '367' operasyonu yapmaya çalışanlara karşı bölgeden de güçlü bir ses yükselmişti. Statükonun yanında yer alanlara verilen bir cevaptı bu. Ancak sonraki süreçte bölge insanını statükoyla aynı safa yazanlar bölge adına siyaset yaptığını ileri sürenler olmuştu.
Mahmut Alınak artık kına yakabilir!
Meclis'te oluşan halk iradesinin önüne önce 'ben oynamıyorum' diyerek CHP çıktı, beklendiği gibi fazla uzun sürmeden çark etti. Seçilmesi için ilan ettikleri adaylar hakkında henüz adalet hüküm vermemişti. BDP de aynı yolu deneyerek, bilinçli bir gerilim politikası gütmüştü.
Geçtiğimiz seçim öncesi bugün yaşanabilecekler hakkında öngörüsü olan isimler nedense hep BDP çevresinde yer alıyordu. Mahmut Alınak ekranlarda sırıtan bir hüzünle 'kan akacağını' işaret ediyor, barış diyordu. Bu barış öyle bir çıkıyordu ki ağızdan tehdidi göremeyene aşk olsun. Barış (!) tehdidinde yalnız değildi Alınak. Aysel Tuğluk da aynı dili konuşanlar arasındaydı. DTK'nın 'özerlik' açıkladığı gün PKK kanlı baskın düzenlemiş, adeta bu sonucu yedeğine alarak güç gösterisinde bulunmuştu. BDP'lileri dinleyenler kanı devletin akıtacağını öngörüyorlardı. Oysa ortada devletin hesapsız güç kullanımı yoktu. Sonra Ramazan'ı hepimize zehir eden şehit haberleri, kanlı pusular geldi. Anlaşıldı ki BDP'lilerin 'kan akacak' diyerek ortalığı ayağa kaldırmalarındaki amaç, PKK'nın hain emellerini öne çıkarmasıymış.
Oysa Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü ve Altan Tan gibi isimleri bünyesine alan BDP, çözüm için doğru adımlar atılacağına dair bir umut oluşturmuştu. Bölge insanı adına hem PKK'ya hem de devlet erkine 'akan kan dursun, işte çözüm önerimiz' diyebilecekti.
Oysa onlar Meclis'e gelmeyecek, toplantılarını 'alternatif çay partisi' olarak Diyarbakır'da yapacaklardı. Eh, PKK'nın Kandil partisi de boş durmayacaktı bu arada.
PKK muhatapsa BDP ne?
Şimdilerde BDP'li isimlerden gık çıkmıyor. Selahattin Demirtaş'ın 'vaziyeti idare' etmeye yönelik açıklamaları kimsede bir his oluşturmuyor. Oysa Alınak 'ben demiştim' diyerek ortalığı havalandırabilir, zil takıp oynayabilir. Emine Ayna, Aysel Tuğluk gibi değerli şahsiyetler 'bizi dinlemediniz' diyerek karşımıza çıkabilirler. Mutluluktan halay mı çekerler yoksa ağıt mı yakarlar bilemem. Bildiğim iftar sofralarına kan bulaştıranları bu milletin asla affetmeyeceği. Bu kanlı baskınları önceden sevinçle haber veren BDP'lilerin payına ise asla 'barış ve kardeşlik' lafları düşmeyecek. Eğer birileri intikam alıyorsa bunda artık BDP'nin de payı var.
Düne kadar bölge siyasetçilerinin çıkışıyla mazlumları koruyan(!) PKK bu kez gerçekten zalim konumuna geliyordu. Devlet adına atılan iyi niyetli adımların hiçbirine iştirak etmeyen BDP'nin bölgeyi geren politikaları 'bakın PKK mücadele ettiği için devlet haklarımızı veriyor, öyleyse şiddetle sonuç almaya devam' gibi bir abukluğu kabullenerek siyasetin alanını tarumar ettiler. Madem bölgenin haklarını savunan PKK öyleyse BDP'ye ne gerek vardı diyenler de artık siyaseti muhatap almıyorlar.
PKK tarafından esir alınan 'kürt siyaseti'nden ve bölgeden sağduyulu bir ses yükselebilir mi? Hiç sanmıyorum. En iyisi sivil iradeden terörle bölge insanını ayırmasını, bölgede acı çektirilen insanlara haklarını vermeye devam etmesini beklemek. PKK ve BDP'ye rağmen 'haksızlık ve adaletsizliği' sona erdirmeye devam etmeli, Kürt vatandaşlarımıza haklarını verirken el titretmemeli.
Millî Mücadele'yi birlikte kazandığımız ruhun önüne ne derin çeteler ne de PKK'nın esaretindeki ırkçılığın bayraktarı BDP geçememeli.
Bunca acıdan sonra derin BDP'nin aradan çekilip, Türkiye halkını dikkate alan bir BDP'nin varolmasını arzu ediyor, bölge insanının iki taraflı derin çetelerden çok çektiğini, biraz rahat nefes almaya ihtiyaçlarının olduğunu söylemek istiyorum.
Dediğimi anlasa anlasa Altan Tan anlar, umarım doğru anlar!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



