John Holloway önemli bir düşünür. Marksizmi genel-geçer okumanın ötesinde farklı önermelerle önümüze koyuyor. 'İktidar olmadan dünyayı değiştirmek' kitabı, Holloway'ın düşünsel dünyasının ipuçlarını yakalamak adına önemli.
Holloway sistemi değiştirmek için kaba kuvvete başvurarak, sistemle kafa kafaya gelerek, bu gibi benzer yöntemlerle iktidarı ele geçirerek kapitalist sistemi yıkmanın dışında bir şeyler söylüyor.
Neden mi? Şu an için merkezi otoriteleri yıkarak iktidarı ele geçirecek bir alternatiften söz etmek mümkün değil. Dünya genelinde böyle bir rüzgar yok. Holloway bunun farkında. Bu açıdan iktidarı ele geçirerek (ki iktidar ele geçirmek için Marksistlerin bugüne kadar izledikleri yol belli) dünyayı değiştirmek, hayli zaman alacağa benziyor. O halde bugün neler yapabilir işte Holloway'in cevap aradığı soru bu. Dünyayı değiştirmek için illa iktidar mı olmak gerekiyor. İktidar olmadan bir şey yapılamaz mı? İktidarı değiştirene kadar kapitalist üretim ilişkilerine teslim mi olacağız? Kapitalistlerin ahlaklarıyla mı yetişip yetiştireceğiz? Buyrun cevaplayın?
'İktidar olmadan İktidar olabilmek' sloganını siyasal bir söylem olmaktan çıkarıp, bir an olsun mevcut toplumsal zemindeki karşılığı üzerinden hareket edelim. Kapitalist sömürü düzeninde bizler kendi kurallarımıza göre nasıl yaşayabiliriz. Kendimize ait bir yaşam alanı oluşturabilir miyiz? İşte bu soruların sesli olarak konuşulması ve üzerine kafa yorulması gerekiyor. Holloway'in de amacı bu. Elinde neyin nasıl yapılacağına ilişkin bir şablon yok. Buna karşılık bizler dünyada farklı deneyimlerin olduğunu biliyoruz. Özellikle batı toplumlarında. 'Chrstiana' bu örneklerden sadece biri.
'Chrstiana' tabiri yerindeyse Danimarka'nın orta yerinde bir 'Anarşist Cumhuriyet'. 1970'lerde hippiler tarafından kurtarılmış bölge ilan edilen 'Chrstiana' Danimarkalı yetkililerin tüm uğraşlarına rağmen özerk bir yer olarak varlığını devam ettiriyor. Burada yaşayanların büyük çoğunluğu, kapitalist üretim ve tüketim ilişkilerine inanmıyor haliyle kendi düşünce yapılarına göre, bir yerleşim yeri kurmuşlar. Hem de Kopenhag'ın orta yerinde. Bütün baskı ve zorlamalara rağmen de direniyorlar. Ve bu direniş çeşitli beraberinde alternatif yaşam alanlarıyla karşımıza çıkıyor. 'İşgal Evleri' vs...vs... İyi veya kötü, doğru ya da yanlış bu tip örnekler var.
Türkiye'de ise bu ve benzer yaşam alanları yok. Olmalı mı orası bir tartışma konusu. Kapitalist üretim ilişkilerin tarumar edildiği otonom yaşam alanları. Çiftlikler, köyler, kasabalar... Neden olmasın... Tartışılması ve konuşulması gerekiyor. Tolstoy'un kopyacılığı ve taklidi sanat olarak görmediği gibi, bizim dışımızda gelişen pratiklerden yararlanmalı ama bize özgü pratikler de geliştirmeliyiz. Paylaşmanın ve insani dayanışmanın en güzel örnekleri Anadolu'da yaşandı ve hâlâ yaşanıyor. Bu anlamda geçmiş dönemlerde Anadolu halkının pratiklerine bakarak bizler de yeni alternatifler ortaya koyabiliriz. Koymalıyız da.
Thatcher Neo-Liberal ekonomik politikaların tavan yaptığı yıllarda, 'There is no alternative' (Alternatif Yok) derken yanılıyordu. Alternatifler her zaman oldu ve olacak. O yıllarda da vardı bu yıllarda da var, ilerleyen yıllarda da olacak. Bunun bilincinde olmamız gerekiyor.
(1) İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek Mi? Dünyayı Değiştirmek İçin İktidar Olmak Mı?, Yazın Yayıncılık


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



