Ahmet Tezcan ve Ahmet Hakan'ın ilginç bir yolculuğu var. Onları buluşturan ilk yer 'evliya menkıbeleri' filmleri çekerek dönemin 'alternatif'i olmak için yayına başlayan kanal olur. Yankı adlı başarılı bir program yaparlar. O ekip daha sonra da farklı kanallarda kendini göstermeye devam eder. Tezcan ve Hakan'ın yolu daha sonra yeni bir mecra oluşturan 'farklı' bir televizyon kanalıyla daha kesişir. Dönem Refahyol iktidarı dönemidir.
Derin yapıların dört koldan saldırdığı hükümetin icraatları bir kenara itilmiş, 'düğme'cilik ön plana çıkarılmıştır. Başı örtülü olduğu için 'sistemin kurban seçtiği' hanım milletvekilinin evine kameralar, yetmedi savcıyla dayanılmış, çocukları ilkokul ortamında dışlanmış, psikolojik sınır laikçi promilini çoktan aşmış, ekranlar kirden, iğrenç yayınlardan geçilmez olmuştu. Bugün ekranda ve gazetelerde 'demokratik' ahkam kesen pek çok yazar baskıcıların ortamında otuz iki dişlerini gösterirken içlerinden gelen salyalara teslim olarak bağırıyordu. Televizyonda program yapanların ruhlarındaki ufunetle birlikte döndürülen kasetler kurgusal olarak iyice pişirilerek milletin ensesinde boza servisine göre dizayn edilmişti.
İşte böylesi bir dönemde beklendiğinin de ötesinde en büyük medya patronu, merhum Başbakan Erbakan'ın 'milletin hilafına yayın yapanları' hizaya çekecek çalışmalarını haber almış, ortalığı birbirine katmaya başlamışlardı. Milletin cebini kurtaracak havuz, milletin boğulacağı havuz haline getirilecekti, bunda kararlıydılar. İş dünyasında 'çalışmak', 'rekabet etmek' yerine 'tekelciliği', 'ranttan beslenmeciliği' benimseyenler için Milli Görüş Lideri merhum Erbakan çetin cevizdi.
Refahyol'u ne pahasına olursa olsun devireceklerdi
Döneminde düğmeciliğe merak salanların ülkelerini sevmek adına ortalığı birbirine katması oldukça şaşırtıcıydı. Bugünlerde CHP için meydanlara inen 'demokrat' Süleyman henüz asıl yüzünü göstermemişti. Ulusalcılık kisvesiyle nereye hizmet ettiği belli olmayan odaklar Refahyol'u ne pahasına olursa olsun devireceklerdi. Çünkü müttefikleri oldukça karalıydı. Amerika, gizli belgelerde sırıtan sahtekarlığını kamufle etmeye çalışırken İsrail Başbakanı Weizman, Erbakan hocanın icraatlarından rahatsızlık duyarak 'beton döküp gömeceğiz" açıklamaları yaparken pervasızdı.
Ortalık karışıktır ve özgür medya diye bir şey ortalarda yoktur. Tüm sesler kesilmiş, kalleşçe millete pusu kuranların sesi ortalığı inletir olmuştu. Dönemin cılızlaştırılan 'hak' sesi Ahmet Hakan'ın çalıştığı kanal üzerinden savunma yapmaya çalışıyordu. 'Haber Saati' iple çekilirken, gözler Ahmet Hakan'a kilitleniyor, çıkardığı konuklarla insanlar rahat nefes almaya çalışıyordu. Ahmet Tezcan ise 'Dördüncü Kuvvet Medya'sını bu ekranda yapıyor, medya üzerinden çevrilen dümenleri faş ediyordu. Bir gün programa telefonla bağlanan Derya Sazak'ın promiline alkol bandırılmış yüksek saygısız konuşmaları bardağı taşırır. Tezcan yayının kendisinden habersiz kesilmesi nedeniyle canlı yayında istifa etmiş, daha etkisiz bir kanala taşımıştı programını. Ahmet Hakan ise önce Gerçek Hayat'ta Ahmet Arsan ismiyle 'müstear' olurken Yeni Şafak'ta ve Sabah'ta özgürlükçü yazılar yazmaya başlamış, ardından Hürriyet'e geçince DNA'sındaki değişime ayak uydurmaktan kaçamamıştı.
Neler olmuştu da bu hale gelinmişti, incelenmesi gereken bir konu. Ahmet Hakan eski dostlarıyla yollarını ayırmış, bu kez dün mücadele ettiği erklerin yanında saf tutarak yeni bir yol tutturmuştu. Bolca kendisiyle de dalga geçebilen 'dönek'liğini gizlemeye gerek duymayan Ahmet Hakan, dünün mazlumlarının iktidara geldiğinde zalimleştiğini savunarak veryansın etmeye devam ediyor. Nuray Mert, Soner Yalçın, Oray Eğin gibi yeni dostlarıyla 'ince kırmızı hat' çizerek kendi kimliğinde derin yaralar açmaya başlamış, kanayan yerlerine ise birer tutam Ahmet Kekeç, Sevilay Yükselir, Hasan Karakaya eleştirisi ekleyerek kendince bir kulvar açmaya çalışır olmuştu.
Ya ben yıkılacaktım ya da hükümet!
Ahmet Tezcan ismini Akif Beki'yle birlikte bu dönemde medyada değil, hükümetin medya planlamasında görürüz. Sonra bir gün Ahmet Tezcan çıkagelir. "Dördüncü Kuvvet Medya" sitesi canlanır, 'twitter'da Ahmet Baba özlenen üslubuyla 'ben buradayım erenler' deminde seyrine devam eder. Tezcan bu; çıkınında birikenleri nerden bileceğiz? İktidarla oynaşmak için nice sırtlan numaraları çevirenleri suyun başında görmüştür. Kendisine karşı yapılanları da unutmaz Tezcan. Olayın arka planında neler olduğunu anlamak için uygun yerde görev yapmış, hile hurdayı, dümenden gazetecilikleri, büyük görünen küçük adamları teşhis etmiştir.
Ortalığı allak bullak edecek ilk yazıyı yazarken başlığı çarpıcıdır: "Ya ben yıkılacaktım ya da hükümet. Düğmeye bastım, hükümeti yıktım"
Dönemin medya patronunun hükümeti yıkmak için düğmeye bastığını anlatıyordu Tezcan. Başlığa çıkardığı cümlesi ise 'özgürlükçü' isimleri gazetesinde toplayan bir patrona gözdağı olsun diye sarf edilmişti. İkinci yazı ise 'düğmeye bastım, hükümeti yıktım" diyen medya patronunun değil düğmeye başkasının bastığını açıklıyor ve ekliyordu: "Özkök; İskele-Sancak programına çıktı ve 3,5 saat boyunca karşılıklı olarak Ahmet Hakan ile keyifli bir sohbet görünümü altında "barış çubuğu" içtiler."
Gizli kayıt Ahmet Hakan'da mı?
Ahmet Tezcan olanları bir türlü anlayamadığını söylüyor. Gözünü açan ise bir işadamı olur. "Bir süre sonra, bir işadamı dostum Atina'da yaşanmış bir hadiseden ve bir "kasetten" söz etti. Neydi o kaset?" Ahmet Tezcan açık konuşmaya başlar. Medya imparatoru en güçlü işadamıyla özel görüşme yapar. "Görüşmenin konusu; Refah-Yol hükümetinin nasıl yıkılacağı, yerine Mesut Yılmaz hükümetinin nasıl dizayn edileceğidir." Ancak farketmedikleri bir şey vardır. Görüştükleri yerde açık kalmış bir ses kayıt cihazı. Tezcan'ın iddiasına göre o kaset Ahmet Hakan'a verilir. Ve asıl bombayı patlatır Ahmet Tezcan. Bu kaset yayına verilmez ve Ahmet Hakan tarafından sümenaltı edilir.
Ahmet Tezcan önemli sorular soruyor bu konuda: "Atina'daki Özel Görüşme Kaydı gerçekten var mıydı ve Ahmet Hakan'a satılmış mıydı? Ahmet Hakan'ın "Var, orijinali bende" dediği kaset, pazarlık konusu edilmiş miydi? O kaset var idiyse şayet, pazarlık konusu edilmeyip yayınlanmış ve patronların hükümet yıkma planları deşifre edilmiş olsaydı, 28 Şubat Süreci ne olurdu? Hükümet yine de yıkılır mıydı? Bugünlere nasıl gelmiş olurduk? Bugün nasıl bir Türkiye olurdu? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, birilerinin ortaya çıkıp her şeyi göze alarak olanı olduğu gibi anlatması, itiraf gerekiyorsa itiraf etmesi, özür dilemesi gerekiyorsa özür dilemesi gerektiğidir."
Ahmet Hakan bu sorulardan rahatsız olur, 'twitter'da kendisine yöneltilen sorulara muhatabını 'block'layarak cevap verir. Nazlı Ilıcak sorduğunda ise "Bu kadar atmasyon olmaz vallaha. İlk defa duyuyorum. Benimle öyle bir konuşması olmadı" der. Tezcan, Hakan'dan itiraf bekliyor: "Ahmet Hakan'ın mertçe itiraf edebilmesinin ortaya koyacağı gerçek de son derece önemlidir. Bunu da gözardı etmiyorum. Zira o itiraf, 28 Şubat Süreci'yle ilgili olarak bugün suçlananların yanı sıra dönemin mağdurları arasında da suçlanması gerekenler olduğunu ortaya koyacaktır. Bu açıdan yapılacak itiraf bir "suç ortaklığı itirafı" niteliğinde olacaktır. Bu açıdan son derece mühimdir."
Özkök ve Hakan'dan itiraf bekliyoruz
Ahmet Hakan ağır sayılabilecek bir yazı yazdı Tezcan hakkında. Cevap ise hiç de alttan alır cinsten değil. Bugüne kadar hayatı gırgır, şamata yaşar gibi duran Ahmet Hakan için cevaplanması gereken önemli sorular bunlar. Özellikle Ertuğrul Özkök'ün adı 'tüccar gazeteci'ye çıkmışken Ahmet Hakan'ın 'coşmuş' olduğu manşete taşındıktan sonra aynı gruba alınması insanın aklına çeşitli soruları getiriyor.
Ahmet Tezcan'a katılıyorum ama bir farkla. Bence Ahmet Hakan ve Ertuğrul Özkök birlikte itiraf etsinler. Kanal D'de "Dördüncü Kuvvet Medya Özel" programı gerçekleşsin. İki de konuğu olsun. Ha, telefonla Derya Sazak da bağlanabilir. Dönemin işadamları, vatan kurtaran aslanları hep birlikte tekmili birden bize neden hükümeti yıktıklarını, ellerine ne geçtiğini, bu ülkeyi tarumar edebilecek planları olanlara destek olarak bize hâlâ neleri kaybettirmeye çalıştıklarını açıklasınlar.
Sahi o kaseti yayına verebilecek 'özgürlükçü' bir gazeteci var mı?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



