Yürüdüğüm yoldan ayırıyor o müzik. Çayıra yönelten "caney "bitiyor, "şiriney" türküsü başlıyor. Yaklaşınca bir arabadan çalındığını anlıyorum. Türkünün Kürtçe sözlerini anlamıyorum ama nağmeler çok bildik.
Bu hadise yirmi gün önce İsveç'te yaşandı.
Arabalarından piknik yapmak için, halıları indiren genç ve güzel Kürt kadınları. Üzerlerinde renkli kumaşlardan şalvarları, boncuklu tülbentleri ama topuklu papuçları ve makyajları ile modern ve geleneği çok iyi sentezlemişler.
Ayrıca kollarındaki kalabalık bileziklerle belli ki, halleri vakitleri yerinde bu genç ve güzel kadınların ve eşlerinin. Onlar Türkçe, ben Kürtçe bilmediğim için, İngilizce konuşup anlaşıyoruz.
Irak Kürtlerindenlermiş.
Göçmen kuşların bildik öyküsü.
Arabadaki müzik beni çekmiş, tanışmamıza vesile olmuştu. Türkiye'de de her ailede bir Kürt gelin ya da enişte bulunmakta.
Tıpkı Çerkes, Boşnak, Laz gelin ve damat olduğu gibi. Yüzyıllardır karışıp gitmiş miyiz?
Hayır, herkesin devasa bir kültürü bulunmakta.
Samsun'a, Aydın'a, Konya'ya yüzlerce yıl önce yerleşmiş Kürt aşiretler; hala dillerini, müziklerini, masallarını, ağıtlarını, kültürlerini korumakta.
Bu bizim zenginliğimiz.
Muş'a yerleşmiş Çeçenlerimiz nasıl hala sarışın olup ama Kürt aksanı ile konuşuyorsa. Konya ağzı ile konuşsa da, hemen Kürt kökeni belli olan gençler. Gelin görün ki, memleket son çeyrek yüzyılını acı bir sınav ile geçirdi.
Geri bırakıldığı yetmiyormuş gibi inanılmaz baskılarla Güneydoğu halkı; Türkü, Kürdü ile çok travmalar yaşadı. Bir savaşın mimarlığına soyunan yer altı saraylarının sultanları, her iki tarafın çocuklarını rahat bırakmamaya yemin etmişti.
Otuz yılda kırılan fidanlar için çok analar can evinden vuruldu. Önceki gün filiz gibi genç iki polis, mayınla bin parçaya bölündü.
Yeni evli, yeni bebeği doğmuş gençlerdi onlar.
Türkiye, hepsi birbirinden acı kâbuslarla sarsıldı. Ne askere gönderdiği çocuğunun canından emin oldu. Ne dershaneden çıkmış, Serap kadar güzel kızlarının eve sağ döneceğinden.
Akbabalar sanki çetele tutmakta idi.
Bir onlardan, bir bizden mantığı; hiç eskimiyordu. İstikrar rüyaları görenlere kahkahalarla gülünüyordu. Okulların kundaklanması, otobüslere Molotoflarla saldırılması, köprülere bombalar konulması, genç kızların yakılması, delikanlıların mayınlarla bin parçaya bölünmesi geçmişte kalamaz korosu, karanlıklarda devam kararı alıyordu.
Soğuk savaşın en yaman teçhizatı onlarda gani.
Bu sefer belki dağ yolları kapatılır.
Düz ova bile değil, metropolde siyaset ile çözümler bulunur derken.
Seçilen milletvekillerine getirilen yasak.
Şimdi herkes sormakta.
Seçimden önce neredeydiniz.
Niçin sakıncalı kişilerin aday olmasına göz yumdunuz. Binlerce oy alıp seçilmiş vekillerin mazbatalarını almasına neden engel olmaktasınız.
Sanki terör ile ülkenin canı hiç durmadan yansın diye, şer odakları sonsuza değin anlaşmışlar gibi. Korkulu rüyaları devamlı barış, halkların kardeşliği, yarasaların felaketi olmakta.
Bir halkı taze uykulara, serin sabahlara, ikindi çaylarına bırakamayacak kadar insanlık düşmanlığı had safhada. Eminim çok mutludurlar, kendilerinin de onayladığı açıklama metinlerinin duraksamaksızın hayata geçirilebilmesi için bir kıvılcım yetecektir:
"Bu kaos ortamında, hepimiz büyük acıları yaşayabiliriz"
Oysa neden yaşansın büyük acılar.
Niçin insanlar evlatlarından olsun.
Dünyanın bütün hazineleri toplanıp gelseler, bir evladın tırnağının yerini tutabilir mi?
Başkalarının baba kucağında geçen yıllarına öykünen bebelerin gözlerindeki özlemi, yerden göğe yükselen servetler ödeyebilir mi?
Yaşanacak çok kıymetli yılların yanından çekilip alınan eşlerin boşluğunu, en büyük saltanatlar doldurabilir mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



