Eskilerin deyimiyle kelâm-ı kibar, darb-ı mesel cinsinden öyle sözler vardır ki, ona dair düşün düşüne bildiğin kadar... Sözün değer verilip ayağa düşmediği zamanlarda bu düşündürücü sözler pek bir anlam ifade ederdi. İnsanın aklı o zaman yine dilin altında dahi olsa insanlar dillerine pek sahip çıkarlardı. Ne zaman ki, Osmanlı'nın çöküş süreci başladı, söz yere düştü. Tabi sözün yere düşmesiyle pek çok şeyde kendini yerde buldu. Yeşilzâde Mehmed Salih Efendi merhum da sözün yere düşmesinden pek fazla müşteki olmuş ki, sözü yerden kaldırmak için biraz da söze hiciv katarak "Atalar Sözü"nü birbiri ardına eklemiş. İşte yazarın 1929'da kaleme "Durûb-ı Emsâl" adlı eserden bazı seçme sözler:
-Atı alan Üsküdar'ı geçti, yalancı pehlivan meydandan kaçtı: Enver, Talat, Cemal Paşalar gibi.
-Atın ölüsü, eşeğin dirisinden çelimlidir: Harb-i Umumi zenginleri gibi.
-Atın tepeninden, itin kapanından sakın! Cinsi bozuk namussuzlardan uzak ol!
-Ahlakı bozuğun hareketleri de bozuk olur: Mel'un kör şeytan gibi.
-Ardına sapan taşı ulaşamaz: Hürriyet kahramanlarının Harb-i Umumi mütarekesinde İstanbul'dan kaçışları gibi.
-Arslanlar yok olunca çakallar meydan kâhyası kesilir: Dünyanın alçaklığını bundan anlamalı.
-Arkasında yumurta küfesi yok ya; her tarafa eşek gibi yuvarlanır: Döneklik, dalkavukluk da böyledir.
-Erenler helvası, fakirler çorbası tatlıdır: Helal ekmek gibi.
-Azgın kul belasını bulur: Kör şeytan gibi.
-Azgın köpek kırk gün yaşar: Fakat ısırdığı millet de kırk günden ziyade yaşamaz.
-Erkek gibi kadın, kadın gibi erkek: İnsan pazarında hiçbiri iki para etmez.
-Ağaç yaş iken eğilir: Durma çabuk ol, çocuk yedi yaşına girdi; bir an evvel ecnebi mektebine kaydettiriver, büyük adam olsun (!).
-Ekmeği beklemek ölümü beklemek gibidir: Aman Allah'ım! Bizi açlıkla terbiye buyurma! Harb-i Umumi günleri gibi çamurlu, samanlı, gübreli mısır koçanından yapılmış ekmeğe bizi salma! Umumi Harb'de Çapakçur dağlarında Rus askerlerinin her türlü yemek, has ekmek; bizim zavallı asker ve köylülerin de eşek, köpek, kedi, kurbağa ve maalesef solucan yediklerine şahidim.
-Allah'tan korkan can yakmaz: Kör şeytan Hakk'a bakmaz.
-Allah zalime uyuz versin, tırnak vermesin! Âmin!
-Eli uzun olanın dili kısa olur: Namuslu (!) hırsızların, asri hırsızların elleri kadar dilleri de uzun.
Elinin hamuruyla er kişi işine karışma! Ey arkadaş! Dalga mı geçiyorsun? Kadınlar(ın) erkek(leştiğinden), erkekler(in) kadınlaştığından haberdar değil misin? 1909 (II. Meşrutiyet)'da hürriyet ilan edildi. Genç oğlanlar, güzel kızlar iş başına; tecrübeli vatan mücahidleri, anneler kapı arkasına atılıverdi. Yâ Rabbi! Sonumuzu hayra tebdil buyur!
-Anadan doğan ölür: Çok şükür, Allah'a hamd olsun, ölüm ne büyük nimettir.
-Okumadan âlim, gezmeden seyyah olunmaz: Yeni türeyen çocuklar müstesna. Onlar laf âlimi, hayal seyyahlarıdır. Dünyayı sinemada, ilmi de Avrupa profesörlerinin kafasında duyanlardandır.
-Öküzün önünde, katırın ardında, edepsizin yanında durulmaz.
-Ölümü gören sıtmaya razı olur: Hay abdal hay! Her gün ölmeyi bir gün ölmeye tercih ediyor.
-Uyku uykuyu getirir: Sekiz saatten ziyadesi hem hasta eder hem de fukara yapar.
-Ayağını sıcak tut başını serin, kendine bir iş bul düşünme derin: Evet oğlumuz bey gece sinemaya, gündüz futbola devam buyuruyor. Maşâallah çok düşüncelidir, hiç işsiz durmaz.
-Ayağını denk al, düşman başkaldırmış: En büyük düşman insanın cehaletidir.
-Baba ile evlad arasına girilmez. Şeytan durur mu? Hürriyet ilan eden farmasonlar; evladı babaya, kardeşi kardeşe, karıyı kocaya, komşuyu komşuya, milleti birbirine çarpıştırdıktan sonra yakamızı bıraktılar.
-Aman oğlum çalış ye; sakın dalkavuklar gibi çapulcu, yalcı olma.
-Bir var imiş bir yok imiş, Allah'tan başka hiç kimse yok imiş: Hani İskender-i Kebîre ne oldu, Firavun nerede kaldı; Şeddâd, Fatihler, Selimler, Kanuni Süleymanlar hani?
-Bir ayaküstüne bin yalan söyler: Öyleyse İttihad-Terakkicidir.
-Bir koltuğa iki karpuz sığmaz: Zamane dolandırıcısı iki karpuzu değil karpuz tarlasını koltuğunda saklıyorlar.
-Bez alırsan Musul'dan, kız alırsan asilden al: İttihad Terakkiciler ne Musul bıraktı ne de asil.
-Besmelesizlerle düşüp kalkma: Dikkat et, besmelesizler çoğaldılar.
-Besle kargayı oysun gözünü: Ey abdal! Aklını başına al! Gözünü oyan, ekmeğini yiyen alçaklardır.
-Bekâr gözü, güz gözü: Asri gençler sokakta evlenip sokakta ayrılıyorlar...
-Lâ'nın imdadına illâ yetişir. Lâilâhe illalah Muhammed'ür Rasûlüllah.
-Namaz, adamı yabanda komaz...
-Mal ile kimse insan olamaz: Eski nazariye. Bugünkü düşünceye göre en büyük adamlar zenginlerdir...
Ömer Hakan Özalp, Erzurumlu Yeşilzâde Mehmed Salih Efendi, Erzurum Kitaplığı, İstanbul 1999, s. 189- 218.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



