Âsım Gültekin ortaokul öğrenciliğinden beri tanıdığım biri. Kartal Anadolu İmam Hatip'ten, Amasya'dan, üniversite öğrenciliğinden beri. Bizimle tanıştığından beri hep çevremizde, ama başka başka çevrelerde de. Onun özelliği.
Öğrenciyken arkadaşlarını toplar Yedi İklim dergisine gelir. Hareketli, alıcı ve koşturucu bir yapıya sahip. Bir bakarsınız Amasya'ya gitmiş, oradan bir A 4 sayfasının katlanmış haliyle fotokopili dergiler yapar gönderir. Yazmaya tutkun. Bir bakarsınız burnunuzun dibinde bitmiş. Hiçbir zaman yalnız değil. Arkadaşları mutlaka vardır. Hep bir şeyler yapma sevdasında, düşüncesinde. Çok gezen, çok dağılan, kulağı delik biri. Onun bu haline ta baştan beri içerlemiyorum değil. İstiyorum ki, Âsım, otursun, kendisini bir alana, bir tarza hasretsin, yazılar yazsın. Bunlar eleştiri, deneme, öykü olabilir. Amacım ona öykü yazdırmak. Birkaç öykü de yazdı, üstesinden geldi. Ama o, kendisinin üstesinden gelemedi. Fakat o, gezginliğine uygun bir tarza yöneliyor. Gezginliği olumsuz anlamda almıyorum. Bir bal arısı gibi dersek daha doğru bir yaklaşımda bulunmuş oluruz. Bundan ötürü de artık ona dönük düşüncelerim ve bakışımda ısrar etmiyorum.
İstanbul'a geldiği günden itibaren Yedi İklim dergisinin içinde. Bir zaman derginin İstanbul dağıtımını yaptı. Bir zaman derken tam dört yıla yakın. Bırakınca yerine birini buldu, sonra başkaları. O, bu işleri yaparken, istiyorum ki yazı yazsın. Yeteneği var, okuyor, eli kalem tutuyor. Bir alana yönlendirilse çok şey yapabilecek yetenekte.
Öğretmenlik döneminde bu sefer öğrencilerini peşine takar dergiye getirir, kendisi gelemese yönlendirir. Bunları sadece Yedi İklim dergisine değil, diğerlerine de taşır. Oradan oraya gider. Benim önerilerimin tam tersi bir çaba içinde. Tabiî bu ona özgü bir durum. Bunu yazı hayatına da yansıttı. "Beyaz Haberlerim Var" üst başlığıyla, ayrım gözetmeksizin, değinler, göndermeler, biraz da dedi kodu içeren yazılar yazdı, yazıyor dergilerde, gazetelerde. Bu tarzını sürdürüyor. Organizatör bir yanı da var. Bir öneri atar ortaya epey tartışılır ve konuşulur. Safahat okumaları önerisi ses getirdi. İnternet ortamındaki tartışmalara katılır, ağabeylik yapar. Tabiî internet ortamının ukala, çokbilmiş sıradanlıkları içinde yitmeyi de göze alarak. Bir bilgisayarın başına geçen, parmakları tuşlara dokunan herkes bir bilge, bir şair, bir âlim havasında.
İstanbul'da öğretmenlik yapıyor. Ailenin geçimini bir maaşla sürdürüyor. Çocuklar ve geçim gailesi ister istemez onu bir takım alanlara sürüklüyor. O, bu alanlarda da bir şeyler yapma çabasında.
Kimseyi incitmeden, her yerde bulunma ve gülümsemeli konuşmaları onu sevimli kılıyor. Ağabeyler onun için önemlidir. Hemen hepsine karşı da saygılı. Onu çok işi yaparken görmek olası.
Vefalı. Ama vefa aramaya bakar, bekler. Yönünü batıya, çıkar ilişkilerine çevirmişlerden bile bir şeyler umar. Bir iyi niyet duygusuyla.
Rasim Özdenören ile BURÇ FM'de epey bir zamandır program yapar. Rasim beyi konuşturur. Ağabeyler arasında fark gözetmez, ama bazen bir boşluğa düştüğünde bile asla iyi niyetini ve bakışını değiştirmez.
Onun organizasyonu ve çabası başlı başına ve bağımsız bir mizah dergisi çıkarmaya götürdü. Cafcaf mizah dergisi. Etrafında çok cici gençler var. Yetenekli, cesur. Cesaretli, çabalı ve arzulu. Ümmeti temsil eden bir dergi çıkardığını düşündüğünden ister ki, Ümmet dergisini sahiplensin. Büyük kimi gazete ve televizyonlar bu çabasından söz etmiyor diye bir vahlanma içinde. İlk sayısı 40 bin basıldı. Sonrakilerini bilmiyorum.
Âsım'ı iki arkadaşıyla TV5 Edebiyat Okumaları programına aldım. Doksan dakika dergiyi, mizahı ve arkadaşları konuştuk.
Mizah, başlı başına bir tarz ve alan. Bu yetenekli gençlerin yapacağı çok iş var. Bir yandan okurken, bir yandan da mizah yapmaları önemli. Örneğin mizah, ironi, kara mizah arasındaki incelikleri iyi kavramalılar. Dergilerini gençlere verdiğimde, onlar fark etmeden göz ucuyla izliyorum. Nerede nasıl bir tepki verecekler diye. Örneğin bu gençlerin, eleştiride, mizahta, ironide güçlü bir reflekse sahip olmaları gerekir. Bunun için de ironinin inceliğini iyi kavramalıdırlar. Anton Çehov'un, Gogol'un öyküleri, romanları mutlaka okunmalı. Bush'a fırlatılan ayakkabı çok ince esprilerle işlenebilir/di. Bunu kendilerine söyledim. Bir de ümmeti temsil ediyorsa bile gerektiğinde içe dönük ince bir ironi ile de işlenmeli. Buna Müslüman kesim kendisini alıştırmalı. Molla Kasım'lık geleneği, incitici olmadan sürdürülmeli. Bir dergiyi elime aldığımda, ona güç verecek destekten geri kalmadan, ama onları da uyararak daha iyisini yapmaya yönlendirmeli. Sahih bir edebiyat nasıl her kesimde kendisine bir yer ediniyorsa, sahih bir Cafcaf da her kesimin eline tutuşturulabilmeli.
Cafcaf bizim dergimiz. Ama bizim dergimiz çok güçlü olmalı ve yaşamalı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



