Ayet ve hadisleri bovling topu gibi yuvarlama özlemi içinde kıvranan ne çok karpuz varmış.
'Hem öyledir, hem böyledir' demeye teşne, maalesef kimisi imam hatip kökenli, afili tipler doldurmuş köşeleri.
'Bence böyle' diyip İmamı Şafileri, Ebu Hanifeleri silindir gibi ezip geçiyorlar.
Gün geçmiyor ki yeni, cillop bir fetva daha patlatmasınlar.
'Hakkımız' diyorlar; 'fetva vermekte, verdiğimiz fetvanın peşinden âlemlere akmakta hakkımız'.
En çokta nisa taifesi üzerinden yükleniyorlar.
Tabi, tabi kızlara fetva da, gaz da vermek sizin hakkınız.
Verin gazı gençlere; hassaten kızlara.
Nasıl olsa kanları kaynıyor. Ayaklarının yerle irtibatı yok, başlarda yelin bin bir türlüsü esmede.
Nasıl olsa aşk, meşk yaşları. Yaşama aşkından tutunda, giyinme, açılma saçılma aşkına kadar hepsi tepelerinde.
'Aşk, aşktır be azizim diyordu' ya.. Yani!
Her türlü melaneti işleme aşkı bile olsa diyordu...
Verin gazı; tatsınlar tatmadıklarını. Sizin gibi... Sizler gibi. Özgürlüğün, özgünlüğün; yanlışa, doğruya bakmadan lebalep yaşasınlar her bir şeyi.
Bilsinler azizim, bilsinler.
Bu çağda, olur ya, her hangi bir şeyden habersiz olmak hangi genç kıza yakışır.
Herkes konuşuyor, yazıyorsa bizde aynını niye yapmayalım...
Herkesler yaşıyorsa, bizim neyimiz eksik...
Tabi tabi, asıl sizin haddiniz esfeli safilin çukurlarında gezerken ilahi aşktan dem vurmak.
Sizin hakkınız, batılın bile ağzına almaya korktuğu isyan cümleleriyle, öteki mahalleye göz kırpmak.
Sizin haddiniz, Allah'la kafa bulup, inanç çarşısıyla alış verişi olmadığını âlemden gizlemeyenlerle, din, iman üzerine laga luga yapmak.
Geğire geğire yazmak, yazarken de kazma sallar gibi kızlara fetva yolları açmak hep sizin haddiniz.
Hâşâ... Sümme hâşâ...
Deri koltuklarda, ağızları yaya yaya nasılda yol ve yön ve hatta hıza vermek yakışıyor reyting hastalarına.
Boğazlarına kadar şeytanla kankalığa batmış, takdir edilme ateşiyle yanan yürek sahipleri nasılda bilgiye ve yola susamışları anomalilere, oksimoronlara müptela etmek için çırpınıyor.
Aynı anda secde ve şöhret düşkünü olmak nasıl bir duygu?
Olabilir mi öyle bir şey?
Estağfurullah diyordu; ama, lakin, fakat...
Ayetler, afili sözlere kurban olsun...
Ayetler, üç beş fazla reyting alma hevesine kurban edilsin...
Ayetler, ultra uçarı ve 'benden her türlü çılgınlığı bekleyin' tavrına fit olsun...
Ayetler, doğrucu görünme riyakarlığı adına 'bazen öyle, bazen böyle' yorumlansın...
Hâşâ...
Ama bilirsin sen bunları...
Az başa saralım...
Bir tek şeytana değil elbette, insana da mühlet verilmiştir.
Anlatın kafanızda esen bütün rüzgârları, akımları.
'Ama, fakat, lakin' takviyeli tornistanların suyunu çıkara çıkara anlat üstadım.
Sende, 'diyordu' diye sündüre sündüre anlat be azizim.
Din diye değil ama sanki kitabın ortasından okuyormuş gibi anlatın.
Zihninizden geçen bütün hastalıklı yaşamları sıradan şeyler gibi anlatın.
'Bana göre' diye konuşun. Ama takkeyle, başınızdaki bir örtüyle veya yazdığınız yerin rengiyle kamuflaj yapıp, sanki her kelimeniz Peygamber sözüymüş gibi anlatın.
Öyle oluyor ya zaten.
Siz bilmez misiniz, kimler ne maksatla okuyor yazdıklarınızı!
Öyle, 'bana göre' diye başlayan hezeyanları, fetva makamında inci gibi dizerken, bilmez misin kaç genç hangi taklaları atıyor?
Şeytandan rol çalmak zor değil ki be azizim. Azıcık azmettin mi, arkandan itecek onlarca yardakçı bulursun.
Yeter ki sen gönüllü ol, önünü açacak niceleri hazır bekliyor.
Hem yaşayıp duruyorsun ya bunları.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



