Nevzad Ayas, Üstad Mehmed Âkif'i eksen edinerek insan zihniyetini etkileyen faktörleri mevzu ettiği bir yazıda zihnî hayatında etkileyen âmillerin başlıcalarını şöyle sıralar:
a- Soy.
b- Ana, baba.
c- Mektep
ç- Medrese.
d- Edebî şahsiyetler.
e- Sohbetinden istifade ettiği zatlar.
f- Memuriyet, dolaşmalar, seyahatler.
g- Kendi kurduğu aile.
ğ- İçinde yaşadığı cemiyetin müşterek, mâşerî şuuru.
Ayas insan karakterin etkileyen faktörler sıraladıktan sonra onları tek tek konu edinir. Ayas'ın konu edindiği bu etkenler aslında İbni Haldun'un asırlar öncesinde meşhur mukaddimesinde söylediklerini onaylar bir tutumdur. Çünkü İbni Haldun da coğrafyanın, iklimin ve diğer sayılanların insan karakteri üzerinde etken olduğuna dikkat çekmiştir. Ayas'ın bu bağlamda anne ve babanın etkisini Âkif örneğinden hareketle konu edinmesi ilginçtir. Şöyle ki:
Babası için meşhur bir manzumesine yazdığı birkaç satırlık notta: "... Benim hem babam, hem hocamdır. Ne biliyorsam kendinden öğrendim." diyor. "Âsım"ında da babasının değerini gösteren muhavereler vardır. Daha İbtidaî mektebine giderken babasının kendisine Arabça okuttuğu, Rüşdiye'ye devam ederken de bu işin devam ettiği belirgin. Bundan başka Âkif ilk dinî terbiyesini evden aldığını, evin bu husûstaki tesiri büyük olduğunu söyler. Annesi çok âbid ve zâhid bir hanımmış, babası da öyle imiş. Her ikisinin de dinî salâbetleri varmış. İbadetin vecdini, zevkini, heyecanını tatmışlar. Babası Hacı Feyzullah Efendi'nin müridlerindenmiş. Anasının tarikata intisabı yokmuş. Babası kendisine tasavvuf telkîninde bulunmamış... Demek ki Üstad anasından, babasından yalnız zihniyeti üzerinde müessir olacak dinî bilgiler edinmekle kalmamış, her ikisinden derin bir dinî heyecan da almış.
Babasının kendisine tasavvuf telkîninde bulunmamasına ve Rüşdiye tahsilini bitirdikten sonra mektep ve meslek tercihini kendisine bırakmasına bakılınca Tâhir Hoca'nın, babalık nüfuzunu çocuğunun serbest inkişâfına hail olacak derecede ileri götürmekten çekindiği ve asrın terbiye icablarına pek yabancı olmadığı da anlaşılıyor.
Diğer taraftan yine Nevzad Ayas'ın yine Âkif örneğinden hareketle Tanzimat'tan itibaren aydınları tahlili son derece önem taşır. Çünkü hâlâ aynı bağlamda bir tavır alış söz konusudur. Bu, bir noktada aydınlarımızın yüz elli yıllık bir açmazıdır. Ayas bu aydın tiplemelerini yaparak Âkif'in bulunduğu kategoriyi de şöyle belirtir:
Tanzimat mektebinin yetiştirdiği gençler şöyle birkaç tipe ayrılabilir:
1- Müsbet ilimlerle medrese derslerinin verdiği bilgileri zihninde uzlaştıramayarak, müsbet ilimlerin ulaşamadığı metafizik sahalarda bocalayarak bu yüzden delikanlı çağında ruhlarında şiddetle sarsıntılar ve buhranlar geçiren ve kendi başlarına bir muvazene bulmak için çırpınarak reybîlikten kurtulamayanlar.
2- Müsbet ilimlerin sınırları dışında kalan dinî meselelere fazla zihin yormayarak bunları sırf imtihanlarda not alabilmek için öğrenenler.
3- Sırf müsbet ilimlere güvenerek din derslerinden aldıkları bilgileri o ilimlere muhalif bulanlar ve bunun için de dinî inançları kabûl etmeyen, dinsizliği veya kendilerine göre bir din anlayışını tercih edenler.
4- Müsbet ilimlerle din derslerinin sınırlarını birbirinden ayırarak dinî akîdelere ve hükümlere aileden, an'aneden aldıkları tesirlerle taklidî ve hissî bir imanla bağlı kalanlar.
5- Tahsil derecelerinde ilerledikçe müsbet ilim sahasında da, din sahasında da kendi tetebbularıyla bilgilerini genişleterek ruhlarında kendilerini tatmin edebilecek bir muvazene kurabilenler.
Bu tipler arasında kemmî münasebetleri bilmek terbiye tarihimiz için, hatta millî tarihimiz için çok faideli olurdu. Fakat bu münasebetler ancak muntazam anketler ve istatistiklerle tâyin edilebilir.
Âkif, zannıma göre, beşinci tiptekiler arasında yer tutar.
Ayas'ın sınıflaması üzerinde düşünülmeye ve dikkate alınmaya değer bir tahlildir...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



