Üstad Mehmed Âkif ve Eşref Edib'in yönetiminde çıkan Sebilürreşad Mecmuası 1919 yılında ülkenin işgalden kurtulması için girişimlerde bulunurlar. Bu babdan olmak üzere bir yandan Sebilürreşad Mecmuası'nda işgale karşı sert yazılar yazarken bir yandan da başka eserler neşrederek halkı örgütlemeye, işgal kuvvetlerine karşı topyekûn olmaya çağırırlar. O dönemde Hindistan'ın önde gelen muharrirlerinden Şeyh Hüseyin Kıdvay'ın kaleme alıp Londra'da yayınladığı "İslâm'a Çekilen Kılıç yahut Alemdaran İslâmî Müdafaa" başlığı altında Türklerin İslâm Dini'ne yaptığı hizmetleri anlatan eser Mehmed Âkif tarafından damadı Ömer Rıza Doğrul'a tercüme ettirilir. Eşref Edib de yayıncılıkta büyük maharetini göstererek kitabı gizlice bastırır ve el altında binlerce nüsha İstanbul'da dağıtılır. İşgal kuvvetleri komutanları kitabı kimlerin bastığı ve hangi matbaada bastırdığına dair soruşturmalarında bir sonuca ulaşamaz. Yine bu minvalde Bediüzzaman Said Nursi'nin de eserlerinde açık bir şekilde serdettiği üzere, İstanbul'da en büyük, en ehemmiyetli ve en tesirli vatanî vazifelerden birisi Hutuvat-ı Sitte adlı eserini, Eşref Edib'in gayret ve yardımıyla neşretmesidir. Basılan bu eser, işgal altındaki İstanbul'da elden ele dağıtılır. Düşmanın altı hatvesini/planını, yani aldatmalarını teşhir eden bu eser gizli basılmış ve matbaa ismi verilmemiştir.
Hutuvat-ı Sitte başlıklı eser neşredildiği zaman, bu eseri gören İngiliz işgal kuvvetleri kumandanı çok hiddetlenir ve Bediüzzaman'ın idam edilmesini ister. Fakat kendisine, Bediüzzaman idam edilirse, bütün Anadolu'nun İngilizlere ebediyen düşman olacağı ve bilhassa aşiretlerin bunun intikamını mutlaka alacakları bildirilince, bu kararından vazgeçer.
Şeyh Müşir Hüseyin Kıdvay'ın eserine gelince: Kıdvay eserinin başlangıç bölümünde önce Londra'da bulunan, İslâmi cemiyet Merkezinin kuruluş amaçları başlığı altında şu umdeleri serdeder:
* Âlem-i İslâm'ın dini, ahlâki, İctimâi, fikrî hareketini iletmektir
* Müslümanlar arasında kardeşlik hissiyatını yükseltmek ve birbiriyle imtizaç etmelerini kolaylaştırmak.
* Dünyanın her tarafındaki Müslümanlara bir vahdeti ictimaiyye merkezi ihzar etmek.
* Gayri İslâmi memleketlerde şeair-i diniyenin ihyası için çalışmalarda bulunmak.
* Gayri Müslimlerin Müslüman ve Müslümanlık hakkındaki sûi tefhimlerini izale etmek.
* Müslümanlıkla Müslümanların menafiî için nutuklar, konferanslar irad itmek, gazeteler neşretmek.
* Âsâr-ı İslamiyeyi muhteva bir kütüphane tesis etmek ve tetebbuat-ı diniyede bundan istifade etmek.
* Gazeteler, makaleler, kitaplar neşrederek menafiî İslamiyeyi müdafaa etmek.
* Dünyanın her tarafından iâneler toplayarak Londra'da bir mescid-i şerif tesis etmek Londra'da Müslüman mezarlığını tevsi etmek.
Şeyh Hüseyin Kıdvay, Üstad Âkif'in dahi çok fazla önem verip, tercüme ettirip halka dağıttırdığı esere şu mukaddemayla başlıyor:
Hayatımızın en mühim kısmını Osmanlı devleti İslâmiyesine aid mesâil-i tetebbua hasretmiş olmaklığımız ve gerek Avrupa gerek Asya milletleriyle hükümetlerinin teşkilatı ve ahvaline vukûfî acizanemiz hasebiyle Sadrazam Damat Ferid Paşa'nın riyaseti altındaki Osmanlı hey'eti murahhasası tarafından Paris Sulh Konferansı'nın onlar meclisine takdim olunan muhtıraya verilen cevabi tedkika ibtidâr ediyoruz.
Türkler din-i İslâm'ın alemdarlarıdır. Asırlardan beri bu şerefli mevkiî ihraz etmiş bulunuyorlar.
Avrupa, hatta Amerika'nın bütün Hıristiyanlık âlemin kılıcı onların yani Müslümanlığın üzerine çekilmiştir. Vakıa ben bir Türk değilim, fakat ben Türkleri ve idarelerini bilirim, başkalarının idarelerini gördüm. Binaenaleyh (Onlar) meclisinin cevabını hem şahsi tecrübelerim hem tarihin delaletiyle tetkik edeceğim. Bizzat Müslüman olmaklığım hasebiyle Türklerin müessesatını, medeniyetini, irfanını daha iyi anlamak ve başkalarıyla mukayese edebilmek mevkiinde bulunuyor.
Bilirim ki maddeperest Avrupa ancak kılıca hürmet eder. Ancak kuvvet onun marazi gururunu şifayâb edebilir. Fakat Türkler secâyâ-i millilerine isnad edilen haksız tecavüzler, tarih ile insaniyetin huzurunda mutlaka müdafaa edilmeli ve onların hakkında hakikat söylenmelidir. İşte ben onların din kardeşi olmak hasebiyle bu vazifeyi deruhte ediyorum.
... Ben Cenab-ı Hakk'ın huzurunda kaniim ki Türkler payansız haksızlıklara maruz kaldılar, binaenaleyh onları müdafaa etmek bir vazife-i vicdaniye bir vecibe-i diniyedir, katiyen avukatlık değildir
Avrupa'da ve Amerika'da Türklerin aleyhinde yapılan tek taraflı propagandaların ne kadar elim ve vahim neticeler hâsıl ettiğini tamamıyla biliyorum. Bu propagandalar ırki ve dini taassupları körükledi. O kadar ki Amerika'da ikamet eden bir dostumdan aldığım mektupta beş sene zarfında koca Amerika'da Müslümanlığı hakkıyla anlayan Müslümanlık hakkında bir tek Kelime-i Tevhid söyleyen bir tek Amerikalıya tesadüf etmediğini beyan eyliyor. Britanya ahalisi ve rical-i hükümeti bile Müslümanlığın alelumum dünyanın ve bilhassa Britanya'nın siyasetinde canlı bir amil olduğunu unuttular. Bugün garp âlemine Türklerin câni olmaktan ziyade aleyhlerinde müthiş cinayetler irtikab olduğunu ispat etmek hemen hemen imkânsızdır. Böyle bir muhit içinde Osmanlı Devleti'nin hayatına hatime çekmek iktiza ettiğini, çünkü o yaşadıkça Hıristiyanların esaret altında kalacaklarını ilân etmek hiç de mûcib-i hayret olmuyor. Kendine mahsus fezâili haiz muhteşem bir maziye sahip olan ve bilhassa Fransa, İngiltere gibi devletleri kendilerine medyun bırakan nüfusu beşeriyenin üçte birini teşkil eden ehl-i İslâm'ın merkez vahdeti olan bir devleti yıkmak hiç şüphesiz adaletsizliktir. Fakat Hıristiyan Avrupa Hıristiyanları kurtarmak fikriyle kendini tatmine devam ettikçe başka hiçbir şeye ehemmiyet vermez...
Britanya matbuatında Osmanlı Devleti'nin âtiyen nasıl teşkil etmesi lazım geldiği hakkında şu fikri dermeyan etmiştim. İtikadımca bu fikri Hıristiyan ricali siyasiyesinin âmâlini tatmine müsaiddir. Yeter ki gözleri kör taassupla görülmemiş olsun. Şarki ve garbi Türkiye İzmir'de dâhil olduğu halde bütün Anadolu müttefik yahut müttehit bir Osmanlı İmparatorluğunun hükümet-i asliyesini teşkil edecek, bu hükümetin payıtahtı İstanbul'dur. Bu payıtahtta meşrutiyetperver bir padişah olan halife-i İslâm ikamet eder..."
Dilerseniz bu kadarla yetinelim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



