Ayhan Kaya Japonyayı 69 yıl önce özgürleştirdiler!..
Prof.dr.burhanettin Can İsrail’in “Kudurmuş Köpek” Stratejisinin Temelleri
Mustafa K. Topaloğlu Dünya Nereye Doğru Gidiyor?.. (1)
Ali Haydar Haksal Ah Müslümanlar, Ah Gazze!..
Mustafa Özcan Hırs ile kalkan zarar ile oturur
Prof. Dr. Ata Atun Ortadoğu’da Tsunami
Mehmed Şevket Eygi Azgınlıklar Çok Arttı
Dr. Necmettin Çalışkan Bayram Sabahı…
Şakir Tarım Cumhurbaşkanlığı Seçiminde Demokratur Oyunu
Meryem Nida Bayramımız Bayram Olsun!

Gazete Abonelik Temsilcilikler Arşiv Anasayfam Yap
Karakter Boyutu
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
“Sıcak Barış”tan “Yeni Soğuk Savaş”a Rusya...
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
11 Nisan 2013 Perşembe 00:36

Dünya, keskin bir kamplaşma sürecine doğru koşar adım gidiyor. “Sıcak Barış” yerini bir kez daha “Soğuk Savaş”a bırakıyor. Bunun en somut örnekleri uzunca bir süredir içinde bulunduğumuz coğrafyada yaşanıyor ki, Suriye bu bağlamda “vekaletler savaşı” boyutuyla “Yeni Soğuk Savaş” döneminde tam bir dönüm noktasını oluştururken, İran ve Kuzey Kore süreçte “Sıcak Savaş”a doğru iki önemli kırılma noktası olarak karşımıza çıkıyor.

Burada, sahneye bir kez daha Rusya ve ABD’nin çıkması oldukça dikkat çekici. Bir diğer ifadeyle, iki başrol oyuncusu ABD ve Çin arasında vuku bulması gereken Yeni Soğuk Savaş’ın ilk etapta Washington-Moskova hattında gerçekleşiyor olması oldukça dikkat çekici. Bu rekabet, küresel bazda güç mücadelesinin dünyanın değişik bölgelerinde patlak vermesine yol açmış durumda.

Nitekim Stephen Cohen de, Rusya ile ABD arasındaki kısasa kısas uygulamalarının ilişkileri yeni bir Soğuk Savaş dönemine sevk ettiğini ileri sürüyor. Cohen, ABD’nin uzun vadeli Rusya politikalarının Moskova tarafından “gerilimi yükseltmek”le eleştirildiğini belirtiyor ve “Obama yönetimi, geçmiş 20 yıllık ABD yönetimleri gibi, Rusya ile samimi bir işbirliği geliştirmek yerine, onları iten bir politika sergilemiştir. Bu nedenle ABD ile Rusya arasında temiz bir sayfa açma düşüncesi de ölmüştür” ifadelerini kullanıyor.

Cohen çok da haksız sayılmaz. ABD’nin özellikle NATO üzerinden Rusya’yı güneyden kuşatma girişimleri ve 2009’da Çin’e götürdüğü “Rusya’yı balkanlaştıralım” teklifi halen hafızalarda. Füze Kalkan’ı projesi ise inişli-çıkışlı bir grafik çizmekle birlikte devam ediyor. Dolayısıyla Moskova’daki algı, Rusya’nın “Büyük Final”deki belirleyici rolünün bu ülkeyi bir hedef haline getirdiği yönünde. Rusya’nın İran’ı kırmızı çizgisi olarak ilan etmesi ve Suriye’deki varlığının arka planı ile ağırlıklı olarak Romanya ve Gürcistan’ı hedef alan son Karadeniz tatbikatının altında da bu husus yatıyor.

Putin’in Almanya ziyareti öncesi Karadeniz’de başlattığı deniz tatbikatı bir yönüyle Rusya’nın bölgedeki çıkarlarını koruma noktasındaki kararlılık gösterisi olarak karşımıza çıkarken, diğer taraftan son dönemde geliştirmeye çalıştığı “Doğu Akdeniz-Kıbrıs-Suriye” eksenli politikalarına yönelik karşı tutuma da sert bir yanıt niteliği taşıyor. Özellikle, Rusya’nın Rum kesimi üzerinden Akdeniz’deki varlığını “askeri üs”, “Gazprom” ve “finansal yapılar (bankalar)” üzerinden “Rusya-Rum Kesimi-İsrail” işbirliği çerçevesinde arttırmaya yönelik yeni stratejisine ABD’nin “Türkiye-İsrail özür süreci” ve Almanya ağırlıklı olarak AB üzerinden verdiği “ABD-Türkiye-İsrail-AB” cevabı Moskova’yı daha radikal bir tutuma itmiş gözüküyor.

Bunun dışında, Kuzey Kore krizinde her ne kadar arka plan aktörü olarak Çin’in adı geçse de, yaşanan gelişmelerin daha çok alandaki “aktif oyuncu” Rusya’yı işaret etmesi ve gerginliğin büyük ölçüde bu ülkeye hizmet ediyor olması, aslında Moskova’nın küresel çapta çok boyutlu oynamaya ve kriz alanlarını yaymaya yönelik bir stratejiyi uygulamaya soktuğunu gösteriyor. Dolayısıyla Rusya, Kuzey Kore üzerinden ABD’nin kendi üzerindeki baskısını dağıtmaya yönelik bir strateji geliştirirken, diğer taraftan Washington’un yeni bölgesel politikalarında bir odaklanma sorunu yaşamasını hedefliyor ve bunla ilgili olarak da neler yapabileceğini gösteriyor.

Açıkçası, bunda da başarılı görünüyor. En azından elinin boş olmadığını ve kaba güce dayalı politikaların halen prim yaptığını göstermesi açısından bu türden krizler ve güç gösterileri Rus dış politikası açısından önemini koruyor. Bunu yaparken de bölgesel-küresel barışa yönelik yaptığı çağrı ve Rusya’nın taşıdığı bir takım kaygıları ortaya koyması da açıkçası dikkatlerden kaçmıyor.

Burada, özellikle Almanya’ya verdiği örtülü mesaj büyük bir önem taşıyor. ABD ile Çin-Rusya ikilisi arasında sıkışmaya başlayan ve ABD’nin Avrupa’daki maliyetlerini daha fazla taşıyamayacak bir noktaya doğru gelen Almanya açısından hiç kuşkusuz net bir tercih o kadar mümkün olmamakla birlikte, özellikle Rusya ile enerjiye dayalı derin işbirliği ile önümüzdeki sürece yönelik “farklı” sinyaller de vermiyor değil...

Nitekim, Merkel ile görüşmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında “Kore yarımadasında tansiyonun yükselmesinden endişeliyiz. Çünkü bir komşuyuz.” ifadelerini kullanan Putin’in bölgede böylesine bir tehdit olup olmadığı ile ilgili soruya, “Tehlike var mı yok mu? Bence, var…” şeklinde cevap vermesi ve tansiyonun yükselmesini önlemek için ABD’nin balistik füze denemelerini ertelemesini olumlu bulduğunu açıklaması, Merkel’in de Kore yarımadasında tansiyonun düşürülmesi ve Suriye’de siyasi diyalog sürecinin teşvik edilmesi konularında Putin ile mutabık kaldığını belirtmesi oldukça önemli.

Zira, bu ifadeler ABD’nin: a. Bu bölgeye kuvvet kaydırmaya-yığmaya başlaması; b. Tansiyonun yükselmesinin bir parçası olarak uluslararası kamuoyuna lanse edilmesi; c. Krizin tırmanması üzerine geri adım atması; d. Kıta Avrupasındaki müttefiki Almanya’nın Rusya’nın tezlerine yakın bir tutum sergilemesi dolayısıyla bu tespitimizi fazlasıyla desteklemektedir.


YORUMLAR Toplam (1) adet yorum yapılmıştır
osman çil - VEKALETLER SAVAŞI.....
Suriyedeki savaşa aynen bu ifadeyi kullanıyorsunuz..Gazetede Suriyeyi hiç araştırmadan sadece yandaşlara sorarak veya onlardan okuyrak yazanlanar bayağı bayağı cihaddan bahsediyorlar.. Sizi okumuyorlarmı yoksa KAFA KONFORLARINA UYGUN DEĞİLMİSİNİZ...
Eskişehir Seri İlanları Sitesi www.eskisehirilan.tk