Ekrem Şama Gıygıdının Sesi
Mustafa Yıldırım Akıllı telefonum bana yeter
F.yılmaz Altınöz Ayak İzlerimiz
Ali Büyükçapar Bilgi İle Ne Olmaz
Ali Haydar Haksal İnsanlığın ölümü, benim ölümüm
Mahmut Toptaş Cehennem Devine Çocuk Kaptırmayalım
Zeki Ceyhan Arınç da kervana katıldı!
Kemal Belgin İçimizdeki en büyük!
Abdülkadir Özkan Haçlıların Kürt sevgisine aldanmamak gerekir
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol Değerli Yalnızlıktan Tehlikeli Yalnızlığa!

Gazete Abonelik Temsilcilikler Arşiv Anasayfam Yap
Karakter Boyutu
Mine Alpay Gün
Sevdiklerimi başından atarak, yeniden dolan şehir
Mine Alpay Gün
02 Şubat 2013 Cumartesi 00:59


Sisler içinde süzülürken şehir.

Manisa’nın son rampası arkamızda kaldığında.

Denizle buluşan şehrin silueti.

Bulutlar tülden elbiseleri ile eğilirken denizin üzerine; alnından öptükleri yerde kırık dalgalar.

Bir hastane odasında alnından öpmekte kızları, ölümün sınırındaki babayı.

Adeta aslanlar gibi ölümü karşılaması için.

Karnı şiş babanın.

Yüzü, gözlerinin içi sapsarı.

Sırasını beklemekte yaralı bir küheylan gibi.

Ölümün iğne deliğinden geçmek için.

Şehri dokuyan o mahallede.

Otuz yıl önceki acılara yenileri dolanmakta.

Şehrin hangi mezarlığında aranacaktır o eski komşu.

Kırklı, ellili yaşlar yerinde durmamıştır işte.

Alıp o altmışlı, yetmişli merdivenler.

İndirivermiştir kabir mahallesine.

Mükerrem Hanım Teyze.

Ağzından sigarası düşmeyen komşum.

O kimseye yâr olmayan köşe konağında.

Hasta üvey kızının çığlıkları arasında.

Aşksız, sevgisiz, saygısız bir hayatın ortasında kalakalmıştı.

Serpil abla, denizsiz duramayan, derine dalmayı çok seven komşum.

Yine yeni bir dalışta, hayın bir vurgun yemiş.

O gün bugündür felçli diyor bir tanıdık.

İzmir’in hastanelerinde ara bakalım.

Kodunsa bul yerinde, eski ahbapları.

Çek kızım, şu paslı telli pencereyi.

Orası benim mutfağımdı.

Şu kafesli demirleri de çek, orası salonumdu.

Şu ayakta durmaya zorlanan ev, yirmili yaşlarımın arkadaşı.

Çıkmaz sokağın merdivenlerini tırmanan gençliğime durup bakıyorum bir yabancı gibi.

Hastalıklarıma, parasızlığıma, hüznüme, elemime.

“Abla bana para ver” diyen genç bir kadının sesi ile irkiliyorum.

İstediğini verdiğimde biri fısıldıyor, “İnandın mı yalan hikâyesine, o şimdi meyhaneye içmeye gitmekte, her kötülük var bunda”.

Acaba kötülük sadece onun yalanında mı?

Otuz yıl önce başlayan hikâyemde bu kadının yalanının ak kaldığı ne kemlikler görmüştüm bu şehirde.

Bazen tutup yakasından silkeleyesim gelir, şehri.

Bazen küçük bir çocuk gibi elinden tutasım gelir.

Niye bu haksızlığı yapmaktayım ki her seferinde.

Neden önce acılar, elemler gelir ki aklıma.

Sevinçlerim de dağ gibiydi.

Şehre bir sarmaşık gibi dolanan mutluluklarım az mı olmuştu.

Ama şu kaybolan dostlarımdan haber geldikçe.

Ya da bir hastane odasının duvarlarını tuta tuta çıkarken.

Yahut bir gravürü andıran eski bir mezarlıkta, yeni bir mezarın başında komşularımı anarken.

Şehrin vefasızlığına bulurum kusuru.

Bıraktıklarımı yerinde bulamadığımda.

Dolmakta yeniden şehir.

Sevdiklerimi başından atarak yeniden dolmakta.


Eskişehir Seri İlanları Sitesi www.eskisehirilan.tk