Siyami Akyel

Siyami Akyel

19.06.2017 @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


İslam hukuku ve beşeri hukukun mukayesesi

Günümüzde İslâm hukukuna sırtını dönmüş, buna mukabil beşeri hukuku kendine rehber edinmiş devletler, vatandaşlarından barınma, korunma (güvenlik) ve adalet karşılığında vergi almakta ancak beklenen refahı sunmamaktadır. Çünkü insanın yaratılış kodlarını ve insanın neye ihtiyacı olduğunu ancak yaratıcı bilir. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’deki “Yaratan bilmez mi? O latiftir, haberdardır” (Mülk Suresi, 14) ayetinde belirtilmektedir.
 
İslâm hukuk kurallarını bir kenara bırakıp Batı’nın hukukunu alan genelde dünya devletleri özelde ise Müslüman devletler, vatandaşlarına asla gerçek adaleti ve huzuru verememektedir. Batılı devletler yanlış ve eksik de olsa beşeri kanunları tavizsiz şekilde uygulamak suretiyle yüzeysel bir iyileşme sağlarken, Müslüman devletler beşeri hukuku bile tam olarak uygulamakta sorun yaşamaktadır. Belki de bu, İslâm hukuku dururken beşeri hukuku benimsemenin bir cezası olarak daha vahim sonuçlar doğurmaktadır.
 
Bir ülke düşünün, herkesin istediğini yapabildiği, kimsenin devletten ve kanunlardan korkmadığı bir ülke… Haklının değil, güçlünün hâkim olduğu bir ülke…
Güçlü olanın güçsüzü ezdiği, sokakta kavganın eksik olmadığı, gücü yetenin güçsüzü tedip ettiği, dövdüğü bir ülke. Kasten adam öldürmenin yaygınlaştığı, cezasının ise suça nisbetle hafif kaldığı bir ülke. Çocuk istismarcılarının cirit attığı, bu fiilin faallerine yeterli cezanın verilemediği bir ülke… Tecavüzlerin, hırsızlıkların yaygın olduğu bir ülke…
 
Ama gerçek İslam ülkesi öyle mi?
Bir İslam devletinde insanların “Dini, canı, aklı, malı ve nesli” teminat altındadır.
Haksız yere bir adamı yaralayan bedelini öder. Kişinin bedenine verilen cezanın misliyle ödetilmesi gerektiğini belirten Kur’an-ı Kerim “Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık...” (Maide 45) buyurmaktadır. Böylece, bir kimse diğerini haksız yere yaralarsa, mahkeme huzurunda aynı cezaya çarptırılır. Bunu da haksızlığa uğrayan icra eder. Böylece güçlülerin zayıflara zulmü devlet eliyle önlenmiş, mazlumun hakkı alınmış olur.
 
Haksız yere bir kimsenin canına kastedene “Kısas” uygulanır. Kur’an-ı Kerim’deki “Ey iman edenler! (haksızca) öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hür hür ile köle köle ile dişi dişi ile (kısas olunur)…” (Bakara, 178) ayeti buna delildir. Adam öldüren (kâtil), karşılığında kendisinin de öldürüleceğini bilse bu cürmü işleyebilir mi? Yeryüzünde bozgunculuk yapanların, yol kesip halkın malına kastedenlerin, zina edenlerin, hırsızlık yapanların, masum kişilere iftira edenlerin, isyan edenlerin, içki, kumar ve uyuşturucu gibi maddelerle aklın korunmasını ihlal edenlerin, faizle toplumu ifsâd edenlerin, dinden dönenlerin, verdiği sözde durmayanların velhasıl hak ve adaleti ihlal edenlerin cezası bellidir ve İslâm hukukuna göre hiç kimse ayırt edilmeksizin tavizsiz şekilde uygulanır. Böylece vatandaşlar arasında adalet sağlanır. Devlet, zayıfı güçlüye karşı korur. Güçlü, karşılık göreceği için zulmetmekten çekinir. Böylece zulüm ortadan kalkmış olur. Zulmün ortadan kalkıp adaletin hâkim olması özelde güçsüzlerin genelde ise tüm insanların faydasınadır. Zaten İslâm’ın temel hedefi, hakkı ve adaleti yeryüzüne hâkim kılmaktır.
Allah ve Resulü’nün biz Müslümanlardan isteklerinden birisi de budur.
 
Üniversiteli İşçiler ve 4 C’lilere Memuriyet
2016 ve 2017 yıllarını kapsayan 3. dönem Toplu Sözleşmesi’nde o günkü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ve Memursen Genel Başkanı Ali Yalçın tarafından imzalanan ve 23 Ağustos 2015 tarihinde Resmi gazetede yayımlanan mutabakatın 36’ıncı maddesinde “(1) Kamu kurum ve kuruluşlarının fabrika, şantiye, atölye, çiftlik ve arazi gibi işçi istihdamının zorunlu olduğu yerlerde istihdam edilen işçiler hariç olmak üzere ilgili yer ve birimlerinde memur veya sözleşmeli personel eliyle yürütülmesi gereken işlerde sürekli işçi kadrolarında çalışmakta olanların, KİT’lerde sözleşmeli personel pozisyonlarına, diğer idarelerde ise memur kadrolarına geçirilebilmeleri konusunda çalışma yapılacaktır. (2) 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (C) fıkrası kapsamında tam zamanlı çalışan geçici personelin sözleşmeli personel pozisyonlarına geçirilebilmeleri konusunda çalışma yapılacaktır” denilmesine rağmen bu kardeşlerimizin sorunu hâlâ çözülmüş değil. Çözüm için ricâl-i devletin iradesi gerekir. Sayın Başbakan ve Çalışma Bakanının bu konuda inisiyatif alması böyle büyük bir mağduriyeti giderecektir.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI