Zonaro'nun çok bilinen meşhur eserleri aslında kime ait? Yedikıta dergisi son sayısında bu sorunun cevabını arıyor. Fetihle ilgili resim çalışmaları bulunan Hasan Rıza'nın bilinmeyen hayat hikayesi aslında cephelerde savaşan bir ressamın inanılmaz çabasını ve şehadetini de anlatıyor.
Aylık tarih dergisi Yedikıta son sayısında ilginç bir konuyu kapağına taşıyor. "Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'a girişini ve gemileri karadan yürütmesini tasvir eden meşhur tablolar Fausto Zonaro'ya ait; ancak bu tasvirin neredeyse aynısını Zonaro'dan yıllar önce, Osmanlı'nın meşhur ressamlarından Hasan Rıza'nın yaptığını biliyor muydunuz? Peki, bu iki resim arasındaki fark dikkatinizi çekti mi?" sorusunun sorulduğu makale, sanat eserlerini korumak için hayatını feda eden Hasan Rıza ve Zonaro'nun fırçasına dolanan sanat eserleri; "Fatih'in Yanındaki Yeniçeri" adlı makaleyle Ahmet Pak'ın kaleminden Yedikıta'da.
Âhmet Pak yazısında şu bilgileri veriyor: "Fausto Zonaro'nun Fatih'in şehre girişini ve gemileri karadan yürütmesini tasvir eden tablolarını bilmeyen yoktur. Zonaro'nun bu tablodaki çizimi yaparken Hasan Rıza'nın yıllar önce yaptığı çizimlerden esinlendiğini hatta bire bir aynısını yaptığını biliyor muydunuz? Neredeyse aynı olan iki çizimi birbirinden ayıran bir fark dikkat çekiyor. Fatih'in şehre girerken solunda bulunan silahlı bir yeniçeri... Son devir Osmanlı ressamlarının en meşhurlarından olan Hasan Rıza, Osmanlı-Rus harbi çıktığında eserlerini korumak için öldürülmüşse de, sanat kaderi Zonaro ile çakışacaktır."
İstanbul'un Fethi tablosu Zonaro'ya mı ait yoksa bir röprodüksiyon mu? Ahmet Pak'a göre gerçekler bilinenlerden oldukça farklı: "İstanbul'un fethi dendiğinde zihnimizde canlanan şeylerden biri de Fatih Sultan Mehmed'in şehre girişini gösteren tablodur. Bu tabloda Fatih, beyaz bir at üzerinde zırhlı olarak tasvir edilmiştir. Hemen arkasında; bir tanesinde fetih suresinin ilk iki ayeti, diğerinde de kelime-i tevhid yazılı iki al bayrak bulunmaktadır. Fatih'in atının hemen sağ yanında, hocası Akşemseddin'i görürüz. Yerde insan cesetleri, cansız at bedenleri vardır. Fetih ordusu şehre girmekte ve mukaddes bir an yaşanmaktadır. Fetih gününü anlatan bu nefis tabloda Fatih'in atının sol yanında sakallı bir yeniçeri görürüz. Tüfeğini çapraz tutmuş bu asker, o ânı tuvale geçiren ressamın ta kendisidir. Sultan Abdülhamid Han'ın emriyle yapılan bu eser, "Ressam-ı Hazret-i Şehriyârî" unvanıyla saray ressamlığı görevini icra eden Fausto Zonaro'ya aittir. 1905 yılında tamamlanan eserde Zonaro, kendisini fetih ordusunun bir askeri olarak göstermiştir. Bu bir imza tekniğidir. Ve Zonaro esere kendisini o kadar mahir bir şekilde kompoze etmiştir ki onu tam bir Türk askeri olarak görürüz. Ne var ki bu tablo bir röprodüksiyondur. Eserin aslı Hasan Rıza isimli bir Türk ressama aittir. Hasan Rıza'nın eseriyle Zonaro'nun eseri o kadar aynı o kadar aynıdır ki sağdaki zenci askerden Fatih'in duruş şekline, yerdeki cesetlerden duvar perspektifine kadar her şey "hüvesi hüvesine" aynıdır. Farklı olan tek şey vardır iki eser arasında: Fatih'in sol yanındaki yeniçeri. Hasan Rıza, Zonaro'dan daha mahir bir şekilde yerleştirmiştir kendini kompozisyona. Pala bıyıklı, pehlivan yapılı bir insan olan Hasan Rıza, esere daha bir yakışmaktadır. Zira, fethin "ni'mel-ceyş" diye tavsif edilen kutlu askerleri arasında bir ecnebiyi görmektense bir Osmanlıyı görmek yeğdir."
Ahmet Pak'a göre, 1898 yılında yani Zonaro'dan yedi yıl evvel eserini tuvale döken Hasan Rıza'nın fethe dair tek çalışması bu değildir: "Yetmiş iki pare geminin karadan Haliç'e indirilişini tasvir eden bir eserin yanı sıra ordu-yı hümayunun toplarla Edirne'den hareket edişini de tuvale geçmiştir Hasan Rıza. İstanbul Askeri Müze'de bulunan bu tablolarda savaş havasının ve milli hissin net bir şekilde görülmesi Hasan Rıza'yı diğer savaş ressamlarından ayırmaktadır."
Ahmet Pak, Hasan Rıza'nın hazin öyküsünü, cephelerdeki mücadelesini Yedikıta'da anlatıyor.
Türk Tatarların bilinmeyenleri Yedikıta'da
Yedikıta'da bu ay, "Türk-Tatarların Bilinmeyen Hikayesi" başlığıyla, Rus işgaliyle birlikte göç etmek zorunda kalan İdil-Ural Türkleri'nin Uzakdoğu'daki var oluş mücadelesi masaya yatırılıyor. Göç ettikleri topraklarda "Mahalle-i İslamiye"ler kurarak gurbette birbirlerine sımsıkı sarılan İdil-Ural Türkleri okullar, camiler ve matbaalar kurmuşlar; kültürel faaliyetlerde bulunarak bir varoluş mücadelesi ortaya koymuşlardı. Uzakdoğu'daki Tatar-Türklerinin hikayesi ülkemizde pek bilinmemekle birlikte, o devir üzerine pek fazla araştırma da yapılmıyor. Yedikıta, 2011 Masa Takvimi hediyesiyle okur karşısına çıkıyor.
Tel: 0 212 657 88 00-157


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



