RTÜK geçtiğimiz günlerde İstanbul da "Türkiye deki izleyici ve dinleyici ölçümleri" konulu bir panel düzenledi. Kısaca, reyting ve reytinge konu olanlar. Bu konuda defalarca yazılar kaleme aldık. Biz, Türkiye de "İzleyici ölçümü" olarak önümüze getirilen reyting raporlarının sağlıklı olduğuna kesinlikle inanmıyoruz. 2 bin küsur hanede, kriterlerinin ne menem belirlendiği belli olmayan türlü izleyiciyle farklı iki kategoride değerlendirme yapılıyor. Nedir bunlar Ekranın, üst düzey grup izleyicilerinin payı Tüm izleyicilerdeki payı Bir de, aynı zaman dilimi içinde izlenme payı denilen share Reyting raporlarıyla ortaya konulan verilerin aslında psikolojik bir harekatın ürünü olduğunu düşünüyorum. Yani, insanları bir şeylere hazırlamak Reklamvereni yönlendirmek
Bu konuda evine prompter cihazı yerleştirilen deneklerin de sağlıklı veriler sunacaklarını zannetmiyoruz. 2 bin hanenin vereceği yüzde, 70 milyonluk nüfusuyla, 15 milyon hanenin nasıl örneklemi olabilir Bu noktada reyting rakamlarının daha sağlıklı ölçülmesi yönünde RTÜK ün bir çalışması olduğunu biliyoruz. Ama, hangi aşamadadır Neler planlanmaktadır Bu işin kremasını yiyen AGB adlı ölçüm şirketi bu yeni konsepte ne der
Türk halkı bir acayiptir izleme oranları konusunda Sorarsınız, "Evinizde ne izliyorsunuz " Adam büyük bir ciddiyetle cevap verir: "Belgesel, tartışma programı, haber programı" Kime sorarsanız sorun, alacağınız cevap aşağı yukarı böyle bir şeydir Ama, kime hayrı dokunduğunu bilmediğimiz reyting raporlarında ise, "Dedikodu programları, kadın programları, ucube magazin programları" hep ön sıralarda çıkar. İçi boş, sığ, düzeysiz, arızalı ilişkileri işleyen, tuzu kuru ailelerin gayri meşru ilişkilerini matah bir şeymiş gibi işleyen senaryolar hep birinci sırada çıkar. Eminiz, evinde prompter cihazı bulunan bir aileye bu aileler sır gibi saklanır hani. Şimdiye kadar benim evimde prompter cihazı var diyen bir akraba, hısım veya dostumuz da çıkmamıştır-aynı soruları sorsak, onların da verecekleri cevap, "Ayy, biz de evimizde belgesel izliyoruz, haber programı izliyoruz" diyeceklerdir. O halde bu garabet reyting raporlarının neyine inanacağız. Ya da, bu arızalı zihniyetin ürünü programları seyreden ailelerin tercihleri gerçekten buysa, toplumumuzun genelinin de bu tür programlardan hoşlandığı kanaatine nasıl ulaşacağız. Dediğimiz gibi, bu bir sanal psikoloji harekatı. Reklamverenleri yönlendirme operasyonu. Ve toplumu, bir şeylere yönlendirmek için zımni şekilde yapılan danışıklı dövüş. Ben bir televizyon ve medya eleştirmeniyim Hemen hemen her televizyon ekranı arasında gezinerek geceleri notlar tutuyorum. Nelerin izlenebileceğini, nelerin izlenemeyeceğini tahmin edebiliyoruz. Diyeceğimiz şu: Hep bu kalitesiz diziler, kalitesiz programlar mı reyting alır Hep rezillikler, ahlaksızlıklar, düzenbazlıklar, üç kağıtlar mı halkın gözünde prim yapar
Eğer, böyleyse toplum olarak bitişe doğru gittiğimizin işaretidir bu Kaliteyi ekrandan kovan, kalitesizliği baş tacı yapan bu reyting sistemine yazıklar olsun.
Yazıklar olsun!