Milli Gazete
Hüseyin Akın / 01 ŞUBAT 2007 PER

İyi şeyler ve iyi adamlar

Merkezin gürültü ve patırtısına rağmen taşrada sessiz sedasız güzel şeyler oluyor. Kim bilir aynı tantana oralarda da vardır da belki biz buradan duyamıyoruz. Her neyse, yine de taşra denilince hep samimiyet ve iyi niyet gelmiştir aklıma. Bütün çürüme ve bozulmalara rağmen bazı şeylerin, maddi mesafe olarak bize uzak mekânlarda hâlâ masumiyetini koruyor olması sevindirici ve ümit verici. Ordu’da birkaç iyi adam bir araya gelmiş “iyi kaimdir, kötü zeval bulacaktır” alt başlığıyla “birkaç iyi adam” dergisini çıkarıyorlar. Aslında dergi bile denmez, renk, biçim ve içtenliğine baktığımızda daha çok bir mektuba benziyor. O kadar iddialı olmasalar da bu mektup sıcaklığındaki dergi bana bir zamanların ‘İkindi Yazıları’ dergisini çağrıştırdı. Jenerikteki şu ifadeler birkaç iyi adamın ne yapmak istediklerini de ortaya koyuyor: “Kalp gıda kodeksine uygun olarak üretilir. Raf ömrü ruh ömrümüzdür. Tarihini bilir, coğrafyasını korur, yeşili sever. Yazışmayı arzular.”  Ben derginin her iki sayısında da yer alan “Argan Yaylası Kriterleri”ni sevdim. Dilerim ‘birkaç iyi adam’a yenileri de eklenir.

Ordudan bir selam sıcaklığınca bize gönderilen ikinci dergi: Kertenkele. Muammer Yavaş’ın azim, gayret ve soylu inadıyla bugünlere gelen bir dergi Kertenkele. İlk çıktıklarında “evlenme cüzdanı boyutlarında” diye yazmıştım. Bana gönderilen 11. sayı gerçekten “Ordu’da güzel şeyler oluyor” dedirtecek cinsten. Kapakta bir süre önce aramızdan ayrılan merhum Muhammet Esat Eroğlu’nun fotoğrafını görünce mesafeler nasıl da birden ortadan kaktı ve Ordu’da bir kır kahvesinde çayın buharıyla ısındığımız bol şiirli sohbetler canlandı gözümde. Dergide İshak Koç, Mehmet Şamil, Ali Celep, Murat Gündoğan, Mustafa Özdemir, Şermin Hüküm gibi nitelikli ürünleriyle yer alan yazarlar yer alıyor. Gerçekten Kertenkele ciddi bir dergi, okuyanı da ciddiyete davet ediyor. İcabet etmekte acele edelim.

İrfan Yıldız yine Ordu Ünye’de yaşayan şairlerden. Bir zamanlar bu şirin ilçemizde “Uzak” diye bir edebiyat dergisi çıkarıyordu. Sanırım yayınına ara verdi. İrfan Yıldız gayretiyle mütevazi mekanlarda da iyi şeyler yapılabileceğine dair iyi bir örnek. İkindi Yazıları’ndan Göçebe’ye, Hürriyet Gösteri’den Mortaka’ya kadar değişik edebiyat dergilerinde yazmış bir şair. Elimde bana gönderdiği son şiir kitabı “şapkasız İstanbul destanı” var. Taşra baskısı kitap, gürültülü piyasaya karşı oldukça gururlu ve sıcak bir hava katıyor okuyanlara. ‘Kelimesiz güvercinler ülkesi’nden geçerek giriyoruz İrfan Yıldız’ın şiir kapısından içeri. Sonra ‘batık gemiler ve üzgün güzeller ülkesi”ne ulaşıyoruz. Bu ülke bizi “Kız Kulesi’nin Gizli Elleri”yle buluşturuyor. İşte İstanbul’un bir şaire yaptığı fenalıklar: “sokaklarında yanlış gezdim İstanbul / sana bakarken ruhumu ezdim.”

Özür ve tavzih

Salı günkü “Rehber Öğretmenler Ne İş Yapar?” başlıklı yazıma bir hayli olumlu olumsuz tepkiler aldım. Tepkilerin bir kısmı duygusaldı ve meslekî bir alınganlığı yansıtıyordu. Her ne kadar bu arkadaşlarımızı üzmek gibi bir niyetim olmasa da gösterilen alınganlığın anlaşılır bir tarafı vardı. Kastı aşan ifadelerimle eğer onları üzmüşsem şimdiden özür dilerim.

İkinci tip tepkiler ise son derece yapıcı eleştirileri içeriyordu, problemde benim atladığım tarafları bana seviyeli bir üslupla hatırlatıp aktaran okuyucularıma ise samimi teşekkürlerimi iletiyorum.

Bir de üçüncül nitelikte tepkiler var ki bunlar ne yazık ki gözü yumuk yazılmış bir öfkenin tezahüründen başka bir şey değil. Oysa ben bildiğimi ve gördüğümü yazdım. Bir konuda problemi algılayabilmek için o noktaya biraz da karşıdan bakabilmek lazımdır. Sizin tarafınızdan bakıldığında yolunda gidiyormuş gibi gözüken şeyler benim zaviyemden hiç de aynı manzarayı yansıtmayabilir. Kendine karşıdan bakabilmeyi başaranlar hoşlarına gitmese de kendileriyle ilgili eksiklik ve aksaklık bildirenlerin yüzlerine ağır kelimeleri öfkeyle fırlatmazlar.

Evet, tahmin etmeliydim, Mümtaz Türköne “rehberlik” konusundaki boşluğu gündeme getirdiğinde nasıl ağır tepkilere maruz kalmışsa, aynı tepkilerle karşılaşacağımı bilmeliydim. Hâlbuki içinde bulunduğumuz koşullar gereği, rehberlik hizmetine ve rehber öğretmenlere her zamankinden çok görevler düştüğünü ifade etmenin dışında bir şey söylemiş de değiliz. Söz konusu eksiklik ve aksaklıklar elbette psikolojik danışman ve rehber öğretmenlerin tek başına üstesinden gelebilecekleri şeyler değil. Bunu da kimse inkâr etmiyor. Peki, okullarımızda gittikçe derinleşen öğrenci problemleriyle ders öğretmenleri bir başına mı mücadele edecek? Bu konuda deneme-yanılma yöntemlerini aşacak şekilde bilimsel metotlar ve bunların uygulayıcılarına iş düşmüyor mu?  Bu soruları sorup yine bu sorulara kendi bulunduğum noktadan görüldüğü şekliyle cevaplar vermiş olmaktaki amacım bir meslek grubunu rencide etmek ya da töhmet altında bırakmak değildir. Yine de eğer böyle bir alınganlık ya da kırgınlık yaşayan olduysa özürlerimi ivedilikle iletirim.