Köklü çözümün olmadığı yerde YÖK’lü çözüm vardır. Sayıları ve öğrenci kontenjanı gittikçe daraltılan İlahiyat Fakülteleri için geçtiğimiz günlerde YÖK’ten yeni bir haber daha geldi.
Bundan böyle İlahiyat Fakültelerinden İlköğretim Din Kültürü öğretmeni yetişmeyecek ve bu bölümler aynı üniversitenin eğitim fakülteleri bünyesine alınacakmış.
İlahiyat öğretimi ile Din Kültürü öğretmenliği arasında ne alaka varmış. Ne yapılmak isteniyor anlayan varsa beri gelsin. Oldu olacak, eczacılık fakültelerini iletişim fakülteleriyle, hukuk fakültelerini de orman fakülteleriyle birleştiriverelim. Eğer böyle bir değişikliğin gerekçesi ‘öğretmenlik eğitimi’ ya da ‘pedagojik formasyon’ ise ilahiyat fakültelerinde bu zaten fazlasıyla veriliyor. Ama böylelikle İlahiyatların cazibesi kırılarak İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin alanı biraz daha daraltılmaya çalışılıyorsa zaten kör topal giden din öğretimi iyice batağa saplanacak demektir.
Öte yandan, Türkiye’de toplam 20 ilahiyat fakültesinden sadece 10 tanesinde İlköğretim Din Kültürü öğretmeni yetiştiğine göre, bunların eğitim fakültelerine devri ile birlikte, bu durumda liselerde zorunlu olan Din Kültürü derslerini okutacak öğretmenleri İlahiyat Fakülteleri yetiştirmeyecekse hangi fakülte yetiştirecek?
İlköğretim ve liselerde İlahiyat mezunu din kültürü öğretmenlerinden şu ana kadar ne gibi hoşnutsuzluk görülmüştür ki böyle bir mahreç değişikliğine girişilmiştir? Gerçekten bunu çok merak ediyorum.
Tam aksi, ilköğretim ve liselerde en çok sevilen, görevine en çok bağlı, özel ders ve rant trafiğine takılmayan öğretmenlerin başında din kültürü öğretmenleri gelmektedir. İstenirse bunu herhangi bir eğitim sendikası anket yoluyla belirleyebilir.
Türkiye’deki İlahiyat fakültelerini batıdaki teoloji fakülteleriyle karıştıranlar buradan mezun olanları oryantalist bir kafa yapısına sahip olmadıkları için eleştirirler.
İsterler ki ilahiyat mezunu bir adam din ve tanrı konusunda tarafsız olsun. Oysa bu insanın içini dışından ona ıstırap vererek soymaktan öte bir şey değildir.
İtikat sahibi olmak tarafsızlığı kaldırır bir durum değildir.
İlahiyatçı nakli bilgi ile akli bilgi arasında köprü görevi görerek hurafe, bağnazlık ve taassubu önler.
Farklı inanç ve telakkilere eklektik yaklaşım içerisine girmez ama bireye ve cemaate kendisi gibi inanmayana da saygı gösterme bilincini verir. Bu bilincin verilebilmesi için de tefsir, hadis, fıkıh kadar kelam ve felsefe donanımı da gereklidir. Belli süreçlerle maruz kaldığı budama ve sulandırmalara rağmen ilahiyatlarda felsefe bölümlerinden aşağı kalmayacak denli felsefe öğretilmektedir.
Sosyoloji ve psikolojiyi bu bölümleri bitirmişlerden çok daha esaslı bilen çok sayıda öğrenci vardır ilahiyatlarda.
Siz bakmayın ramazan aylarında bir takım hevesli ilahiyat hocasının dini ramazan eğlencelerine dönüştürüp ekranlarda arzı endam etmelerine. İlahiyat fakülteleri entelektüel yoğunluğu yüksek okullardır. (Öğrencilere zorla ceket ilikleten çokbilmiş, işgüzar öğretim görevlilerini saymazsak...)
Secular bağnazlığın önünde en büyük engel İslami aydınlanmadır. Bunun aktarıcıları da her şeye rağmen yine ilahiyatçılardır. Dinden ve din öğretmeninden kaçma okullarda ilköğretime kadar inen sevgisizlik ve şiddeti körüklemekten başka bir işe yaramayacaktır. İlahiyat fakülteleri ne işe yarar? diye soranlar da (A.Galip, “İlahiyat fakülteleri ne işe yarar?”, Radikal 2) eğer tecahülüarif sanatı yapmıyorlarsa herhalde gerçeklere gözlerini kapıyorlardır. Bunun cevabını bulabilmek için öncelikle başkalarının ihtiyaç kabul ettiklerine saygıyla yaklaşmak, sonra da Türkiye’de kaç tane ilköğretim ne kadar lise var, bütün bu okulların acaba kaçta kaçında din dersleri dolu geçiyor?
Bunun dökümünü çıkarmak lazımdır. Din ne işe yararsa ilahiyat fakülteleri de o işe yarar. Dinle işi olmayanın ilahiyatla da ilahiyatçıyla da musallaya kadar işi olmaz elbette. Ama hiç olmazsa Müslüman bir kültür ikliminde yaşadığımıza dair bilinç kaybına uğramayalım. Unutmayın, bu coğrafyada ihtiyaç kavramını sizin gibi tanımlamayan milyonlarca insan var.
Bana gelince bu okulların havasını yeterince solumuş biriyim. Hafızamda kaldığı kadarıyla mezun olduğum okulun tam adı galiba şöyleydi: İlahiyat Fakültesi-Cenab-ı Hak’la İlişkiler bölümü.
Esen kalın.