Milli Gazete
Cevat Akkanat / 14 OCAK 2010 PER

“Trenimiz kalkmasın!”

70'lerde, hatta 80'lerin başlarında beldemiz ile şehrimiz arasındaki yegâne ulaşım vasıtamız trendi. Daha farklı bir cümle kurayım, tren bizim dünyaya açılan tek kapımızdı. Ankara-İzmir demiryolu hattı yaşayıp gitmekte olduğumuz memleket köşesinin 3 - 4 km yakınından geçiyordu. Dursunbey, Bigadiç ve Kepsut'a bağlı pek çok köyün halkı, şehre gitmek için, derin bir vadiye konduruluvermiş demiryolu istasyonu kullanırdık.

O yıllarda Oğuz Atay'ın "Demiryolu Hikâyecileri" yeni yazılmış olmalıdır. Lakin bizim o hikâyeden haberdar olma keyfiyetimiz yoktu. Her neyse, orada anlatılan istasyon bizimkisini çağrıştıran kimi unsurları taşıyor olmakla birlikte, hayır, kendisi değildi. Bununla birlikte başka meşhurlukları vardı istasyonumuzun: Trenler Anılardan Geçer adlı seçkin bir kitabın (Novartis Yay.) sayfaları arasında gezintiye çıkmaya, bizim istasyonumuzla başlıyordunuz. Sonra, Anadolu'da yapılmış Alman usulü istasyon mimarisinin en mühim numunelerinden olduğu bilinmelidir... Hayır hayır, istasyonumuzun benim için en önemli tarafı, bizzat babamla aynileşmiş olmasıdır. Babam bu istasyonda çalışan bir demiryolu işçisiydi ve bu istasyon babamla birlikte tamamen benimdi, bizimdi!

İstasyonumuza Ankara-İzmir arasında çalışan Motorlu Tren, Mavi Tren ve ekspreslerin yanı sıra, Dursunbey-Balıkesir arasında çalışan posta trenleri uğrardı. Yük treni olan marşandizleri saymama hiç gerek yok, eksikliklerini hiç hissetmedik. Fakat bizim için en eğlencelisi, Pazartesi ve Salı günleri sabah ve akşam saatlerinde Balıkesir ile bizim istasyonumuz arasında çalışan buharlı trenler idi. Bu trenlerin bir benzeri haftanın her günü öğlen ve ikindi saatlerinde karşılıklı olarak çalışan Eskişehir-Balıkesir posta treni idi. Biz haftanın ilk iki günü haricinde, ya mecburiyetten veya yine bir şenlik imkânı sunmuş olmasından, bu posta trenini tercih ederdik. Duruma göre, diğer trenleri de kullandığımız olurdu. Mesela yolculuğumuz Ankara yahut İzmir'e ise, yahut oralardan dönüyorsak, daha lüks trenleri seçme şansımız vardı. Yani bu paragrafın en başında saydığım meşhur trenler de bizim istasyonumuzda mecburi duruş yapardı. Bunlara binmiş olsak da, bizim aklımızı fikrimizi yerinden oynatan hep ötekilerdi, şu buharlı kara trenler. Onlarda daha rahattık çünkü. Ayrıca, daha önce de söyledim,  coşkuyla yolculuk yapardık onlarda...

Şenlik, coşkunluk dedimse, mübalağa etmiş olmayayım: Pencereden bakacağız, yüzümüz kömür karasına gark olacak, lokomotiften sıçrayan küçük kömür kıvılcımlarından gözümüzü koruyacağız...

"Benim İstasyonum: Mezitler..." Evet, böyle bir başlığı taşıyan bir yazıyı daha önce kaleme almıştım. Bu yazım Suhan dergisinin "İstasyon" özel sayısından (15. Sayı-Temmuz-Ağustos 2006) okunabilir. Ancak bu okuma sayesinde benim hayatî mekânlarımdan olan Mezitler istasyonu hakkında ayrıntılı bilgi edinmiş olabilirsiniz...

İyi ama, benim derdim böyle bir bilgiyi sunmak değil ki!

Derdim ne?

Derdim gayet açık: Türküdeki trenin gecikme ihtimalini sıfırlayan, gelmesini ihtimal dışına atan bir karar! Bu karar şimdilerde bazı trenlerin peyderpey seferden ihraç edilmesini, hayat dışına çıkarılmasını mecbur kılıyor...

TCDD Genel Müdürlüğü'nün, Ulaştırma Bakanlığı'nın, evet, hükümetin aldığı ve hemen uygulamaya koyduğu, adı ister 'iyileştirme çalışmaları' ister 'özelleştirme hazırlıkları' isterse başka bir şey olsun, bu karar, Anadolu'da pek çok insanın mağduriyetine sebep oldu, oluyor...

Ve olacak... Erzurum'da, Kars'ta, Zonguldak'ta, Malatya'da, Diyarbakır'da, Kütahya'da, Balıkesir'de, Van'da, Tatvan'da, Elazığ'da, Adana'da, Konya'da, Mersin'de ve daha onlarca şehirde ve bu onlarca şehrin yüzlerce ilçesinde, binlerce köyünde, mağduriyet zirve yapacak!..

Artık bazı trenlerle ilgili hatıralarımız yavaş yavaş zihinlerimizden silinecek...

Hepsinin adını açık açık yazmak isterim, böylece onları son bir defa daha adlarıyla sanlarıyla yâd etmek dilerim, 4 Eylül Mavi Treni, 9 Eylül Ekspresi, Karaelmas Ekspresi, Güney Ekspresi, Erzurum Ekspresi, Vangölü Ekspresi, Selçuklu Ekspresi, Doğu Ekspresi, Fırat Ekspresi ve isimsiz nice yolcu treni raylardan ayrı kalmaya mahkûm edilecek...

Haydarpaşa'dan, Basmane'den, Ankara Garı'ndan Anadolu'nun sonsuz ufuklarına ve Anadolu'nun mağdur ve mağrur coğrafyasından bu ihtişamlı son duraklara hasret, umut, gözyaşı, keder, ayrılık, vuslat... kelimeleri toparlayabilmem mümkün değil, binlerce insanî hâlin akışı kesilecek...

Buyurun, Anadolu basınından aktarıyorum, hayatımıza hâkim olan cümlelerin rengi şöyle dile geliyor, gelecek:

"Tren yolcularına darbe!"

"Kars Garı adeta sessizliğe büründü."

"Malatyalılara, 2010 yılının daha ilk gününde, bir kayıp haberini üzülerek veriyoruz: Ankara seferini yapan 4 Eylül Mavi Treni'ni kaybettik."

"Halkın üzüntüsü yüzlerine yansıyor."

"Devlet süpermarket veya özel işletmeci değildir."

"Vatandaş mağdur olmasın diye devlet bazen zarar edebilir. Kamu hizmeti ve sosyal devlet anlayışı bunu gerektirir."

"Seferden kaldırılan trenlerin yolcuları, bundan sonra 5 kat daha fazla para ödeyerek karayoluyla seyahat edecekler. Karar, en çok öğrencileri etkileyecek."

"Trenimizi her gün 400 yolcu tercih ediyordu. Bunların 70'i öğrenciydi. Bu öğrenciler perişan olacak." "Seferden kaldırılan trenler, güzergâhında bulunan birçok yerleşim alanı arasındaki tek ulaşım aracının demiryolu olması göz ardı edilerek insanlarımız adeta kaderine terk edilmiştir. Kamuoyuna sesleniyoruz, trenlerinize sahip çıkınız."

"Babasının çiftçi olduğunu ve aylık gelirlerinin düşük seviyede olduğunu söyleyen Birhan Erdağı isimli lise öğrencisinin ağlayarak konuşması herkesi duygulandırdı. Konuşmakta güçlük çeken Birhan Erdağı, 'Hasta kardeşimin bir çok masrafı oluyor. Ben babamdan harçlık bile alamıyorum. Bu tren kalktığında biz yol parası nereden bulacağız ve Kars'a gelip gideceğiz? Kardeşim 1 yaşından beri konuşamıyor ve yürüyemiyor.  Trenimiz kalkmasın?' dedi." Erhan Birdağı'nın, gözyaşlarıyla bütünleşmiş isyanına nasıl destek verebilirdim? Onun hayatını, bir zamanlar benim de, tahminim onun da yaşadığı şenlikli günlere nasıl dönüştürebilirim? Sesimize kulak kesilecek duyarlı bir yetkili, şairane bir his, münevver, âkil bir devletli olacak mı?

Bu yazı, Erhan Birdağılar için...