Sadece ismiyle anılabilen artık tek siyasi lider olan Numan Kurtulmuş, salona girdiğinde "Başbakan Numan" sloganlarıyla karşılandı. Saadet Partisi'nin Kocaeli il kongresinde, amcalar, teyzeler, gençler "Bizim Numan geldi" diyerek Genel Başkanlarını bağrına bastı.
İstihbarat Şefimiz Mustafa Canbey'in, "Hazırlan, Saadet Partisi'nin Kocaeli kongresine gidiyorsun" demesi, zaten soğuk havada hayata tutunmaya çalışan bünyemi daha da titretti. Sonuçta bir siyasi partinin yapacağı kongreye gidiyordum ve kongreler soğuk resmi prosedürlerin işlemesi demekti. YSK gözlemcileri, polis memurları, delege kartları demekti...
İzmit'te otobüsten inip, kongrenin yapılacağı spor salonuna gitmek için bindiğim minibüste, daha sonra adının Murat olduğunu öğrendiğim orta yaşlı birinin şoföre, "Saadet sığmayacak buraya" demesi beni; gazetecilik refleksimi harekete geçirip, Kocaeli'nin siyasi durumunu öğrenmeye itti.
Gazeteci olduğumu hem de Milli Gazete'de çalıştığımı öğrenen Murat Bey, sitayişle elimi sıkıp, "Numan Kurtulmuş'u çok beğendiğini, geçen seçimlerde Saadet Partisi'nin Kocaeli'de nasıl kaybettiğini hala aklının almadığını, iki çocuğu olduğunu, çocuklarının kafasının çok iyi çalıştığını, iki çocuğunun şakır şakır İngilizce konuştuğunu, iki çocuğu böyle bir ülkede büyütmenin çok zor olduğunu..." söyleyen, geçen seçimlerde, kızgınlıktan mütevellit bir kafa karışıklığı ile oyunu "Hadep"e verdiğini ifade eden, Kocaeli'nin muhafazakar "solcularından. " Numan Kurtulmuş ve iki çocuğu hayattan alınmış iki cümle gibi...
İzmit Kapalı Spor Salonu'nu dolduran on binlerce kişi Genel Başkanları'nı bekliyor. Başı kapalı, başı açık, takkeli, sakallı, sakalsız, genç, orta yaşlı... Hayatın bütün renkleri İzmit Kapalı Spor Salonu'nda toplanmış. Kongrede tek aday olan mevcut İl Başkanı Erol Pekcan, kibar biri. Basın masasına gelip gazetecilerin tek tek elini sıkarak hal ve hatırlarını soruyor, göz ucuyla, notlarına göz atıyor, misafirlerle ilgileniyor. Salonda bulunan on binlerce Saadet Partili -çoğu genç yaşlarda- Umut Murare'nin ezgileriyle coşuyor, bayraklarını sallıyor... Mehter takımının söylediği marşlara eşlik etmeleri ise sahip oldukları toplumsal bilinçaltının dışa vurumuydu sanki...
Amerikalı birinin kendisinin muhafazakar bir partinin lideri olduğunu anlamakta zorluk çektiğini söylemesi üzerine kendisinin verdiği cevabı aktarıyor Kurtulmuş salondakilere, "Sadet Partisi muhafazakar bir parti değildir. Saadet Partisi dindar bir siyaset izleyen antiemperyalist bir partidir ve bu partide herkese yer var." Alkış tufanı kopuyor salonda. "Allah senden razı olsun" dedi yaşlıca bir amca.
Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş'un salona girmesiyle, atmosfer biran da değişiyor. Çoşku doruğa çıkıyor. Atılan konfetiler, havaya kaldırılan başparmaklar, Başbakan Numan, 'Hilal, beş yıldız, iktidara hazırız' sloganları. Ve daha onlarca anekdot.
Bütün bu hengame içinde, fotoğraf çekmeye çalışırken bir taraftan da şunu düşündüm: "Numan Kurtulmuş'tan başka, sadece ismiyle anılan politikacı kalmadı. Hepsi 'Sayın' ile beraber soyadları ile müsemma. Recep Tayyip Erdoğan'a zamanında sadece Tayyip diyen yaşlı amcalar şimdi yanına devletin verdiği soyadını da kullanıyor ama Numan Kurtulmuş'a sadece Numan diyebiliyor. Bizim Numan işte" Numan Kurtulmuş, bütün salonu dolaşıp güçlükle protokol masasına geçebiliyor. İnsanlar çocuklarını Numan Kurtulmuş'un yanına getirip hatıra fotoğrafı çekiyor. İstisnasız hepsini öpüp, sevip, adlarını sorup fotoğraf çektiriyor Kurtulmuş.
Günlerdir Ankara'nın soğuğunda kendi ve çocuklarının ve eşlerinin hayatları için mücadele eden Tekel işçilerini anıyor Numan Kurtulmuş. Onlara içten bir selam gönderiyor ve ülkemizin kaynaklarının geçmiş hükümetler eliyle nasıl yabancı finans şirketlerinin "ağa"larına peşkeş çekildiğini, bunlara karşılık bu ülkenin gerçek sahiplerinin yoksulluk içinde kıvrandığını, zengin bir ülkede nasıl sefalete mahkum edildiğimizi anlatıyor. Vicdanın sesi yansıyor, salona ve ekliyor Kurtulmuş, o edebiyat ortamlarında küçümsenen fantezi şarkılardan aldığı bir cümleyi, "Sana sevdanın yolları bana kurşunlar." Steinbeck'in 1939 yılında yayımladığı Gazap Üzümleri romanında bankaların yoksulları kandırıp kendi topraklarını ellerinden alması akıllara geliyor o anda. Emperyalizmin sadece şekil değiştirdiği bir kez daha anlaşılıyor, ama izlediği yolun aynı olduğu... Küresel şirketlerin sahipleri servetlerine servet katarken, insanlarımızın kendi evlerinde nasıl üvey evlat muamelesine tabi tutulduğu anlaşılıyor yani, 'sana sevdanın yolları, bana kurşunlar' ile.
Yoğun sevgi gösterileri ve tezahüratlarla konuşmasına başlayan Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, yine her zaman yaptığı gibi tane tane küresel şirketlerin ülkemize yaptığı fenalıkları, milletin oylarıyla iktidara gelenlerin bunlara nasıl çanak tuttuğunu, iktidar ile muhalefetin yaptığı çay-simit hesabını anlattı. Salondan gelen sorulara tek tek cevap verdi. Ve şöyle dedi: "Efendimiz millet midir yoksa yeryüzünün efendileri midir?"