Ölüm; topraktan gelip, toprağa gideceğimizin değişmez kanunu. En çok da bugünlerde yüzleşiyor insanlık, ölümün soğuk ve vahşete bürünmüş yüzüyle. Yavaş yavaş gelen, geleceğini haber veren "Her nefis ölümü tadacaktır" müjdesini umursamadan. Tağutun ebleh askerleri, toprağı kana bulayarak, vefasız dünyaya tutunmaya çabalıyorlar. İzbe bir kuytuya sinen ve kana doymayan sırtlanlar gibi... Tuzaklar kuruyorlar, insanlığı yetim bırakıyorlar, "en büyük tuzak kurucu"nun "adil" olduğundan habersiz!..
Oysa, "gül mevsimi"ndeyiz. Güller, semâda O'nun bıraktığı hoş sadâyla nefeslenebilmek için kızılca toprakları yararak fışkırıyor. Ölümden kurtulup; hayata merhaba diyor. Gelincikler, leylaklar, sümbüller ve enva-i çeşit nebatatlar toprağın altındaki cömertliklerden haberler veriyor.
İbret almıyor musunuz?..
***
"Hayatınızın bir saniyesine bile sahip değilsiniz. Madem böyle, o halde bunca fırıldağa gerek yok" diyerek, elim bir kaza sonrasında "sonsuzluğun sahibi"ne yürüyen bir kardelenin nasihati hâlâ kulaklarımızı çınlatıyorken...
Diyarbakır kırsalında gerçekleştirilen menfur pusuda bedenleri paramparça olan yiğitlere edilen duaların tazeliği yüreklerdeyken, yakılan ağıtların buğusu kipriklerdeyken, yazılan destanların mürekkebi kurumamışken...
Kavgalardan, buhranlardan bunalmışken...
Mardin'in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde bir "düğün gecesi" kana bulandı. Seccadeye giden alınlar kurşuna dizildi. Çığlıkları bastıran "tekbir"ler arasında Çelebiler, Arılar, Akyollar ve imam Hacı Kazım Bozan vuslata erdi. Yaşlı, genç, çocuk, "hayatla merhaba" demeye gün sayan, canan; 44 can...
Burası neresi? Hocalı mı?.. Srebrenista mı?.. Halepçe mi?.. Gazze mi?.. Başbağlar mı?.. Yoksa daha birkaç hafta önce DTP Milletvekili Pervin Buldan'ın, "29 Mart yerel seçimlerinde Kürdistan'ın sınırlarını belirledik" diye haykırarak, ütopyasını kurduğu "Kürdistan" mı?
***
Hadi pusmayın, söyleyin özgürlük marşlarınızı, İsrail, ABD, Rus yapımı silahlarınızdan fırlattığınız mermilerle körükleyin "kardeş kavgası"nı ve akıtın ardından timsah gözyaşlarınızı.
Dicle kana doysun!.. Fırat mateme bürünsün!.. Alın sizin olsun; insanlıktan arî, insafsızca yarattığınız(!) coğrafyanız!.. Sevinin!.. Sevinecek vicdanınız kaldıysa şayet.
***
Ama unutmayın ve asla umutlanmayın!.. Biz, hâlâ Ömer'in(r.a.), "Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu / Gelir de adl-i İlahi sorar Ömer'den onu!" dediği coğrafyayı istiyoruz...
***
Yetim kalan "Şarkın Mâsum Çocukları" gibi; başucuna tahta çakılmış kahverengi topraklı mezarların başında Yasinler okuyoruz, gözyaşı döküyoruz, mâtem tutuyoruz.
***
Kin ve nefret bulutlarının kasıp kavurduğu, kardeşi kardeşe kırdırdığı "cinnet coğrafyası"dan çekilmiş fotoğraflara bakıyoruz. Ve o binlerce vahşet karesinin arasından yükselen Şivan Perver'in feryadına kulak kesiliyoruz: "Halepçe".
Halepçe'ye ağıdı dinliyor, Halepçe'de, Hocalı'da, Srebrenista'da, Gazze'de, Başbağlar'da ve Bilge'de katledilen kardeşlerimize yanıyoruz.