Milli Gazete
Dr. Ebubekir Sifil / 03 MAYIS 2009 PAZ

İhtilat ve haremlik- selamlık (2)

Geçen hafta metnini gördüğümüz soruda, asr-ı saadette kadınlarla erkeklerin aynı ilim meclislerinde bir arada bulunduğu zikredilmişti.

Asr-ı saadette kadınlarla erkeklerin bir arada bulunduğu ortamlar olmuş mudur? Özellikle Hicab ayeti indikten sonra modern toplum yapısında olduğu gibi kadınlarla erkeklerin rutin olarak aynı ortamda -ilim öğrenmek ya da bir başka maksatla- bir arada oturduğunu gösteren bir rivayeti ben şahsen bilmiyorum.

Kadının, kocasının veya oğlu gibi mahrem bir yakınının da bulunduğu ortamda evine gelen misafirlerle birlikte oturabileceğini söyleyenlerin dayanaklarından birisi, Ebû Üseyd Mâlik b. Rebî'a (r.a)'in yeni gelin olan eşinin, evlendiği akşam Efendimiz (s.a.v) ve ashabına hizmet ettiğini anlatan rivayettir.

Şarihlerin bu rivayet üzerinde dururken dikkat çektiği iki husus var:

1. Bu rivayet kadının, evine gelen erkek misafirlere kocasının veya bir başka mahreminin de bulunduğu ortamda, mütesettir (tesettürlü) olarak hizmet edebileceğine delalet eder. Ancak bu, fitneden emin olunduğu zamanlara mahsustur.1

2. Bu rivayet, hicab ayetinin nüzulünden önce cereyan etmiş bir olayı anlatmaktadır.2

Bu istinbatlardan ilkini kabul etsek bile, "fitneden emin olma" şartı son derece önemlidir. Üstelik bu rivayet, kadının, evine gelen misafirlere hizmet etme, ikramda bulunma durumuyla ilgilidir. Sorumuz ise kadın-erkek grupların mescid içinde veya bir başka ortamda toplantı yapması, çeşitli programlar tertip etmesi gibi durumla hakkında idi.

Takdir edilmelidir ki, bu tür durumlarda -özellikle Avrupa, Amerika gibi gayrimüslim ülkelerde ve ortamlarda- insanımızın fitneden emin olması son derece zordur. Dolayısıyla bu tür ortamlarda kadınlarla erkeklerin aynı mekânı paylaşmaktan başka çaresi yoksa, en azından araya bir perde gererek, kadınlarla erkeklerin göz göze gelmesini ve bunun yol açabileceği sakıncaları engellemek gerekir. İslâmî bir amaç için bir araya gelinmiş dahi olsa, ihtilatın yol açacağı fitneden kimse emin olamaz.

Bu konuda dayanak olarak alınan bir diğer rivayette de Efendimiz (s.a.v), Hz. Sevde (r.anha) validemize hitaben, "Allah, ihtiyaçlarınız için evden çıkmanıza izin vermiştir" buyurmuştur.3 Bu rivayetin, kadının normal ihtiyaçları için dışarıya çıkabileceğini, alış-veriş yapabileceğini gösterir. Ancak bunun, "ihtiyaç"la sınırlı bir durum olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla bu rivayet ile evde kadın-erkek bir arada oturmayı alışkanlık haline getirmeyi birbirine karıştırmamak gerekir.

Kadınların mescide çıkmaktan alıkonulmamasını emreden hadis4 de aynı şekilde değerlendirilmelidir. Burada ibadet için mescide gitme söz konusudur. Bu husus soru metninde de zikredilmişti. Ancak kadınların mescitte en arka safta namaz kıldığını, namaz bittikten sonra da herhangi bir ihtilata (kadın-erkek karışık bir arada bulunma) imkân vermeden mescitten önce kadınların çıktığını gözden uzak tutmamak gerekir.

Bütün bunları toparladığımızda ortaya çıkan sonuç şudur: Fukahanın, "zamanın fesadı" gibi gerekçelerle kadınların erkeklerle bir arada bulunabileceği durumlara getirdiği sınırlamanın esprisi iyi kavranmalıdır. Cinselliğin bu kadar kışkırtılmadığı, evlilik şartlarının bu kadar zor olmadığı, kadının bir "cinsellik objesi" olarak istismar edilmediği o toplumsal-kültürel yapıda fukaha o tedbirleri almışsa, bugün bizim çok daha dikkatli ve hassas olmamız gerekir.

Fitneye meydan vermemek şartıyla İslâmî hizmetlerde kadınların da üstlerine düşen görevleri yapması elbette ihmal edilmemelidir. Başka imkân olmadığı için mescitte kadınlarla erkeklerin bir arada bulunmasına geçici olarak ve -yukarıda da dediğim gibi- araya bir perde germek vb. tedbirleri alarak müsamaha edilebilir. Ancak bunun devamlılık arz etmemesi ve mekân probleminin çözümünün aciliyet sıralamasının başına yerleştirilmesi şartıyla...

1) el-Aynî, Umdetu'l-Karî, XX, 164; İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, IX, 251.

2) en-Nevevî, el-Minhâc, XIII, 177.

3) el-Buhârî, "Nikâh", 115.

4) el-Buhârî, "Cumu'a", 13.