İslam dünyasında Tanzimat'tan bu yana bir değişim yaşanıyor ve bu değişim özellikle son yıllarda büyük hız kazandı.
Bu konuda analiz, değerlendirme ve eleştirileriyle tanıdığımız Sosyolog-Yazar Abdurrahman Arslan ile konuştuk. Müslümanların son dönemde dünyayı değiştirmek yerine post modernizmin hazırladığı kalıplara göre kendini değiştirdiğini dile getiren Arslan, eleştirilerini sürdürüyor. Post-Modernizmin özellikle İslam'ın muhkem yönlerini tartışmaya açmak istediğini dile getiren Arslan, yeni bir Müslüman tipine ihtiyaç var dedi.
Müslümanlar arasında bir değişimden söz ediliyor ve bu değişim en fazla eleştirenlerden birisiniz neden bu kadar eleştirel duruyorsunuz?
Tanzimat döneminde başlayan değişimle 1990'larda başlayan ve devam eden değişim arasında ciddi fark var. Bugün çok hızlı fakat mahiyet itibariyle 20. yüzyıldan çok farklı olan bir değişimle karşı karşıyayız ve bu değişimi kavramakta zorluk çekiyoruz.
Nedir bu farklılık?
Tanzimat döneminden sonra başlayan değişimde İslam'ın muhkem ilkelerinden taviz vermek yoktu. Ama bugün yaşanan değişim, İslam'ın paradigmasından kopmuş, içinde yaşadığı sosyal şartlara göre şekil alan bir değişim. Onun için de bu değişimi anlamakta güçlük çekiyorum. Tanzimatla birlikte başlayan modernleşmenin getirdiği mantık, pozitivist bir temele dayanıyordu.
Ben daha çok bugünkü değişim üzerine konuşalım istiyorum...
Tamam oraya geleceğim. Bugünkü değişim pozitivist köklerinden koptu. İzafi temelde cereyan eden bir mantık ve değişimle karşı karşıyayız. Ben bunun anlaşılmasının oldukça zor olduğunu ve Müslümanların da bunu anlamakta geciktiklerini düşünüyorum. Bugün karşılaştığımız değişimin İslam'la bir ilgisi yoktur. Temel parametrelerine baktığımızda yaşanan Tanzimat döneminde yaşanan değişimin de İslam'dan kopuk olduğunu biliyoruz. Ama bugün yaşanan değişim türü oldukça farklı.
İslam değişime karşı mıdır?
İslam değişime karşı değildir de burada şu soruyu sormak büyük önem taşıyor. Hangi tür bir değişim? Genel olarak son yüzyıl içerisinde bize söylenen şudur: "Değişim, tabiatın kanunudur ve insanın buna karşı yapabileceği bir şey de yoktur" Öncelikle ferdi ve toplumsal düzeyde bir değişimden söz ediyorsak orada iradi bir şeyden de söz etmek lazım. İslam'ın tanımladığı değişim türü ile bugün bizim yaşadığımız değişim türü arasında mahiyet farkı vardır. İslam değişimi kendine göre tanımlıyor. Bugünkü ideoloji de kendine göre tanımlıyor. Hiçbir değişim ideolojik olmaktan kurtulamaz. Her değişimin kendine göre bir amacı vardır. Dolayısıyla da hiçbir değişim masum değildir. Bu bağlamda İslam'ın bize öğütlediği değişim ile bize empoze edilen değişim arasında hem mahiyet olarak hem de hedefler bağlamında farklılıklar vardır.
Yaşanan değişim İslam'dan kopuk mu?
Evet. Sizi İslam'dan uzaklaştıran ve İslamla olan ilişkinizi çözen ve gevşeten dokularını ayıran bir değişim türüdür bu.
Bu yargıya nereden varıyorsunuz? Verileri nelerdir?
Bu sadece İslam'la ilgili de değildir. Modern hayat, dini geri plana iter. Günümüzde küresel kültür ya da Post modern kültüre baktığımızda ise, daha çok izafi değerler üzerine kurulu olduğunu görürüz. Dolayısıyla da mutlak değerleri de kabul etmez. İslam'ın değişmeyen mutlak doğruları ve değerleri vardır ondan vazgeçemezsiniz. Yani sadece yoruma açık bir yanı yoktur İslam'ın bir de muhkem tarafı vardır. Değişim bu muhkemi de aşındırmakta ve çözmektedir. Bugün karşılaştığımız kültürel evrenin felsefi temellerine baktığımızda, onun genel olarak felsefi bağlamda izafiliği savunduğunu ve kutsadığını görüyoruz.
Post modernizm İslam'dan da aynı şeyleri mi istiyor. Siz bugün Müslümanların post-modern kültürün vaaz ettiği şeylerle mi yaşamaya başladığını düşünüyorsunuz?
Evet ve problem bu noktada başlıyor. İslam'dan bu izafi felsefeye ayak uydurması isteniyor. Bugün maalesef Müslümanlar post-modern yaşamın gereklerini yerine getirmeye başladılar.
Buna bir örnek verebilir misiniz?
Mesela Müslümanlar, sık sık 'biz ayrımcılığa karşıyız' diyorlar. Bu çok post modern bir söylemdir. Ama Müslümanlar bunun çok farkında değildirler. Bu söylemi kullanırsanız İslam'ın mübah görmediği şeyi de eşit sayıyorsunuz aynı statüye koyuyorsunuz.
Çok tartışılan homoseksüellik mevzusu var mesela...
İslam'ın haram saydığı bir şeydir ve bitmiştir. Bu tartışılamaz. Zaten post-modernite bizden bunu tartışmamızı istiyor. Bizim tartışılamaz olan değerlerimizi tartışmaya açmamızı istiyor. Bugün Müslümanların anlamadığı şey budur.
Post modernizmin bu zorlamasına Müslümanlardan itiraz edenler yok mu?
İtirazlar olabilir ama. Sizin itirazı hangi paradigmadan hareketle sürdürdüğünüz de çok önemlidir. Eşitlikçi bir ideolojiden kalkarak bu itirazınızı sürdürebilirsiniz ama bunun İslam'a çok fazla getirisi olmayacaktır.
Ben İslam temelli bir itirazı kastediyorum zaten...
İslam temelli bir itirazın olması için İslami bir muhayyileye sahip olmamız lazım ve bence bu muhayyele uzun zamandır yaralıdır. Şu anda Müslüman entelektüeller buna cevap verebilecek durumda değil ve maalesef entelektüel olarak Müslümanlar tarihin en fakir dönemini yaşıyor. Bi kere İslam'ın temel paradigmasından koptular. Bu entelektüeller fıkıh ve kelam üzerinden düşünüyorlar mı? Eğer post moderniteden küreselleşmeden konuşuyorsak bunlar kelamı bir meseledir ve bizim bu meselelerle hesaplaşmamız gerekir. Biz zihnen ve donanım olarak hazır mıyız benim kanaatime göre hazır değiliz.
"1400 yıllık tarihimizde görmediğimiz yeni bir dindarlıkla karşı karşıyayız"
Ritüelde mi kaldık?
Evet ritüelde. Dikkat edin bakın, yeni bir dindarlıkla karşı karşıyayız. 1400 yıllık tarihimizde görmediğimiz yeni bir dindarlık bu. Bu dindarlık önceliği ritüele veriyor. Alabildiğine dindarlığımızı dışa vurmaya çalışıyoruz.
İslam bunu da yasaklıyor değil mi?
En azından bir ölçü getiriyor. İnsanın iç dünyası yoksullaştığında yoksulluğunu dışarı dindarlık diye aksettiriyor. Müslüman'ın iç dünyası artık kayboldu. Kapitalizm deyin, küresel kültür deyin İç dünyamız fakirleşirken dışa dindarlığı vurarak tatmin olmaya çalışıyoruz. Bu aşama geçtiğinde bu konu da kapanacaktır. Değişimin ciddi bir aşamasıdır. Bir iki kuşak sonra artık dindarlığın dışa vurumu meselesi de kapanacak. O kuşak bunu da yapmayacaktır.
Sonu ne olacak?
Ötekine benzeyeceksiniz. Laikliği de bir bakıma gönüllü kabul etmiş olacaksınız.
'Allah ben dinimi korurum' diyor
Öyle diyor, ama sapmak isteyen Müslüman'ı korurum demiyor. Yanıldığımız konu o. 'Biz Müslüman'ız diyoruz, Allah dinini korur diyoruz böylece İslam'a aykırı işler yapmayız' diye düşünüyoruz. Ama insanlar zihnen değiştiği zaman dinlerini algılayış biçimleri de değişiyor. Dikkat edin, son zamanlarda İslam'ın en muhkemlerinin tartışmaya açılması, Müslüman muhayyilenin dönüştüğünü gösterir. Yoksa siz durup dururken İslam'ın muhkemlerini neden tartışmaya açarsınız. Mesela mirasın bölüşümü. Şimdiye kadar böyle bir tartışma gündeme gelmiş miydi? Siz İslam'ın muhkemlerini, İslam'ın dışındaki sosyal bir dünyanın içinde gibi düşünüyorsunuz ama İslam'ın muhkemlerini İslam'ın kurmak istediği sosyal dünyanın içinde düşünmüyorsunuz. Dışarıdan bakıp konuştuğunuzda, değişmesi gerekir, bu çağa uymuyor diyorsunuz. Biz bu çağa nereye kadar uyacağız.
Peki değişim nasıl olacak?
Müslüman âlimler geçmişte değişim ve bidat diye iki kavram gündeme getirdiler. Müslümanların gündeminde bugün bidat diye bir şey var mı? Haramlığı çok açıktan belli olmayan her şeyi Müslümanlar onaylıyorlar. Bence bizim gazabımız şüphe üzerinde olan duyarlılığımızı yitirdiğimiz için olacak. Orada bir belirsizlik var. Ama Müslümanlığımızı bu şüpheler üzerinden sürdürüyoruz. Açık haramlar zaten oradadır, çiğnediği zaman herkes o haramı çiğnediğini bilir. Çiğneyen de bilir. Fakat bizi saptıran bu şüpheler üzerine kurulu olmamızdır. Dünün Müslümanları değişimi düşünürken değişimin her türlüsünü onaylamıyordu. İslam'ın onayladığı bir değişime evet diyordu. Ancak İslam'ın ana parametrelerini çizdiği bir güzergâhta değişimi düşünüp kabul edebiliriz. Değişimin çok zaman çürüme olduğunu da gözden kaçırıyoruz. Modernizmi eleştiriyoruz ama tutarlı da değiliz.
"Kapitalist mantığın sonu yok"
Ama dünya değişiyor ve değişen dünyaya Müslümanların da cevap vermesi gerekiyor. Kendilerini dünyadan soyutlayıp yaşayamazlar. Kendine ait örnekler oluşturmak zorunda. Faizsiz bankacılık buna dair bir şey değil mi? Kur'an'ın birçok yerinde "düşmana karşı üstün gelmekten söz edilir" değil mi?
Söylenen bir diğer şey de o. "Allah nimetlerini kulunun üzerinde görmek ister, Müslüman en iyisine layıktır" falan. Biz düşmana karşı, onun kuvvet diye tanımladığını mı anlayacağız, yoksa İslam başka bir kuvvet tanımı mı yapıyor? Müslümanlar zengin olmasın, fabrika kurmasın demiyorum ama şunu diyorum: Kapitalizmin, ticaret yaparken bize önerdiği o büyüme mantığının sonu nerede. Böyle bir son yok! Siz o mantığın esiri olup sürekli gidiyorsunuz. Sürekli bir büyüme mantığı. Bakın kimse artık vakit ayırıp namaz kılmıyor, vakit bulunca kılıyor. Bütün ticari hayatın yüzde 95'i böyledir.
Ticaret daha öncelikli hale geliyor yani?
Bu onu getiriyor kaçınılmaz olarak. Buna bir sistem diyerek bakmamız lazım. Müslümanlar bu sisteme nasıl bir eleştiri getirdiler. Geçmiş 30-40 yıl öncesinde güzel bir şey vardı: Üçüncü yola vurgu yapılıyordu. Bu unutuldu. Serbest ticaret dedikleri şey İslam'ın övdüğü ticaretle özdeşleştirildi ama liberal kapitalizmin bize öngördüğü dünya eleştirinin dışında kaldı. Sizce garip değil mi? Bence çok garip. Müslüman aydınların liberal kapitalist sistemi tahlil etmeleri gerekiyordu. Bizim eğitim sistemimiz bu haliyle iflas etti. Çok derin, analitik çözümlemeler yapabilirlerdi. Yapmaları da gerekirdi. Sürekli biz farklıyız diyoruz. Nerede farkımız. Sadece isimde. Faizsiz kazanç dedik, katılım bankacılığı dedik, belki sakal bıraktık. Mahiyete taalluk eden farklılığımız ortadan kalktı.
"Müslümanlar başörtüsü için verdikleri mücadeleyi ahlaki tutarlılıkları için vermiyorlar"
Müslümanlar kendi aydınını yetiştiremedi mi?
Maalesef hayır ve Müslümanlar kendi aydınını yetiştirmek yerine kendi hayat tarzını üretmek yerine 'ötekinin' hayat tarzını ve 'ötekinin' aydın olmaklığını içselleştirdi. Bu bence büyük bir hayal kırıklığıdır. Bütün bu ön kabullerin yanlış olduğunu, yanlış bir neticeyle sonuçlandığını görmemiz ve kabul etmemiz lazım ki bunları yeniden düşünüp yeni bir inşaya girişebilelim. Müslümanlar kendi hayat nizamlarını kurma gibi bir teşebbüste bulunmadılar. Bunu sözlü olarak ifade ettiler ama pratikte bunun fıkhi ve maddi temellerinin nasıl kurulacağı üzerine hiç kafa yormadılar. Sadece dışsal görünüşlerini İslam'a uydurarak, başörtüsü, sakal, cüppe gibi, adapte olmaya çalıştılar. Ve bunun doruklarına geldik.
Saklamaya lüzum yok. Bugün Türkiye'de bilgi, iktidar, sermaye el değiştirebiliyor. Ve baktığımızda Müslümanlar hep öteki üzerinden kendini kurmaya başladılar. Amellerimizi, düşüncelerimizi öteki üzerinden değerlendirip kuruyoruz. Bu şu demektir: Vahiyden, İslam'ın dediği ilkelerden kopmuş, ötekiye göre düşüncelerini ayarlayan insanlar haline gelmişiz.
O zaman ne İslam'a ait bir hayat tazımız var ne de ötekiye ait. Yolumuzu şaşırmış bir vaziyetteyiz
Evet maalesef öyle görüyorum. Ama şu da var tabii. Adam ısrarla Müslüman'ca bir hayat yaşadığını söylüyor. Ama biz dünyaya artık Müslüman'ca bakmıyoruz. Evet, Müslüman'ız fakat bizim imanımız ile amelemiz arasında ciddi bir makas açılması var. Dünyaya, hayata Müslüman'ca bakamayan bir zihin Müslüman'ca bir çözüm üretemez.
Müslüman'ca bir davranış sergileyemez...
Evet, sergileyemez. O Muhammed-ül Emin sıfatını giderek ve hızla kaybediyoruz. Görünüş olarak evet Müslüman'ız. Bugün Müslümanlar başörtüsü için verdiği mücadeleyi neden ahlaki tutarlılıkları için vermiyorlar, ben çok merak ediyorum doğrusunu isterseniz. Müslümanların hayatlarının her aşamasında sorun var. Dikkat edin, hayatlarını düzenleyecek temel ilkelerden kopuş yaşıyoruz. Onun için hayatlarının her aşamasında sorunla karşı karşıya geliyoruz. Haramın hayatımızda çoğalması bizim insani, ailevi ilişkilerimizde ciddi tahribatlar yapıyor.
"Müslüman tüccarlar İslam'ın ticareti öven hükümlerini kapitalizmle karıştırdı"
Nasıl bu konuma gelindi?
Bana kalırsa İslami düşüncenin başından beri içinde taşıdığı zaaflar yönünden de bakmak lazım. Hep İslami düşünce öteki gibi olmak istemiştir. Ötekine kızmıştır, muhalifini eleştirmiştir ama gizli gizli de onun gibi olmak istemiştir. İslamcılık kendini bir yönüyle böyle kurdu. Biraz daha dindardı. Ötekine benzemek ama dindar olmak. Dindar mühendis, dindar doktor, dindar tüccar... Ama hiçbir zaman mesela doktorluğun mahiyet olarak ne olduğunu bilmediler. Dindar zengin, ticaret yapan dindar Müslüman, kapitalizmin ne olduğunu hiç analiz etmedi. İslam'ın ticareti öven hükümlerini kapitalizm ile karıştırdılar. Mahiyet olarak farklıdır. Evet, İslam ticareti övüyor ama kapitalizmin ön gördüğü ticaret farklıdır. Ama Müslümanlar bilerek veya bilmeyerek karıştırdılar. Ve bugün ötekine benzedik. İşin bir tarafı budur. İkinci husus fukahanın, özellikle Türkiye'de fakih diye geçinenlerin bence verdiği yanlış fetvalar. Bizim idealimiz bu kapitalistler gibi büyük zengin olup, fabrika kurmak mı? 21. yüzyılda mücadele bu şekilde mi olmalıdır. Bun araçlarla mı bu mücadeleyi sürdürmeliyiz. Bizim nihai amacımız bu mudur? Bu amaca ulaştığımızda onun bizi değiştirmenin garantisi var mıdır? Faizsin müesseseler kurdunuz, kar payı diyorlar öyle değil mi? Onun mantığı bankadan ne kadar farklıdır?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Mustafa Canbey / Türkiye
Etiketler:



