Batı‘da iktidarlar, bilimden ve teknolojiden yararlanarak insanı nasıl istedikleri bir "tür" hâline getirdiler? Biyoiktidar şimdilerde insan hayatına nasıl hükmediyor? Tanrılaştırılan bilimin ve dizgin tanımaz bilimsel araştırmaların vardığı ve daha da varacağı noktaları sorguluyor Nazife Şişman Yeni İnsan adlı eserinde. Yeni İnsan son derece ciddi bir fikir eseri, fakat bir o kadar da geniş kesimlere seslenebilen ve çok farklı okur yelpazesinin bazen kaygı, bazen merak, bazen de ürpererek satırları arasında gezineceği ve elinden kolay kolay bırakamayacağı bir kitap. "Bugün artık küresel kapitalizmin ulus - devletlere ihtiyaç duymadığı, bu sebeple, tüm dünyayı kendi istediği yapıda şekillendirdiği bir dönemi tecrübe ediyoruz" diyerek bizi uyarıyor yazar. Ve dikkatimizi çekiyor: "WHO gibi organizasyonlarla hukukî standartlar belirleniyor, medyatik söylencelerle pazar oluşturuluyor, uluslararası tıp endüstrisi tarafından hastalıklar icat ediliyor, ilaç şirketleri bağışıklık sistemini çökertme pahasına hastaları kendilerine bağımlı hâle getiriyor, bazıları fişe takılı ‘uzatmalı ölüm‘ü yaşarken bazılarının salgınlarla ölmesi hedefleniyor." Darwincilik‘in "güçlünün hayatta kalma" prensibinden yola çıkan Batılı devletlerin "Biz medeniyiz, ileriyiz; sizlerse gerisiniz, öyleyse bizler sizleri yönetmeliyiz" anlayışına vardıklarını ve Batı dışındaki ülkeleri sömürgeleştirdiklerini görüyoruz.
Sömürgeciliğini bu şekilde meşrulaştıran Batılıların şimdi de sırf kendi ekonomik çıkarları için bambaşka bir taktiğe başvurduklarına, yeni tür bir işgale hazırlandıklarına şahit oluyoruz. Nazife Şişman giderek burun buruna geldiğimiz şu gerçekle yüzleştiriyor bizi: "Biyo teknolojik gelişmeler sonucunda bütün organların yedekleriyle değiştirildiği... organ çantasına dönüşüyoruz. Çantanın içindeki yıpranan parçaları yenileyebiliriz, yeter ki maddî imkânımız olsun" diyor. "Beden, modern müdahaleci hükümetin el attığı son kaledir" diyen yazar, bu bedenin ne hâle geldiğini şöyle anlatıyor: "Yirminci yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde, beden hem plastik hem de biyonik bir özellik kazandı. Çünkü insan vücuduna pek çok protez yerleştirilebiliyor." Bu "organ çantası"na akbabalar gibi saldıran ve "dünya bize 8 milyon kalp ve 16 milyon böbrek borçlu" iddiasındaki bir devletin "organ nakli" konusunda kendi vatandaşlarına yardımcı olmak için ne korkunç tezgâhlar kurduğunu da belgelerle gözler önüne seriyor yazar.
Bu satırların devamındaki satırlar uykunuzu kaçırabilir, ama insanın nasıl bir sakat mantıkla karşı karşıya kaldığını görmek için bilmeniz de gerekiyor bunları. Bu eseri, normal okuyucunun yanında, sırasıyla tıpçılarımızın, felsefecilerimizin, sosyologlarımızın, fakat ille de ilâhiyatçılarımızın dikkatle okumaları kaçınılmaz bir mecburiyet. Biraz ileride bile değil, daha şimdiden insanlığın ne can alıcı ve can yakıcı sorular ve sorunlarla cebelleşmekte olduğunu görmeleri için... Klonlama ve benzeri tekniklerin doğurduğu ve doğuracağı bir yığın yeni gelişmelerin peşinden bizi, özellikle de torunlarımızı bir kâbus mu bekliyor, yoksa bir dünya cenneti mi? Bu soruya cevap bulmak ve insanlığın nereye doğru savrulduğunu az çok anlamak, hiç değilse sezinlemek için bu kitapta anlatılanlar üzerinde uzun uzun kafa yormamız gerekiyor. Yeni İnsan, Timaş Yayınları tarafından (Kasım 2011) yayımlandı.





