Peygamber Efendimiz (s.a.v.)‘in şehri; Medine‘nin doğusunda, hac güzergâhında güzel bir vadi vardı. Adı Rabeze idi.

Âmine Ateş Kabaktepe

Yalnız sahabe Ebu Zerr (r.a.) bu vadiye uğrayan, hac kafilelerine imamlık yapıyor. Hoş, etkileyici sohbetlerde bulunuyordu. Hz. Muhammed (s.a.v.)‘in yanında yetişmiş bir sahabe olan Ebu Zerr (r.a.) onlara Peygamberimiz (s.a.v.) ile olan anılarını, nasihatlerini, yaşadıklarını yani kısaca O‘nunla geçirdiği her anı anlatıyordu. O kadar etkileyiciydi ki haclarını yerine getiren bu insanların kendi diyarlarına götürdükleri en güzel hediye nasihatler oluyordu.

Bu doğallık abidesi Rabeze‘de, her türlü yapmacıklıktan uzakta, tüm samimiyetiyle hacı adaylarına öğütler veriyor, içinde beslediği saf - temiz duygular bozulmuyor, hırpalanmıyordu.

Bu tatlı yorucu hac vazifesini yerine getiren nurlu hacılar masumiyetin, saflığın, mütevaziliğin, samimiyetin, hoşgörünün timsali yalnızların yalnızı Ebu Zerr (r.a.)‘den aldıkları en değerli hatıraları ve nasihatleri, eşlerine, dostlarına anlatmak için sabırsızlanıyorlardı. Ebu Zerr (r.a.)‘in dudaklarından dökülen inci taneleri dinleyenleri adeta kendilerinden geçiriyordu.

"Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz." (Enbiya/35)

Uzun boylu, esmer tenli, güzel endamlı, güzel yüzlü, yalnızlığın dostu Ebu Zerr (r.a.) hastalanmış, rengi solmuş, tükenmiş, yatağında yatıyordu. Başında onu her zaman destekleyen ve yalnızlığını paylaşan biricik eşi ve onun hizmetiyle, ihtiyaçlarıyla ilgilenen sevimli mi sevimli bir çocuk vardı. Ne yaptıysa, hangi yöntemi denediyse de hastalığının çaresini bulamayan eşi, bu duruma dayanamadı ve ağlamaya başladı.

Eşinin ağladığını gören Ebu Zerr (r.a.): "Niçin ağlıyorsun?" dedi. Eşi : "Nasıl ağlamayayım?" diye cevap verdi. "İnsanlardan uzakta, bir sahranın bağrında can veriyorsun. Seni kefenleyecek bezimiz bile yok. Seni kimler hazırlayıp toprağa verecek?"

Ebu Zerr (r.a.) hıçkırıklarla ağlayan eşine "Ağlama" dedi. "Ben böyle öleceğimi biliyorum. Allah Rasulü (s.a.v.) ‘O yalnız yürür, yalnız ölür, yalnız haşredilir.‘ buyurmuştu. Ölürsem beni yıkayın. Sonra çıkarıp yolun ortasına koyun. Korkmayın, bana da, size de sahip çıkan olacaktır. Gelen ilk kafileye; Bu Ebu Zerr! Allah Rasulü‘nün dostu. Onun defnine yardımcı olun, deyin"

Bu sözler eşinin ağlamalarını, hıçkırıklarını, feryadını dindirmemiş daha da arttırmıştı...

Bu konuşmasından kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumdu. Vasiyeti yerine getirildi, eşi ve çocuk onu yolun ortasına çıkardı. Artık eşi tamamen kendisini kaybetmişti, hıçkırıkları dinmek bilmiyordu.

Ebu Zerr (r.a.) hasta yatağında yatarken belki gelen olur, bu duruma çare bulur ümidi ile baktığı yollara artık bakamıyordu.

Aşere-i Mübeşşere (cennetle müjdelen on sahabe)‘den Abdullah İbn Mes‘ud (r.a.) uzakta belirdi. Iraklı küçük grupla Medine‘ye doğru giderken yolu oradan geçiyordu. Ebu Zerr ve O birbirlerini çok severlerdi.

Küçük çocuk gelen bu kafilenin önüne geçmiş: "Bu Ebu Zerr! Allah Rasulü‘nin dostu. Onun defnine yardımcı olun!" demişti.

Abdullah İbn Mes‘ud (r.a.), hayretler içerisinde kaldı. Neye uğradığını şaşırdı. Rasulullah (s.a.v.)‘ın yanında, savaşlarda, birlikte vakit geçirdiği biricik dostuna sımsıkı sarıldı. Ağladı... Ağladı... Ağladı...

Ve dudaklarından şu sözler döküldü :

"Allah rasulü doğru söyler. Sen yalnız yürürsün. Yalnız vefat edersin. Yalnız haşrolursun."

Muhabir: Haber Merkezi