Dev bir korku filminin setini andırıyor Erciş. Sıcak yuvalarından depremzedelerin üzerine ırkçılık kusanlara rağmen sıcak bir kardeşlik hâkim. Diyarbakır Belediyesi de sıcak yemek dağıtıyor Kızılay da. Beyaz tülbentleriyle dizlerine vura vura Kürtçe ağıtlar yakan kadınların feryatlarına Balıkesirli Hilal öğretmenin gözyaşı karışıyor.
Ne zaman, yoksul memleketin bir yerinde toprak hıncını alsa insandan, deprem felaketi ansızın gelip yakalasa "birilerini" bir yerlerde, televizyonlar bıkmadan döndürdükleri son dakika bantlarının arkasından bağırmaya başlarlar: "İstanbul'da deprem ne zaman olur. Söz konusu deprem olası İstanbul depremini tetikler mi?" İstanbul medyası, yoksul canların depremde nasıl öldüğünü çok da düşünmez. Galiba onlar için asıl önemli olan kendi evlerinin yıkılıp yıkılmayacağıdır!
7.2'lik Van depreminde de aynen böyle oldu. Ekranları işgal eden deprem uzmanları, birkaç bininci kez, bu depremin İstanbul fayını etkilemeyeceğini söyledi. Ardından devam etti yerkürenin hangi hareketinin yerüstündeki insanları nasıl etkileyeceğine yönelik bir yığın "saçmalık." Çok umrumuzdaymış bu kitabi bilgiler, çok anlıyormuşuz, sanki hepimiz anadan doğman jeofizik mühendisiymişiz gibi. Oysa o an hâlâ enkaz altlarından iniltiler geliyordu. Ve çok üşüyordu çocuklar. Karınları da açtı. İlk şok atlatıldıktan sonra birilerinin aklına Van'a ek uçak seferi koymak geldi nihayet. Depremden sonra gece 02:30'da Başbakanlığın, sivil savunma örgütlerinin acil müdahale ekipleri için kaldırdığı uçakta zor bela bir yer bularak attım kendimi.
Deprem filminin Erciş sahnesi
Van merkezde hiç vakit kaybetmeyip, felaketin yıkımını en çok hisseden Erciş'e doğru yola koyulmak gerekti. Ortalık dev bir film platosunu andırıyordu. Kentin büyük çoğunluğu yıkılmıştı. Bir karmaşa hüküm sürüyordu. Yardım arabalarının önünde kuyruklar uzuyor, enkaz önlerinde çaresiz ağlayan insanlar dua ediyor, arama kurtarma ekipleri çalışmalarına yeni başlıyordu. Gerçeklik algısını tamamen kaybetmenize neden olacak onlarca sahne. Her sokağında Erciş'in, bir korku filminin ayrı sahneleri çekiliyordu.
Acının fotoğraf albümü
Gazeteciler kenti doldurmuş ve yarınki sayfalarını süsleyecek deprem hikâyelerini arama derdine düşmüştü çoktan. İnsanlara yardım etmek istiyorduk, ama kime, hangi birine yardım edebilirdik? Kendimizi enkazların arasına attık. Moloz yığınlarının altında bir fotoğraf albümü... Mutlu günlerde çekilmiş gülen fotoğraflar. Üç çocuk, bir anne, bir de baba... O zaman gazetecilik yaptığım tüm zamanları boyunca, başımın üzerinden kurşunların geçtiği anlardan bile daha zor dakikaları yaşadım: "Bu çocuklar kim?"
"Benim çocuklarım onlar. Üçü de anneleriyle birlikte enkaz altında. Gece sesleri geliyordu. Ağlıyorlardı ama sesleri kesildi artık..." Babanın adı Kılıç Koçak... Hayatta tek başına kalmış, ağlamaktan göz pınarları kurumuş, enkazın üzerine öylece oturmuş kalmış bir baba!
Kaldırılan her enkaz ayrı bir dramı ortaya çıkarıyor Erciş'te. Bir internet cafe enkazından sağ çıkarıldıktan sonra depremin sembol ismi haline gelen Yunus Geray, bir gün sonara iç kanamadan vefat etti. Hemen Yunus'un evine gittik. Taziye için gelen her misafire şeker ve çay ikram ediyor. Misafir geldiğinde de gittiğinde de fatiha okuyor. Yunus'un inşaat işçisi babası ve kardeşiyle konuşuyorum. Anadili Kürtçe olan bir Kürt çocuğunun en büyük hayalinin Türk polisi olmak olduğunu öğreniyorum sonra. Okul derslerinde oldukça başarılı olan Yunus'un, iş çıkınca inşaatlarda amelelik yapan babasına destek olmak için ayakkabı boyacılığı yaptığını da...
Hava çok soğuk. Çadır yetersiz. Sivil toplum örgütleri ayrı ayrı noktalara seyyar aşevleri kurmuş. İHH'ya da Diyarbakır Belediyesi'ne de, Kızılay'a da aynı duaları ediyor insanlar. Geceleri iç donduran bir soğuk geliyor Erciş'in üzerine. Geceden giriliyor çadır sırasına. Sabahın körüne kadar devam ediyor sıra daha da büyüyerek. Vanlıların "deniz" dediği Van Gölü'nün kıyısına kadar geliyor. Ancak çadır yok. Çaresiz geri dönüyor insanlar.
Topyekün enkaz altındayız
Van'dan dönüyoruz. Döndüğümde kimi görsem durdurup anlatıyorum Erciş'i. Depremzedelerin kendi dertlerini nasıl unutup da misafirperverlikten bir an olsun geri adım atmadıklarını. İstanbul'da doğalgazlı evlerinden oturup, "Ama onlar da polise askere taş atıyor" diyenlere, "Siz böyle yaptınız ama biz yine size yardım ediyoruz" kusanlara karşı, "Türkler iyidir. Biz kardeşiz. Allah razı olsun" diyen Vanlıları... Topyekün enkazın altında kalan bir kent bırakıyoruz. Çok ağlayan erkeğin olduğu bir kenti. Dağlarına yine kış geldi memleketin. İnsanlar yine umut ediyor. Yol gibi bitiyor zaman.
Atanan öğretmenler...
Vanyolu Caddesi'nde bir enkaz... Beyaz tülbentleriyle dizlerine vura vura kadınlar ağlıyor. Kürtçe ağıtlar, çocukların çığlıklarına karışıyor. Biraz geride gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş genç bir kadın aynı renkteki gözyaşlarını döküyor Van toprağına: Hilal öğretmen. Balıkesirli öğretmen eşinin enkaz altında kaldığını duyunca kalkıp geliyor. Çaresizce ağlıyor. Diğer Vanlılar gibi... Bir yüzbaşı, ağlayan gözlerle yanımıza geliyor. Deprem günü yardım için Erciş'e gelmiş. Enkaz altında kendi yakınları olduğunu bilmeden çalışmış. 3. gününde öğrenince kendi akrabalarının da enkazda kaldığını yıkılmış. Van depreminde 40 atanan öğretmen enkaz altında kalarak vefat etti. Geride öğrencilerin gözyaşını bırakarak gitti.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Cihat Arpacık / Türkiye
Etiketler:



