İnsan, dünyaya oyun ve eğlence için gelmemiştir. Dünya iş ve kazanç yeridir. Dünya ahretin tarlasıdır. Burada ne ektiyse, ahrette o biçilecektir. Boş vakit fırsat ve ganimettir.

Faydalı iş yapmadan vakit geçirmek vakti öldürmek olur. Dünyada yapılan her işin, her nefesin hesabı kıyamet gününde bize sorulacaktır.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

"Kıyamet günü, herkes ömrünü ve gençliğini nerelerde geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nerelere harcadığından ve ilmi ile amel edip etmediğinden sorguya çekilecektir." (Tirmizi)

Ömür, ilim, mal ve beden, Allah‘ın kullarına verdiği bir sermayedir. Bu sermayeyi Allah‘ın bildirdiği yerlere harcamalıdır. Vakit geçtikten sonra pişmanlığın faydası olmaz. Onun için gençliğin, malın, sağlığın kıymetini bilmeli. Dünyada ahreti kazanacak işler yapmalı.

Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi:

"Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil! İhtiyarlıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin ve ölümden önce hayatın kıymetini bil." (Ebu Nuaym)

Peki "boş vaktimizi nasıl değerlendireceğiz" diye soran kardeşlerimize işte bazı faaliyetler öneriyoruz.

-Bol bol kitap okuyun.

-Günlük gazete, aylık dergi ve bazı süreli yayınları takip edin.

-Ev işleri ile uğraşın. Bazı tamiratlar, evin bakımı hatta anne ve babanıza yardım edin.

-Radyo dinlerken, televizyon ve internet izlerken saatleri sınırlayın. Konularda seçici olun. Az ve öz olanını tercih edin.

-Spor faaliyetleri ile uğraşın.

-Temiz havası olan yerlerde kır gezintileri düzenleyin. Yürüyüş yapın, tefekkür edin.

-Sanat faaliyetleri ile uğraşın. Şiir, deneme, hikaye ve resim yapın.

-Zekâ oyunları oynayın.

-Dini bilgilerimizi gözden geçirelim. Namazlarımızda eksik yönler varsa, tamamlayalım. Mesela her gün bir dua veya ayet ezberleyelim.

-Bütün bu yaptığınız işler Allah rızasına uygun olursa, boş vakit gibi görünen zaman, sizin için ebedileşir.

(DÜŞÜNCE DÜNYASI)

AĞACIN ÖĞRETMENİ KİM?

Kışın aşırı soğuklarına dayanıksız ağaçların sonbaharda yaprak döktüğünü biliyoruz.

Her zaman gördüğümüz bu olay aslında hiç de basit bir olay değil.

Basit olmadığını anlamak için, ağaçların yaprak dökmeden kışa girmeleri halinde başlarına nelerin gelebileceğini bilmek yeterli.

Soğuğa dayanıksız ağaçlar, (mesela elma ağacı) yaprak dökmeden kışa girseydi kururlardı. Çükü ağaç yaprakları vasıtasıyla fazla suyu buharlaştırır. Bir bakıma terler. İçindeki fazla sıcaklığı atar. Oysa kışın sıcağa ihtiyacı vardır. Bu bakımdan buharlaşmayı önlemesi lazımdır.

Kışa doğru harekete geçer. Yapraklara giden suyu otomatik şekilde keser. Sanki musluğu kapatır. Yapraklar su bulamayınca sararıp dökülürler.

İlk bahar gelince ağaç tekrar yapraklara giden kanalların musluklarını otomatik olarak açar. Önce tomurcuk, ardından yaprak çıkar. Kısa sürede tekrar yemyeşil olur.

Alt tarafı bir ağaç bu. Nasıl biliyor muslukları kapatacağı zamanı, nasıl biliyor, nasıl biliyor yaprak açacağı zamanı?

Nereden biliyor yaprak dökmediği takdirde öleceğini, Ekim‘de yaprak dökmesi gerektiğini?

Havanın sıcaklığına göre giyinen insanlar gibi tıpkı...

Sahi, bir ağaca bunları kim öğretmiş olabilir çocuklar?

(BİR KISSA BİN HİSSE)

AĞAÇ DİKMENİN MÜKAFATI

Yıldırım Beyazıd muhafızlarıyla çıktığı bir yolculuk sırasında bir köyün kenarından geçerken, bahçesinde ağaç ve meyve fidanları diken, saçı sakalı ağarmış, bir ihtiyar görür.

İhtiyarın bu yaştan sona böyle canla başla çalışması Padişahın çok hoşuna gider.

Padişah, adamlarına şu ihtiyarla biraz latife edip şakalaşalım dedi. Padişah, ihtiyar köylüye selam verip:

"Kolay gelsin baba, ne yapıyorsun böyle? Yer yer kuyular kazmışsın?" der.

Nur sakallı ihtiyar, padişahın selamını aldıktan sonra gülerek:

"Sağ ol evlat, meyve ağacı fidanları dikiyorum," dedi. Padişah:

"Baba bunların meyvelerini yemek sana nasip olacak mı, ne dersin? " dedi. Köylü ihtiyar:

"Hiç sanmıyorum, ömrüm buna yetişmez," dedi. Padişah:

"O halde niye böyle kendini yoruyorsun? Bütün bunları bilerek yapıyorsun gibi geliyor bana" der.

İhtiyar, konuşmalarından ve kıyafetinden padişahı tanır ve şu cevabı verir:

"Padişahım, bizden evvelkiler dikti biz yedik. Yani dedelerimiz bu ağaçları diktikten sonra meyvelerini yedik. Şimdi biz ağaçları dikiyoruz ki, oğullarımız, torunlarımız yesin ve yiyecekler."

Tam bir Müslüman olan iyi huylu güzel ahlaklı örnek bir insan olan ihtiyarın verdiği bu cevap padişahın çok hoşuna gider ve ihtiyara bir kese altın verir. İhtiyar köylü keseyi alıp:

"Cenab-ı Hakka şükürler olsun ki padişahım, bizim ağaçlar henüz fidan iken meyvesini verdi," der.

Bu güzel cevap, padişahın daha da hoşuna gider, bir kese altın daha verir. İhtiyar:

"Allah‘a hamd-ü senalar olsun ki, her ağaç senede bir defa meyve verir, bizimki senede iki kere meyve verdi. Padişah ihtiyara bir kese altın daha atarak, yanında bulunan adamlarına:

"Haydi çabuk buradan gidelim, bu ihtiyar bizi parasız bırakacak" diyerek oradan uzaklaşır.

Sonra köylü ihtiyar ellerini göğe doğru kaldırarak:

"Yar Rabbi! Sen ne büyüksün! Ben vakitlerimi boşa geçirmeyeyim, senin rızan için ağaç dikeyim, Sevgili Peygamberimizin ‘Kıyamet koparken de olsa elinde bir ağaç fidanı olan onu diksin‘ hadis-i şerifinin manasını yaşayayım, ömrümün son deminde birkaç ağaç dikip bırakayım dedim. Sen sonsuz nimetlerinle nimetlendirdiğin gibi bu çalışmamı da padişahı göndererek mükafatlandırdı. Sana sonsuz ham ve şükürler olsun!"

(TARİH DEDE YAZIYOR)

BİR İNGİLİZ CASUSUN İTİRAFLARI

Bu gün size bir İngiliz Casusun itiraflarından bahsedeceğim çocuklar.

Bu casus, kitabında İslamiyeti bozmak, yok etmek için gizli çalışmalar ve planlar yaptığını itiraf etmektedir.

İngiliz casus Hempher, 18. asırda, kendisine devleti tarafından verilen emirlerde, Müslümanların güçlü noktalarını tesbit ve bu yönleri tahrip etmek için, üstlerine şu tavsiyelerde bulunmuş...

Özetle şöyledir:

-Müslümanların arasında, ırkçılığı körüklemeliyiz.

-Peygamberin, İslamdan kastının mutlak din olduğunu, hoşgörüye dayandığını, bu dinin Yahudilik ve Hıristiyanlık da olabileceğini, sadece İslam dininin olmadığı inancını aşılamalıyız.

-Kilise yapmanın mahzuru olmadığını, Peygamber ve Halifelerinin kiliseleri yıkmadığını, özellikle onlara hürmet gösterdiğini söylemeli, yaymalıyız.

-"Allah‘ın ibadete ihtiyacı yok" diyerek Müslümanları, ibadetten soğutmaya çalışmalıyız.

-İslamı geri gösterip, gericilik ve terör dini gibi göstermeliyiz.

-Çocukların ailelerinden uzaklaştırmaya çalışmalı, böylece dini terbiyelerinden mahrum bırakmalıyız. Onları biz, gereği gibi eğitmeliyiz.

-Örtü için, "İslami bir emir değil, sonradan çıkmış bir adettir" diyerek kadının örtüsünü açmaya çalışmalıyız. Müslümanlığı yok etmek için, bu yöntem çok etkilidir. Önce bu işi gayr-ı Müslim kadınlara yaptırmalıyız.

-Türbelerin "bid‘at" olduğunu bunun için hepsinin yıkılmasına inandırmalıyız.

-"Dinde zorlama yoktur, kimse kimseyi dine girmeye zorlayamaz" diyerek, dinin emirlerinin anlatılmasına mani olmaya çalışmalıyız.

- Müslümanları Kur‘an hakkında şüpheye düşürmeliyiz. Bu maksatla içinde noksanlık ve fazlalık bulunan, tahrif edilmiş Kur‘an mealleri hazırlamalıyız. Kur‘anı diğer dillere çevirip, arap ülkeleri dışında Arapça okunmasına mani olmalıyız. Ve yine Arap ülkeleri dıında ezan, namaz, hutbe ve duaların Arapça yapılmasını önlemeliyiz. "Herkes, Kur‘anı kolay anlamak için kendi diliyle okumalıdır" fikrini yaymaya çalışmalıyız.

Ne dersiniz çocuklar, bu gün yani 21.yüzyılda da bu notlar, hala geçerliliğini korumuyor mu?

(BU GÜN NE DUA EDELİM)

Allah‘ım;

Bizi bu günün fitnelerinden, şeytanın cazip oyunlarından sakındır. Bu haftamızı, ayımızı, ömrümüzü hayırlı eyle!

Bize peygamberlere, alimlere nasıl hayırlı işler yaptırdıysan bizlere de öyle hayırlı işler yaptır, meleklerin dillerine destan olacak hayırlı işler nasip et!

(MİNİ TEST)

MACERACI MISINIZ?

Bazılarımız tehlikeye bayılır. Bazılarımız ise olaylara uzaktan bakar. Peki siz hangisisiniz.

Testimizi cevaplandırın, kendinizi test edin.

1.         Yabancı bir gemiye atlayıp, diyar diyar gezip zorluklarla uğraşmak ister misiniz?

Evet     Hayır

2.         Kuş gibi uçma imkanı olsa, dener misiniz?

Evet     Hayır

3.         Pilot olmak hoşunuza gider mi?

Evet     Hayır

4.         Bu kadarı bana yeter, fazlasına gerek yok der misiniz?

Evet     Hayır

5.         Bir uçan daire gelse ve uzaylılar sizi uzay yolculuğuna davet etse, gider miydiniz?

Evet     Hayır

6.         Yeni yerler görmek, yeni şeyler bulmak için zahmete katlanır mısınız?

Evet     Hayır

7.         "Başarılı olmak için direnmek gerekir," sözü sizce doğru mudur?

Evet     Hayır

8.         Bir çon çok başarılı ve ilim adamı olacağınızı düşünür müsünüz?

Evet     Hayır

9.         İyi not alınca gevşer misiniz?

Evet     Hayır

10.       Yaz tatilini bilmediğiniz bir yerde tek başınıza mı geçirmek istersiniz?

Evet     Hayır

Değerlendirme:

4. ve 9. sorulara Hayır, diğerlerine Evet şeklinde cevap verdiyseniz, her cevap için kendinize onar puan yazın.

4. ve 9. sorulardan Evet, diğerlerinden Hayır şeklinde cevaplandırdıklarınız varsa onlar için puan yazmayın.

Şimdi puanlarınızı toplayın: Eğer yetmişten yüksek puan tutturmuşsanız çok maceracısınız. Yalnız dikkatli olmanız lazım. Bu kadarı tahlikeli olabilir.

Puanlarınız toplamı yetmiş kadar ise iyi sayılırsınız. Ama eğer ellinin altına düşmüşseniz cesaretinizi toplayın. Aksi halde sizi korkaklıkla suçlayabilirler.

(HOCA NASREDDİN‘İN BİRİ BİR GÜN)

DOĞRU GÖLE

Nasreddin Hoca bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine getirirken, yolda:

"Acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı?" diye aklından geçiriverir.

Aralarında kuru da bulunan çalı çırpıya rağmen, Hoca bu ya, illa deneyecek.

Kibriti çaktığı gibi eşeğin üstündeki çalı çırpı alev almaz mı? Eşek, korku ve telaşla, anıra anıra, çifte ata ata dörtnala koşmaya başlar. Hoca da arkasından...

Eşek can havliyle öylesine hızlı koşuyormuş ki, yetişebilene aşk olsun!

Hoca hayvana yetişip kurtaramayacağını anlayınca arkasından bağırır:

"Hey bana bak! Aklın varsa, doğru göle koş! Göle koş, göle!" diye bağırır.

(MASAL)

ALTIN KÜP

İnci KARAMAN

Sevgili Çocuklar, bu gün size Fahr-i Kainat Efendimiz Peygamberimiz‘den bir masal daha nakledeceğim, bakalım bize bu masaldan ne hisse düşecek?

Çok uzun yıllar önceydi. dünya malına değer vermeyen güzel bir ülkenin erdemli insanları yaşıyordu..

Bir adam, birinden bir arsa satın aldı. Arsa üzerine güzel bir ev ve bir bahçe yapmak istiyordu. Bunun için ustalar çağırdı. Önce arsanın etrafını duvarla çevirdi. Sonra tek katlı büyü k bir ev yaptırdı. Geriye büyük bir alan kalmıştı. Bu alanı da insanın içine ferahlık veren çeşit çeşit ağaçların ve çiçeklerin bulunduğu bir bahçe yapmak istedi.

Arsayı kazıp toprağa fidanlar ve çiçekler dikmeye başladı. Yine bir gün bahçede çalıştığı esnada kazmasına sert bir cisim takıldı. "Büyükçe bir kaya olmalı" diyerek, etrafını iyice kazmaya başladı. Bir de ne görsün? Ağzına kadar altın dolu bir küp... Küpü bulunduğu yerden dikkatlice çıkardı. Sonra onu aldığı gibi arsayı satın aldığı adama götürdü.

Adamı bulunca ona:

"Arkadaş, bu altın küpü senin bana sattığın arsadan çıktı, altınlarını al." dedi.

Arsayı satan adam:

"Ben sana arsayı içindekilerle birlikte sattım. O altın küpü benim değil, senindir. Altınlarını güle güle harca" dedi.

Diğer adam buna itiraz etti:

"Ben senden sadece arsayı satın aldım; içindekileri değil. Bu yüzden bu altınlar benim değil, senindir" dedi.

İtiraz sırası arsayı satan adamdaydı:

"Olur mu efendim, ben size arsayı her şeyiyle birlikte sattım. Bu altınlar senindir. Al götür altınlarını" dedi.

İki taraf ta altın küpünü almaya yanaşmıyordu. Bir türlü anlaşamadılar.Baktılar ki, bu şekilde anlaşamayacaklar, mahkemeye gitmeye karar verdiler.

Mahkemedeki hakim de onlar gibi tok gözlü, dünya balına gönül vermeyen ve asla haksızlığa yönelmeyen biriydi. İki adamı da dikkatle dinledi. Sonra onlara:

"Bekar çocuklarınız var mı?" diye sordu.

Bu soruya her iki adam da çok şaşırmıştı. Onlar hakime niçin gelmişlerdi, hakim onların ne soruyordu. Buna bir anlak veremediler.

Arsayı satın alan adam:

"Beni bir oğlum var" dedi.

Arsayı satan adam da;

"Benim de bir kızım var" dedi.

Bunun üzerine hakem şu kararı verdi:

"Çocuklarınızı birbiriyle evlendirin. Bu altınların bir kısmını onlara düğün hediyesi olarak verin. Bir kısmını siz kendi ihtiyaçlarınız için kullanın. Kalan kısmını da Allah yolunda hizmette kullanın."

Her iki adam da hakimin bu kararından çok memnun kaldı. Çünkü hem aralarındaki anlaşmazlığı çözmüş hem de arkadaş olarak girdikleri mahkemeden akraba olarak ayrılmışlardı.

Sevgili çocuklar, Peygamberimizin anlattığı bu hikaye bize Sahihu‘l Buhari‘den nakledilmiştir.

Dünya malı dünyada kalır. Biz sahip olduklarımıza şükretmeyi bilirsek, inanın Allah çok daha fazlasını gönderecektir. Yeter ki, elimizdeki nimete nankörlük etmeyelim.

SİZDEN GELENLER

BİLMECELER

Yeşildir abası,

Sarıdır libası,

İçinde iliği var,

Bin tane deliği var.

(Badem)

Yeşil iken al olur,

Zerre zerre bal olur,

Meyl edince siyaha,

Lezzek verir dimağa,

Varma sakın yanına

On parmağın bal olur

Tutar isen yavaş tut,

İki elin kan olur.

(Kara Dut)

Yasemin Uç, B.evler/İstanbul

UNUTMASIN DİYE

Babası, Cevat‘ın mendilinin bir köşesini düğümlü görünce sordu:

"Mendilini niçin düğümledin?"

"Annem düğümledi, e-postayı atmayı yazmayı unutmayayım diye."

"Peki gönderdin mi?"

"Hayır baba, annem mektubu yazmayı unutmuş."

SEBEBİ

Nurten annesinden on lira istedi. Annesi:

"Dün verdiğimi ne yaptın?"

"İhtiyar bir kadın verdim anne."

"Çok iyi etmişsin yavrum. Öyleyse, al sana on lira daha."

"Teşekkürler."

"Fakat o yaşlı kadınla neden bu kadar ilgileniyorsun?"

"Çünkü o kadın çikolata satıyor anneciğim."

BİZDEN SİZE (7Nisan)

Sevgili çocuklar;

Çocukça sayfamız olumlu tepkiler alıyor. Gönderdiğiniz mesajlardan da bunu anlıyoruz. Bana yazan bir okurumuz, sayfamıza katkıda bulunmak için elinden geleni yapacağını söylüyor. Bir başka okurumuz, başarılarımızın devamı için dua ederken, bir ebeveyn okurumuz ise, bilmece ve bulmacaların zenginleştirilmesini istiyor. Başka bir okurumuz ise "sosyal iletişim ağlarını" kullanmamızı istiyor. Mesela "facebook"ta bir sayfa açmamızı öneriyor... Bütün bu olumlu ve olumsuz eleştirileri dikkate alıyor ve taleplerinizi en kısa zamanda yerine getireceğimizi hatırlatırım.

Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun!

Muhabir: Haber Merkezi